Değerlerin Kurumsallaşmasına Karşı Bir Manifesto; “Okulsuz Toplum”
TEMMUZ Sayı: 18 - Ocak 2018

Bildiği doğruları söyleyecek tek bir ses bile dünyada pek çok şeyi değiştirebilir.
Kemal Sayar

Hayatın akışı içinde önümüze çıkan bir takım rahatsız edici durumların çaresine ulaşmak bazen içinden çıkılamaz bir durum alabiliyor. Bir zaman sonra da eğer teyakkuzu elden bırakırsak mevcut duruma alışırız. Toplumlar da ters giden şeylerle mücadele edemediklerinde onun bir parçası olmaya mecbur kalırlar. Viyana doğumlu, ilahiyat ve felsefe tahsilinden geçmiş yazar Ivan Illich de toplumunu hatta pek çok toplumu yakından ilgilendiren kendi deyimiyle ‘bütün insanları etkisi altına alan ve giderek genişlemekte olan’ bir meseleye tepkisini belirttiği Okulsuz Toplum yapıtı böyle bir gerekçeyle kaleme alınmıştır. Illich, adıyla bile dikkat çeken bu eserde okuyucuyla eğitime dair çok yönlü görüşlerini paylaşıyor.

Topluma dair, insana dair ortak derdini arkadaşı Reimer’a açar ve onunla meseleyi tartışmaya koyulur. Tarih 1970’li yıllarken yer Meksika’daki Cuernavaca Dökümantasyon Merkezi’dir. Okulsuz Toplum’un ilk altı bölümü bu çalışmaların ürünüyken son bölümü de yazarın Erich Fromm’la yapılan bir konuşmasına dayanan düşünceleridir.

Eğitim sistemi biraz dertli olan insan için, içinde soru işaretleri barındıran, muğlak bir yapıya sahip. Okulun öğrenciye gerçekten önemsendiği kadar katkı sağlayıp sağlamadığı, hayatın bu kadar merkezinde bir konumu hakedip haketmediği, ahlakı ne ölçüde etkilediği türevlerindeki sorular cevap bekliyor. Toplumdaki insanlar için mesleklerin muteberlik sıralamaları nedense şaşmaz bir aletle ölçülmüş gibi. Oysa ‘çok iyi’ denilen derecelere ya da mesleklere sahip kişilerin yeri geldiğinde akıl almaz hukuksuzluklarına hatta aşikar zulümlerine şahitlik ediyoruz. Okulun insanlık için ortak değerlerin öğrencilere aktarıldığı yer olma gereğinin böylece defalarca boşa düşüyor. Mevcut sistemin –ne kadar yenilense de- bireyleri geliştirmesi gerekirken geçiştirmesi yine eğitim sisteminin sıkıntılarından.

Dönüşüm olgusunun ana karakteristiği yavaş olması ve sürece yayılmasıdır. Toplumda herhangi bir alanda ciddi dönüşümler arzu ediyorsak, o alana yönelik vukufiyetimiz ve hayata geçirmeyi düşündüğümüz usul önem taşımaktadır. Eğitim ile ilgili dönüşüm için bir çabayı ifade eden eserin ilk bölümü aynı zamanda yazarın çoğu tezini de içeren bölümdür. Okul kurumu başta olmak üzere tüm kurumlar ciddi tenkitlerden payını alıyor. Ama en çok da “sinsi bir yayılmaya” sahip okul kurumu tenkitlerin hedef noktası durumunda. Çünkü okul öğrencileri kendi gerçekliklerinden uzaklaştıran, kimi merkeze aldığı tartışmaya açık olan bir kurum.

Illich amacını en duru şekilde şöyle açıklıyor; “Bu kitapta yer alan makalelerde, değerlerin kurumsallaşmasının toplumsal kutuplaşmaya ve psikolojik çöküntüye yol açtığını ortaya koyacağım”. Yani asıl mesele toplumun da okullaştırılmasıdır.

Basit bir ihtiyacın kurumsal karşılığı varsa, bu kurum fakir bir sınıf meydana getiriyor. Böyle bir kurumden alacağı şeye muhtaç bu grup için yeni bir sefalet tanımı ortaya çıkıyor. Yazar bununla ilgili, önceleri evde doğup ölmekle bugünkü evde doğup ölmenin ne anlam ifade ettiğini karşılaştırma yoluna başvurarak isabetli bir örnek sunmuş. Gerçekten de kurumda başlayan hayatların kurumda son bulması ve bu süreçte kurumsallaşmadan azade olamamış esir bir insan tablosu çıkıyor karşımıza.

Toplumdaki üretilmiş ihtiyaçların teknokratlar tarafından oldukça hünerli bir şekilde kullanılmasının doğurduğu ‘modernleşmiş sefalet’ de ortak bir derdin tezahürüdür. Bugüne de hitap eden eser aslında insan özelinde ‘ihtiyaç’ olgusunun sorgulanması gerektiği mesajını veriyor. Çünkü modern dünyada ihtiyaca ulaşamamak bir sefalet örneğiyken, çoğu üretilmiş ihtiyaçların sınırsızlığı da bitmeyen ve kaçınılmaz bir sefalet örneği oluşturuyor.

Illich için can sıkıcı diğer bir yön ise okul kurumuna ciddi bütçeler ayrılması ve kurumların finanse edilerek meydana getirilmesidir. Hatta yazar bu kurumlardan maddi desteğin çekilip fakirleşme sürecinin durdurulması görüşünü taşıyor.

Okulun toplumlar için vazgeçilmez, ertelenmez konumu ortadadır. Oysa eğitim sistemiyle ilgili bireylerin ciddi anlamda rahatsızlıkları ve memnuniyetsizlikleri malumdur. Her ‘yeni’ sistemle ilgili de bu hisler aşağı yukarı aynıdır. Illich de eserde okula olan fanatizmi eleştirmiş, bunun sömürmeyi arttırdığı gerçeğine ayrıca değinmiştir. Okul kurumunun başarısızlıklarına rağmen gördüğü rağbet gerçekten de ilginçtir.

Illich, eserde okulun kutuplaşmaya sebep olduğuna, fakirler için faydasız vaatlerine, eğitimin zorunlu olması durumuna, sertifikayla paket programla sunulmasına, imkan dağılımında tekelleşmeye yol açmasına, öğrenimin gerçekleştiği tek yer sayılmasına dair tenkitlerini defalarca vurguluyor. Yazarın ne yazık ki haksız sayılmadığı, eserinin bu güçlü noktaları kurumsallaşmış bireyin ne derece aynılaştığına ayna tutuyor.

Öğrenmek, hayat boyu devam eden uzun soluklu bir süreçtir. Öğrenmeden alınan keyif tarif edilemez bir duygu. Halbuki bugün öğrenme insanlar için bir kabusa dönüşmüş durumda hatta ‘öğrenme’ adı altında bir afyon sunulmakta. Çünkü öğrenmek bir derinliği ifade eden yapısıyla okullardaki “ezberleme” ritüelinden çok daha ileri bir kavram ve pratiktir. Yazar da öğrenmenin aslında okul dışında olduğunu, pekçok insanın bilgilerini dışarıdan edindiğini savunur. Öğrenmekle yeteneklerin keşfedilmesi ve geliştirilmesi gerektiğinin altını ısrarla çizer.

Illich’ten anladığımız kadarıyla okul okumadaki amacın okul okumak olmaktan öteye geçememesi de kurum mantığının acı bir meyvesidir. Yoldan geçen insanların hayallerini soracak olursak alacağımız cevapların aynılığı bile okul kurumunun başarısıdır(!).Yazar, ilk bölümün sonunda çizdiği çerçevenin değişmesi umudunu koruyarak, toplumun başına gelenden herkesi sorumlu tutuyor. Aslında toplum yanlışa dair farkındalık gösterdiğinde ve harekete geçtiğinde dönüşüm gelecektir.

Geniş muhtevalı ilk bölümden sonra ikinci bölümde okul olgusu ele alınmıştır. Bu bölüm ilk bölüme göre daha zayıf bir içeriğe sahip. Yazar okulun sorgulanmaz üç önermesini şöyle sıralamaktadır; “çocuklar okula aittir, çocuklar okulda öğrenir, çocuklar için eğitim sadece okulda gerçekleştirilir”. Böyle bir zihin yapısı, insanı yaşadığı dünyadan, okul dışındaki çevreden soyutlayıp, öğrenme edimiyle arasında mesafe oluşmasının sebepleridir. Bir diğer sebepse öğrenmede faal konum verilmiş öğretmenlerdir. Kendilerinin otoriteyle baskıladığı ve sahasının elemanları olarak gördüğü öğrenciler, öğretmene rağmen öğrenme ediminin gerçekleşmesi için çabalar. Ayrıca öğretmenin ideolojisi de öğrenciyle bu süreçte buluşur. Öğretmen eğip bükmeden, şekil vermeden, ideolojisini aktaramamaktadır.

Yazarın çocuk kavramı üzerinde de durmuş olması isabetlidir. Ona göre okulun yaş kategorisi bariz bir yanlıştır ve çocukluk burjuvazinin keşfidir. “Çocukluğun üretildiği okul sistemi de modern bir fenomendir.” İşte bu sistem gün boyu kendisine eleman tutar. Tam gün zorunluluğuyla öğrenci ve öğretmenlerin okullarda ciddi zaman harcamaları da ayrı bir handikaptır.

Okul dediğimizde aslında en yakın kavramın “müfredat” olduğunu da gözetmek gerekir. Müfredat okulla ilgili sorunları perçinleyen bir durumdur. İstediğini değil müfredattakini öğrenmek hatta gereksiz de olsa müfredata tam itaat etme zorunluluğu söz konusudur. Bir de gizli müfredat var ki, yazara göre; tüketim topluluğu üyeliğine hizmet eder. Hiyerarşinin korunması gerektiği mesajını verir durur.

Okul kurumunda sistemin uslu çocuğu olunsun, en iyi tüketiciler olunsun istenir.

Yazar eseriyle hayata dokunuyor ve okuyucuya geniş bir yelpaze sunuyor. Biraz akademik yazınları, biraz konuşmayı andıran havasının yanında en çok da manifestoya benzemesi kitabı farklı yapan unsurlar olarak sayılabilir.

Üçüncü bölüm artık sürecin ritüelleşme aşamasını içeriyor.. Yazarın ilk kanaatleri “sertifikalandırılmış üniversite mezunları ancak ve ancak fiyat etiketlerini üstünde taşıyan insanların yer aldığı bir dünyaya uygun düşmektedir” şeklinde olmuştur. Bize göre bu aşırı bir genellemedir. Tüm mezunları itham eder nitelikte olmakla birlikte hayatlarında itidali yakalamış insanlar için haksızlığa sebebiyet vermiştir. Üniversite kurumu kendi içinde eleştirilebilir ancak söz konusu şahıslar olunca münferit olarak tanıma imkanı bulunmadığı noktada ağır eleştiriler pek yerinde olduğu söylenemez.

Bu bölümde sekiz başlığın ilk dördünde mitlerden bahsedilmiştir. “Tarihte hiçbir toplum ritüel ya da mit olmaksızın hayatını devam ettirememiştir.” Öğrenmek için merkezin bireyin kendisi olması gerekirken, birey başkalarının yönetiminde boğulmuştur. Yazara göre okul, sonsuz tüketim mitinin de başlatıcısıdır. Bunu yapmak için de müfredatı paket halinde satmaktadır.

Aslına bakılırsa yazar burada haklı olmakla birlikte süreci biraz görmezden gelmiş her şeyin kurulu bir düzen olduğu izlenimini vermiştir. Halbuki süregelen zamanda çeşitli değişikliklerin de farklı amaçlarla ortaya çıktığı muhakkaktır.

Eğitim reformları da elbette ki sıkıntılı ve inandırıcı olmaktan uzaktır. Bu konuyla ilgili yazarın tespiti de oldukça yerinde ve gerçeği yansıtır niteliktedir; “Eğitim reformcuları her bir nesle, en sonuncusu ve en iyisi sözü vermektedir.” Yaşadığımız ülkedeki değişikliklerin de bu tespite uyduğu, deneme yanılma sisteminin eğitimin vazgeçilmez bir unsuru haline getirildiği ortadadır.

Kitap ile ilgili önemli köşe taşlarından sayılabilecek ve atlanmaması gereken bir diğer tespit de “yeni dünya dini” dir. Illich; “Okul seküler, bilimsel ve ölümü inkar edici olarak modern ruh halinin bir parçasını yansıtmaktadır.” der. Kendisinin bir rahip olması, modern dünyada dinin yerine nelerin konulduğunu yakınen gözlemlemesi açısından önemlidir. Okulu yeni dünyanın kilisesi olarak görmektedir. Yeni dünya kilisesi diyor çünkü kilise rahiplerin endüstrisiydi. Okul da bir bilgi endüstrisine dönmüş durumda.

Okul, gerçek anlamda yaşamdan uzak, bireyi kendine bağımlı kılan, doğrunun tek adresi mahiyetine bürünmüştür. Böylece okuldan çıkan birey yaşama yabancılaşır. Tüm bunlar onun özgürlüğünü elinden alır.

Illich artık sosyal bir problem halini alan okullarla ilgili çağrıda bulunuyor. Farkındalığın artmasını umut ediyor çünkü ileride bahsedeceğimiz önerilerden de anlaşılan dönüşüme dair inancının korunduğudur.

Kitapta dört ve beşinci bölümlerde de diğer bölümlerle ilgili anlatılanlardan fazla bir şeye rastlamıyoruz. Küresellerin standart dayatması, özgürlüğün muhtevasının boşaltılasına dair eleştiriler bu bölümde kendisini gösteriyor. Yazar bu bölümlerde eğitim alanında, kendini bilmeye götürecek bir ihtiyacın arzusunu dile getiriyor.

Öğrenme ağları başlığıyla önerilerini dile getirdiği altıncı bölüm oldukça özgün bir yapı teşkil ediyor. İçerik bakımından yoğun olan bu bölümü tümüyle aktarmak mümkün olmamakla birlikte bir çerçeve çizmesi adına şöyle ifade edebiliriz: zorunlu bir müfredata zorlamamak, diploma ayrıcılığına tabi tutmamak, öğrenime katılımı kolaylaştırmak, kişiye özel öğrenme, bilgi ağı oluşturmak, kaynak hizmeti, yetenek listesi ve isteyene hizmet, akran eşleşimi iletişim ağı, serbest eğitimcilere kaynak hizmeti, fırsat eşitliği, bilim ve kültür alanından insanları soğutmamak, yetenek aktarımı; bilenlerle bilmeyenlerin buluşması, partner uygulaması (ortak ilgileri ortaya çıkarmak için bir araya gelenler), rehberlik edecek eğitimciler, bilgide isteği esas almak...

Bilinmesi gerekir ki, Illich eğitime değil okul sistemine karşı. Okulsuz Toplum’da da görüşlerini, müzakerelerinin sonuçlarını detaylı bir şekilde anlatmış. Kitabın okurken uzak ve yabancılık hissi vermemesi sistemin bir standardı yansıttığıyla ilgili teze uygun düşüyor.

Etkileyici ve hayata dokunan bir eser, özellikle bu sürece müdahil olanların hak vereceği gerçekleri yansıtıyor. Çeviri eser olması itibariyle dilinin akıcılığıyla ilgili görüş beyan etmek pek yerinde değil. Yeterli bir içeriğe de sahip. Hatta bazı yerlerde tekrarlar aynı kanaatin önemine binaen vurgulanması şeklinde mevcut.

Sonuç itibariyle etkisinin görmezden gelinemeyecek derece önemli olan bir problemin ele alınıp, dile getirilmesi ve sadece olumsuz eleştiriden ziyade samimi bir şekilde önerilerde bulunulması bakımından okunması gereken değerli bir çalışma.

Büşra Ceyran Arşivi
18 Sayı: 18 - Ocak 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler