Bizim Kafenin 'Altın Kızlar'ı
TEMMUZ Sayı: 25 - Ekim 2018

Ara sıra gittiğim bir kafe var. Aslında sıradan bir yer burası ama kafenin en ilginç özelliği, daimî dört kadın müşteriye sahip olması. Daha doğrusu, arkadaş olan dört yaşlı teyze. Garsonların onlara taktığı isimle, 'altın kızlar'. Bir zamanların ünlü dizisi Altın Kızlar'daki karakterlere benzetildikleri için mi, yoksa altın bir kalbe sahip oldukları için mi bu isimle anılıyorlar, bilemiyorum. Belki bir gün öğrenirim.

Kışın dondurduğu hatta karın lapa lapa yağdığı günlerde bile, kafenin dışarıya attığı masalarda sigara, çay içip uzaklara dalan ya da iki lafın belini kıran teyzeler bunlar. İçeride oturduklarında neler konuştuklarını az çok duyabiliyorum. Buna bol bol kulak misafiri oluyorum desek daha doğru olur. Ne mi konuşuyorlar? Hayata dair ne varsa. Ya o gün yapacakları ya da dün akşam yedikleri yemeklerden ev işlerine, marketteki indirimlerden eski arkadaşlara, magazin haberlerinden dizilere kadar hemen her şey... En çok da, akşam izledikleri diziyi kritik etmeleri garip gelir bana. Gençlerin/çocukların takip ettiği dizileri bile iyi izlediklerini çıkarıyorum bu konuşmalardan. Hatta çok uzun olduğu için akşamları sadece bir dizi seyredebildiklerini, dizilerin iyice saçmaladıklarını da. Kilo vermek için nasıl diyet yaptıklarını, zaman zaman yoldan gelip geçenleri çekiştirmelerini söylemeye gerek duymuyorum bile.

Aslında laf lafı açıyor her defasında: Kırgınlıklar, kızgınlıklar, vefasızlıklar birbirini takip ediyor. Eski dostlar, komşular, çocuklar, gelinler sitemle anılıyor. Anlayacağınız, her gün konuşulacak mevzular bulunuyor bir şekilde. Bir gün bilmem kimin gelini veya damadı, başka bir gün bir yakının yeni aldığı evi veyahut yazın nereye tatile gidileceği konuşuluyor. Bilhassa bazı şeyler eskiyle çok kıyaslanıyor, "Ah şekerim, nerde o eski insanlar!" tarzında yakınmalar... Öyle çok da umutsuz ve karamsar değiller. İyi kötü bir emekli maaşları, başlarını sokacakları bir evleri var. Yanlış duymadıysam, biri yazlık bile almış.

Kafeyi evleri gibi gördükleri için çok rahatlar. Öyle göründükleri gibi huysuz, insanlara tepeden bakan, kendini beğenmiş ablalar değil bunlar. Bilakis samimi, candan, mütevazı, olgun insanlar. Muhafazakâr bilinen kafenin bu modern görünümlü ablaları bazı yaşlılar gibi öyle her gelip geçene hükümet karşıtı veya ulusalcı vaazlar vermiyorlar. Buranın müdavimi olmalarının en büyük sebebi bence, garsonların 'altın kızlar'a saygıda ve hizmette kusur etmemeleri. “Abla!” diye hitap etmeye özen gösteren garsonların ismi tek tek biliniyor. Hal hatırları sorulmadan çaylar söylenmiyor. Canları her istediğinde çay içmiyorlar zaten. "Taze çayınız var mı?" diye soruluyor, olumlu cevap alındığında çaylar geliyor. Kahve, meyve suyu, gazoz hatta bitki çayı içtiklerine hiç şahit olmadım. Ama ara sıra marketten aldıkları çubuk kraker veya bisküvileri kek, kurabiye niyetine yediklerini çok gördüm.

Aralarında pek yaş farkı olmamasına rağmen -belki de bana öyle geliyor- zamane kızlarının aksine birbirlerine “............ abla!” diyerek hitap etmeye gayret ediyorlar. Kafeye ilk gelen, arkadaşlarını göremeyince garsona, "Bizim kızlar uğramadı mı bugün?" diye soruyor daima. Kafeye gelen günlük gazetelere göz atmayı ihmal etmiyorlar. Bir keresinde, kısa saçlı olanı evden tabletini getirmiş, seçim sonuçlarını analiz ederek beni şaşırtmıştı.

O değil de sanki sosyal hayatla bağ kurabildikleri tek yer kafe. Ne zaman gelsem buradalar ya da çok geçmeden her zamanki masalarında buluyorum onları. Daha doğrusu masalarını kimseye kaptırmıyorlar. Gençliklerinde çalıştıklarını tahmin ettiğim bu yalnız insanların her gün birkaç saati bu mekânda geçiyor. Başka kafelere de böyle her gün takılan, liseli kızlar gibi zamanlarının bir kısmını burada geçiren yaşlı teyzeler var mı acaba diye sormuyor değilim. Önceleri garipsiyordum ama bir süre sonra onları anlamaya başladım. Emekli olunca evde oturamayan, çocukları tarafından yalnızlığa terk edilen, eşlerini kahveye kaptıran, kadın programlarını da pek beğenmeyen bu insanları bir parça anlamak gerektiğini düşündüm. Eminim diğer kadınlar gibi onlar da gün yapıyorlardır ama her gün dışarı çıkıp hava almak, birbirlerinin derdine sevincine ortak olmak, hemcinsleriyle çay ve sigara eşliğinde hasbıhal etmek iyi geliyordur. Sorup hikâyelerini öğrenmek isterdim lakin serde çekingenlik var maalesef.

Aslında biriyle çok az muhabbet etmişliğim var. Ayağı sakat olduğu için değnek kullanan bu ablamız, "Buraya her Allah'ın günü geliyorum. Bir tek, yol buz tutunca gelmiyorum. Buranın çayı bir başka oluyor. Her gün gelip içmesek olmuyor." diye anlatmıştı bir seferinde. Ayrıca emekli olduğunu ve Beşiktaş'ta evi bulunmasına rağmen Beykoz'da kirada oturduğunu belirtmişti. Dikkat ettim, genelde kafeye ilk gelen o. En son giden de.

Çalışan insanların emekli olduktan sonra bocaladığını veya sosyal hayata uyum sorununu yaşadığını biliyordum. Emeklilikle birlikte kendilerini değersiz, yalnız, boşlukta, çaresiz hissedebilen yaşlılar can sıkıntısı çeker diyor uzmanlar. Hatta bu yüzden depresyona girenleri bile varmış. Evet, yalnızlık zor, hele de yaşlıyken. O yüzden çok görmemek lazım bazı şeyleri. Akranları torun bakarken, huzurevinde 'huzur' ararken, kocaları kahvehanede gününü gün ederken güzel kafemizin 'altın kızlar'ı her gün burada dostlarıyla ömürlerinin geri kalan kısmını geçirmişler, çok mu?

Kemal Kurak Arşivi
25 Sayı: 25 - Ekim 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler