Günlerin İzi
TEMMUZ Sayı: 18 - Ocak 2018

23 Ağustos 2015 – Güngören: İyi Ki Var Kitaplar...

Uzun zamandır ilk kez bir Pazar günü evdeyim. Havanın serin olması ve yağmurlu olması belki de beni evde tutan. Sabahtan bu yana kitaplarla iç içeyim. Exupery'nin ‘Küçük Prens'ini lise yıllarında okumuştum. Geçen gün Beyan Yayınları'na gittiğimizde yeni baskısını görünce dayamadım, aldım. Bugün ilk onu okudum. Şimdi elimde Rasim Özdenören'in bir kitabı 'Aşkın Diyalektiği' var.

24 Ağustos 2015 – Sultanahmet

İşe gidip gelirken ulaşım aracında yapılacak en iyi iş okumak; Kafka’nın ‘Milena'ya Mektuplar’ ve Sezai Karakoç’un ‘Leyla İle Mecnun'u yolculuk sırasında okumayı tercih ettiğim iki kitap. Sıradaki iki kitap ise Fahri Tuna'nın yeni çıkan ‘Eğri Oturup Doğru Konuşalım’ başlıklı söyleşi kitabı ile rahmetli Vahap Akbaş'ın Mehmet Akif Ersoy hakkındaki incelemesi.

04 Temmuz 2017 – Eskişehir

Yolculuğa çıkarken bazen yanıma okumak için alacağım kitaplar konusunda tereddüt ettiğim, hemen karar veremediğim zamanlar olur. Ama bu sefer Eskişehir'e giderken elim hemen şu kitaplara uzandı. Değerli Necdet Subaşı hocamın bizim mahalleyi anlattığı 'Gerisi Hikâye','Yaz Dediler Anı' isimli kitapları ile Asaf Halet Çelebi'nin şiirlerini aldım yanıma ve onları okudum gidiş ve dönüşte. Subaşı’nın bu eserlerini şimdiye kadar okumadığıma hayıflanıyorum. Bizi, mahallemizi, sorunlarımızı, işlerimizi, okumalarımızı, çabalarımızı, alışkanlıklarımızı, daha pek çok şeyi hem anlatıyor hem de ciddi eleştiriler getiriyor. Geçmişe dönük anılarını anlatarak aynı zamanda onlarla ilgili düşüncelerini dile getiren, o düşünceleri bugün yeniden masaya yatırıp değerlendirmemizi isteyen yeni bir dil geliştirmiş Subaşı. Özellikle bu dil için emek vermiş, belli. Buradan benim anladığım; neyi nasıl anlatmamız gerektiği konusunda yeni yöntemler geliştirmeliyiz. Bu sonuca gitmemiz gerektiğini, kendimizi, yapıp ettiklerimizi yeniden bu doğrultuda ele alıp değerlendirmemiz gerektiğini hatırlatıyor. Necdet Subaşı’nın anlatımını, ortaya koyduğu yeni dilin neyi çözmeye çalıştığını, neden yeni bir dil ihtiyacı hissettiğini daha iyi anlıyorsunuz kitapları okuduğunuzda. Hemen pek çoğumuzun gençlik dönemlerine ait izler bulunan bu anlatımlar dönem olarak da yaşanılanlara yeniden bakmamıza imkân sağlıyor. Dönem içerisinde çok farklı değerlendirebildiğimiz yaşanılanları, bugün bulunduğumuz noktadan baktığımızda daha farklı değerlendirdiğimizi görüyoruz. Yoksa sadece hatıra değil anlatılanlar…

Eğer siz de okumadıysanız en kısa sürede okumanızı öneririm. Okumayı seviyorum. Özellikle tren yolculuğunda okumaktan hoşlanıyorum. Yolculukları okuyarak güzelleştirmeliyiz. Üniversite öğrencisiyken sırf okuyabilmek için kısa mesafeli tren ve otobüs yolculukları yaptığımı hatırlıyorum. Elime bir ya da iki kitap alıyor, Haydarpaşa’dan trene biniyordum, Hereke, İzmit, Adapazarı ya da Geyve’ye kadar gidiyor o istasyonda inip tekrar karşı yönden gelen ilk trene binerek İstanbul’a geri dönüyordum. Otobüs yolculuğunda da aynı şekilde Topkapı’dan otobüse biniyor, Sakarya, Gölcük, Karamürsel, Yalova’ya kadar gidiyor, orada tekrar inip ters yönden gelen ilk araca binerek İstanbul’a geri dönüyordum. Bu yolculuklar süresince pek çok kitap okuma imkanı buldum..

05 Temmuz 2017 – İstanbul

Rahmetli Erdem ağabeyin vefat yıldönümü bugün. Fetret dönemini yaşadığım bir zamanda vaki oldu hakk. Ve ben kendimden çok uzak bir noktada bulunduğum için ölüm haberini çok geç aldım. Cenazesine katılamadım. Hüseyin Yorulmaz onun için ‘bir neslin ağabey’i dedi ve bu başlıkla bir de kitap yazdı. Gerçekten o bir neslin ağabeyi olabilen gerçek sanatçılardan birisiydi. Hem sanatçı olup şiirler yazan hem de ağabey olabilen ender insanlardan biriydi. Şiirinde herkeste olmayan güçlü ve tok bir ses hâkimdi. Bu ses onun şiirini güçlü kılan önemli bir unsurdu. Kendisiyle son görüşmemiz yanılmıyorsam 2002 yılındaydı, Başbakanlık’ta Mehmet Durlu’nun bürosunda karşılaştık. Rahatsızlıkları vardı ama şikâyet etmiyordu. İstanbul’da olduğu sürede görüşebilmek dileğiyle ayrıldık fakat bir daha nasip olmadı görüşmek. Bir kez daha rahmet diliyorum. Mekanı cennet olsun.

Gece/Eskişehir’e her gelişimde Odunpazarı'ndaki Alâeddin Parkı’na uğramak istediğim halde fırsat olmamıştı. Bu sefer tarihi Alâeddin Camii’nin de içinde yer aldığı bu geniş mekâna özellikle uğradım. Gençlik günlerimizin unutulmaz mekânı… Alâeddin Park… Gündüzleri okulu ektiğimiz zamanlar yanımıza kitaplarımızı alır doğruca buraya gelir bir masaya yerleşir, geç vakte kadar oturur, okurduk. İlk gençlik yıllarında yazdığımız şiirlerle burada karşılaştık. Kenarda sakin bir köşede oturduğumuz masa ve sandalye en iyi dostumuzdu. Yazmaya geldiğim zaman arkadaşların rahatsız etmemesi için geldiğimi haber vermiyordum. Tesadüfen gelirlerse karşılaşıyorduk. Akşamları da Atasoy ağabey ile birlikte bir grup arkadaşla burada oturup şimdilerde çok özlediğimiz sohbetlere iştirak ederdik. Bir dönem mesai çıkışında Atasoy ağabey ile birlikte pek çok arkadaşımızla buraya gelip oturuyorduk. Yediler’deki Yaşar Düzcan’ın da ikamet ettiği ev, akşamları toplandığımız, herkesle buluşma mekânımız oluncaya kadar devam etti Alâeddin Parkı’ndaki çay bahçesindeki buluşmalarımız. Ev uğrak yerimiz olmuştu artık. Her akşam mutlaka uğruyor, orada bulunan başta Atasoy ağabey olmak üzere ağabeylerimizi, hocalarımızın sohbetlerini dinliyorduk. Bu güzel eve uğramadan kendi evlerimize gitmiyorduk. Burada olmak, sohbetleri dinlemek o kadar hoşumuza gidiyordu ki bazen saatin kaç olduğuna dikkat etmeden vakti geçiriyor, son otobüsü kaçırıyorduk. Böyle zamanlarda bir de dönüş paramız yoksa mecburen Yediler’den evimize kadar yürüyerek gidiyorduk.

Kahve şimdi yok, burada oturulacak bir mekân kalmamış. Sadece her yerde olduğu gibi belediye buradaki parkın ara yollarına kanepeler koymuş orada oturuluyor. Ama bizim oturduğumuz, şiirler yazdığımız, kitaplar okuduğumuz küçük masa ve sandalyelerimiz yok artık. Çocukluğumuzun hatıraları siliniyor yavaş yavaş…

22 Ekim 2017 – Güngören

Bugün pazar. Evde çalışma, evde okuma günümüz. Yazılar, şiirler, redakte edilecek kitaplar. Bunlar da bugün okumak üzere nasibimize düşen iki yeni kitap. TYB onursal başkanımız Mehmet Doğan'la yapılmış konuşmalardan derlenmiş bir kitap, 'Modernleşmenin Bedeli'. Yıllardan bu yana batılılaşma ve modernleşme karşısındaki sağlam duruşunu daha geniş açıklamalarıyla okuma imkânına sahibiz konuşmalarda. Diğer kitap '28 D. Mehmet Doğan' ise Fahri Tuna'nın öncülüğünde hazırlanmış bir kitap. 28 yazarın Mehmet Doğan'la ilgili yazdıklarından derlenmiş. Hayırlı olsun her ikisi de. Okuduğum her kitap aileden biri gibi, bir dost benim için. Bugünü de böyle güzel dostlarla geçireceğim için şükrediyorum.

Şakir Kurtulmuş Arşivi
18 Sayı: 18 - Ocak 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler