Ben ve Çocuk
TEMMUZ Sayı: 29 - Şubat 2019

Gece sessizliğe kement atmış, bekliyor. Akşamın döşeğine yorgunluklarım uzanıyordu. Günün gerisinden bana kalan suskunluk başucumda bekliyor. Karanlık her yanımı kuşatıyor. Ben dijital bir dünyanın yanı başında yaşıyorum. Elimde akıllı telefon sanallaşan duyguları arıyorum. Denize hasret tutkularım içime birikiyor. Gökyüzünün mavi olduğunu biliyorum. Betonlaşan şehrin sokaklarında hayallerim geziniyor. Teknolojinin icadı uçan makineler düşüncelerimi kuşatıyor. Sesiz gemiler limanlara yaklaşıyor. Asık suratlı yolcular iniyor. Ayrıntılara takılıyorum. Parkların sonbahara yakışan sessizliğini gözetliyorum. İki cepheli bir hayatın siper hattına koşuyorum. Elimde kırlangıç kanatları, nefes nefese denizi özlüyorum. Gecenin sonunda gün doğuyor. Geçmişle gelecek arasında bir sarkaç gibi sallanıyorum. İkircikli bir dünyanın eşiğindeyim. Her gün biraz daha insanlığım fakirleşiyor. Sonra özüme dönüyorum. Hayaller kuruyorum. Çocukluğumda kalan hatıralarıma sığınıyorum. Dijital bataklığın içinde debeleniyorum. Gözüm geçmişin nostaljik tutkularına tutunuyor.

Uyuyan bir çocuğun yüzüne bakıyorum. Masumca yatıyor, nefes alıp veriyor. Gecenin karanlığına karışan düşlerini görüyorum. Kıpırdayan göz kapakları, ışığa rengini veriyor. Bir kulaç dolusu sevgiyle yorganı üstüne örtüyorum. Gece sessizliğe yaslanıyor. Karanlık sabrın döşeğini ısıtıyor. Sabaha kadar uzayan bir uykuya dalıyorum. Güneşle aydınlanan güzel bir hayatı özlüyorum. Öyle masum bir duygudur, biliyorum. Hayatı böyle bir masumiyetle tanımlıyorum. Duygularımdan fışkıran sessizliği duyuyorum. Uyuyan bebeklerin yüzüne bakıp bekliyorum. Hayatın keşmekeşliği içinde yaşayan bir masumiyeti keşfediyorum. Günahsız bir yüzü dünyanın orta bir yerinde tanıyabiliyorum. Saf duygularım kabarıyor. İçimde bir ürperti hissediyorum. Maziye bakarak bir serüvene yürüyorum. Şafağı erken görmenin sevinciyle dolup taşıyorum. Sınırsız sevincin içine balıklama giriyorum. Esrarengiz bir özlemi taşıyan insanlığın yanı başından geçiyorum. Aynı yıldızlar, aynı ay, her gece fark ediyorum. Nefesimi atmosferin ellerinden alıyorum. Gecenin bir yarısında bir bebeğin sesi yükseliyor. Hayallerimi seyre duran aşkın dünyasına giriyor. Yağmur yeşil bir yapraktan süzülüyor. Damla, damla düşüyor, sessiz bir haykırışı duyuyorum. İnsanı hayata bağlayan en temel duyguya bağlanıyorum. Sevgi masumiyeti temsil ediyor. Duyguların masumiyeti, insan ruhuna yansıyor, akşamın eşiğinde görüyorum. Yorgunluğu dipsiz kuyulara döküyorum. Uyuyan bebeğimin yüzüne bakıyor, yerli bir duyguyu anımsıyor, meditasyonla buluşuyorum. Hayatın dijital kıyısı sığ bir denize yaklaşıyor. Sahil boyunca yürüyorum. Kabul görmeyen isteklerimi hatırlıyorum. Yüreğime biriken hıncı bir celsede unutabiliyorum. Uyuyan masum bir çocuğu seyrediyorum. Bu eylemin ruhsal terapi metodu olduğunu keşfediyorum. Mekanikleşen insanlığın iskambilleri ile oyun oynuyorum. Dijital dünyanın çok ilerisine dokunuyorum. Yeni bir dünyanın penceresini aralıyorum. Sonra gökyüzünün perdeleri açılıyor. Demir kapılar kapanıyor. Masmavi bir yalnızlığa bakıyorum. Her şey aydınlanıyor. Çağın dönen kapısını keşfediyorum. Açılan yeni kapıdan giriyorum.

Başka bir dünya, gürültünün ertesinde bekliyor. Bulut yağmura karışan gözyaşını döküyor. Toprak suyunu çekiyor. Dereler akıyor, birleşiyor. Nehirlere umut karışıyor. Sonra çağlayan şelaleye dökülüyor. Bir nehir taşıyor, denize koşuyor. O nehrin kıyısında yürüyorum. Gökyüzüne masmavi bir hayalin resmini çiziyorum. Aşkın sonsuzluğuna kanat çırpıyorum. Melankolik şarkıların melodisini duyuyorum. İncecik bir kemanın telinde bir melodi çalıyor. Zamana bir bedel ödüyorum. Sessizce lirik bir serüveni izliyorum. Evrenin ortasında yaşıyorum, kuzey yıldızının ışığıyla besleniyorum. Doğduğum kaynağa doğru yürüyorum. Varoluşun senfonisi kulaklarımda çınlıyor. Gecenin sesini dinliyorum. Yüreğime denizlerin dalgaları birikiyor. Dalgaların çığlıklarını yüreğimde hissediyorum. Dalgaların köpükleri yakamozları alkışlıyor. Bulutların simyasıyla duygularım denkleşiyor. Ruhum dingin bir akşamın eşiğinde bekliyor. Gecenin rüyasına yürüyen aşkın hayaliyle yaşıyorum. Hayatı ve ölümü düşünüyorum. Sessizlik karanlığın koynunda gizleniyor. Endişelerim duygularımı kuşatıyor, sevgim biraz daha artıyor. Heyecanım kıpırdıyor, titrek benliğimde kelebek kanatları titreşiyor. İçime akıl almaz huzursuzluk çöküyor. İlahi gücün kollarına bırakılmış ruhum tedirgin titriyor. Özüne dönen kimliğin sancısını yaşıyorum. Hayatı ve ölümü yaratıcı tasarlıyor. Hayatı hücrelerimle hissediyorum. Rüzgârın yitik düşlerinde uyanıyor, aşkın onulmaz şafağına dokunuyorum. İçimde büyüyen volkan patlıyor. Evrene sesleniyorum. Yeryüzünün yerlilerine sözümü tekrarlıyorum.

Dünya yüreğime çitlembikler doğuruyor. Maddenin en küçük zerresi evreni kuşatıyor. Kâinatı donatan iyilik ve kötülük nasıl sığınıyor bir insan ruhuna? Aşk en zorlu kılıcıyla ruhuma derin yaralar açıyor. Nasıl ihanetle süsleniyor yıldızların ışığına? Şimdi gövdemi okyanuslara bırakan bir rüzgâr gibi koşuyorum. Yarasalar düşlerimde salıncaklar kuruyor. Leyla susuyor, ben mecnunla birlikte ağlıyorum. Yüreğimde tırpanlanan muştuyu beyaz güvercinler saklıyor. Şehrin varoşlarına sessiz bir öfke yerleşiyor. Nefretle büyüyen bir yanardağ oluyor. Kavrulan sözleri gökyüzüne savuruyorum. Sabır taşlarıyla bir kale kuruyorum. Issızlığın içine örülen bir tutam bilgeliğe tutunuyorum. Derviş gibi hu çekiyorum. Gecenin en koyu aşkı, ruhuma dokunuyor. Her şey yeniden başlıyor. Yaşamın diğer kıyısını gözlüyorum. Şehir ve aşk birlikte yürüyor.

Ey aşk: yüreğim çırpınıyor. Dilime bulaşan çılgınlığa dokunuyorum. Dijital dünyanın serüvenlerini teğet geçiyorum. İyilik melekleri saklambaç oynuyor. Tutkularımı ceplerime dolduruyorum. Gelin aşkın amansız savaşçıları, bekliyorum. Şimdi susmak zamanı değil. Rüzgârın yitik düşlerine tutunmak zamanıdır. Şehrin tutkularına bulaşan günahları topluyorum. Ara sokakların künhüne erişiyorum. Zaman keskin bir kılıç, biliyorum. Cellâdımı tanıyorum, medeniyetin kellesini bekliyor. Cellâda aşkı ödünç veriyorum. Susuyorum, o arlanmıyor. Şimdi aşk zamanı, erdemin tutku olduğu tan yerine yürüyorum.

Dijital çağı yeryüzünün kutsanmış ruhuna terk ediyorum. Aşk için yazılan bir şiirin mısrasını yutkunuyorum. Hayatın gizli sırrını çözüyorum. Şafağın yarı aydınlık vaktine yürüyorum. Üzerime yapışan rütbeleri gün ışığına savuruyorum. Güneşin gölgesine sığınıyorum. Gökyüzüne bakıyorum. Çırpınan kırlangıç kanatlarına tutunuyorum. Sesimin yankısına yapışan denizi teğet geçiyorum. Işığın gölgesine biriken bir aşkla, ıssızlığa gidiyorum. İnsan soyu makineleşiyor. İyilik risk alıyor. Karmaşanın girdabına giriyorum. Affedilmeyen suçları işliyorum. Modern çağın şarkısıyla buluşuyorum. Dilimlenmiş zamanın son çeyreğindeyim. Beynimin kemiklerini eritircesine düşünmek istiyorum. Yerlilerden aldığım sözleri, tutkularıma ekliyorum. Gövdemi medeniyet kalıntılarıyla süslüyorum. Aşkın memnu yüzünü metropollerin surlarını asmak istiyorum. Firari bir tutku düşlerime yapışıyor. Zamanın med- cezir anında alevlenen ruhların dillerini bağlıyorum. Şafağın tılsımıyla günün ilk rekâtında uyanmak istiyorum. Sabah güneşinin ışığını ödünç alıyor. Cümlemi kutsanan zamanın içine bırakıyorum. Issız beldelerin nefesiyle rüzgâra bir sır veriyorum. Umutları duygularımla tazeliyorum. Tutkularımı kelimelerin tılsımına katmak için çırpınıyorum. Eski bir şiirin mısrasını tekrarlıyorum. Bir tutku dilimin kıvrımına yapışıyor. Günahlarımı biriktiriyor, hıncımla kırbaçlıyorum. Gözlerime biriken yağmur, yitik düşlerimle birleşiyor. Ilık nefesim rüzgârı anımsatıyor. Öfkemi fırtınanın kollarına savuruyorum. Ansızın kabaran sessizlik duygularıma çarpıyor. Gürültülü akşamların ergenleşen soluğunu alıyorum. Gecenin simyasına karışıyorum. Ateşi icat eden bilgenin ruhunu çalıyorum. Medeniyet diye bilinen canavarın dişlerinde öğütülüyorum. Miadı dolmuş bir dünyanın çöllerinde bir iz arıyorum. Bir serabın kıvılcımını tutuşturuyorum. Eski çağların dipnotlarını okuyorum. Esrarengiz şarkıları mırıldanıyorum. Hüzünleri bir gişe kâğıdına saklıyorum. Ölü taklidi yapan sokakları arşınlıyorum. Ant içilen hayatların fısıltılarıyla sözcükleri topluyorum. Bir şiirin serüvenini yaşıyorum.

Çağı ıslatan yağmurlar yağıyor. İnsanlığın ten rengi değişiyor. Beyaz adamın kurnazlığı barışı çağırmıyor. Mazlum biriyim, siyah rengi yerlilerle birlikte alkışlıyorum. Kırmızıya çalan turnusol ile rengimi kazanıyorum. Tenime yakışan düğmeleri ruhuma yapıştırıyorum. Yarasalar ışıktan gocunuyor, ben susuyorum. Işığı ruhuma tutuyorum. Vakte dokunan şarkılarla avutuluyorum. Kollarıma kelepçeler, kimliğime mühür vuruluyor. Düşüncelerim işgal ediliyor. Bıçak vurulan sevdalarım yaralanıyor. Aşkın kanı kurumuyor, unutamıyorum. Kölelik çağının yasını tutuyorum. Güneşin doğduğu güne değil, battığı güne yürüyorum. Devrilen güne yaslanan geceyi düşünmeden uykudan uyanıyorum.

Mehmet Akif Şahin Arşivi
29 Sayı: 29 - Şubat 2019 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler