Esfel
TEMMUZ Sayı: 29 - Şubat 2019

İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?

- Böyle olacağı belliydi. Sultan Süleyman’a kalmamış, ona mı kalacaktı?

- Gözü çıksın. Onca mazlumun ahı yanına kalır mıydı?

- Burnundan gelsin. Tüyü bitmemiş yetimin rızkını yedi bu.

- Düşmez kalkmaz bir Allah, ne oldum delisi olmayacaksın işte.

Övünüp duruyor: Ben, yığınla servet tükettim!

- Karun kadar zengindi bu. Yedi içti. Saçtı savurdu. Dönüp arkasına bir kez bile bakmadı.

- Masasında kim yoktu ki? Kaymakamından başkanına, hâkiminden savcısına, komutanından amirine. Yedirdi babam yedirdi.

- Durduğu yoktu burada. Bir bakardın Ankara’da vekil kovalıyor, bir bakardın İstanbul’da o pavyon senin bu gazino benim gününü gün ediyor.

Peki, kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?

- Yok, anam babam yok. Babası rahmetli, hacı adamdı. Çok dedi, saydı, sövdü, kızdı, küstü. Bu bana mısın demedi. Ar damarı çatlamasın adamın, hafazanallah hayvan gibi yaşar da insanım der.

- Hacı babası, Allah rahmet etsin, dargın öldü buna. Burada değildi öldüğünde. İki gün beklettik de gelmeyince gömüverdik zavallıyı. Çok sonra çıktı geldi. Baktık, bu hiç oralı değil. Hanımı göstermelik bir şeyler dağıttı sağa sola, o kadar. Bunda tık yok, çarşı pazarda gerine şişine dolaştı yine.

Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi?

- Her yolu bilirdi bu. Aklı her bir işe ererdi de gözü doymazdı gözü. Kâğıt kürek işlerinin hepsi ezberindeydi. Kim ne yapar, konakta kurumda iş nasıl yürür, hangi kapının ardında ne var, hepsini hıfz etmişti. Aklı da sinsiliğe meyilli olunca önünü alamadılar tabi.

- Ağzı da aklı kadar vardı bu şeytan uşağının. Kimle nasıl konuşulur, hangi lafın ucu nereye dokunur, yeri geldi mi söz nasıl eğilip bükülür. Şeytan uşağı dedimse de şeytana pabucunu tersten giydirirdi.

- Böyle yapa ede, her minareye kılıfını buldu. Her kapının ardına ulaştı. Cahil adamın altından kalkacağı işler değildi bunlar. Bir de baktık ki, okumuş, devletin ta nerelerini tutmuş adamların sofrasına kurulmuş.

Fakat o, sarp yokuşa atılmadı. Sarp yokuşun ne olduğunu sen ne bileceksin?

- Onu tut, ateşe at, razı gelirdi de yardım için falan kapısını aman çalma. Bilmez misin, böyle adamların cebinden akrebi eksik olmaz.

- Yapıp ettiği olduysa da fazlasıyla geri aldı. Kaç garibanın kanını emdi bu nursuz. Elini veren kolunu kaptırdı. Gayrı evine ekmek mi götürsün yoksa bu deyyusa mı çalışsın, şaşırdı kaldı avucuna düşen.

- Öyle en tepeye çıktım dediği zamanlarda, çiğnediğinin hesabı tutulmaz. Allah korkusu yoktu ki kırdığından utansın.

Ayetlerimizi inkâr edenler ise kötülüğe batmış kimselerdir. Üzerlerinde etrafı sımsıkı kapatılmış bir ateş vardır.

- Battı ya. Hem de ne battı. Dün arkasını toplayanlar bugün önünden geçince tanımaz oldular.

- Allah şaşırtmasın kızım. Allah kimseyi ben oldum delisi yapmasın. Boğazına kadar pisliğin içine batarsın da kendini cennet bahçesinde sanırsın. Battığın ateşten bir çukurdan başkası değildir de bunu anlayacak idrakten mahrum kalırsın. Eğleşir durursun gayrı. Zaman öyle bir geçer, ömür öyle bir eşiğe gelir dayanır ki, eğleştiğin dünya tepene çöker, altında kimsesiz, çaresiz kalıverirsin.

- Allah bizi de neslimizi de korusun inşallah. İbret çok da marifet gören gözde evladım. Rabbim gözü gönlü mühürlenenlerden etmesin, ne diyelim.

Sadullah Taşçı Arşivi