18 Ekim. Salı. ÜSKÜDAR
Nurettin abiyi özledim. Bir hafta oldu görüşmeyeli (uzun bir süre). Geçen hafta bir iki gün İzmir’deydim. Kırıldı kolum kanadım… Sabır ağacına yaslanarak dik durma çabamız sürüyor. Sürecek.. İzmir’den dönünce Yalova’daydım. Salı günü ‘yazarlığa ilk adımlar’ başlığı ile yürüttüğümüz atölye çalışmasını başlattık. Yoğun geçen bir hafta nedeniyle Nurettin abi ile sürdürdüğümüz mut’ad görüşme biraz uzamış oldu. İki gün geçmeden bir araya gelip oturmaya alışkın olduğumuz için uzun geldi bu süre. Bir araya gelemediğimiz zamanlarda telefonla da olsa hasret gideriyor,iletişimimizi sürdürüyoruz.
VAN/Buraya gelmeden önce Cihat Albayrak’ın davetini ilettim kendisine. Cihat, Nurettin abiyi de davet etti. Hem kendi rahatsızlığı hem de eşinin rahatsızlığı nedeniyle uzun seyahatlere çıkamadığını bildiğimiz halde kendisine yapılan teklifi ilettim ve o da doğal olarak katılamayacağını bildirdi. Eşini yalnız bırakmak istemediği için İstanbul dışındaki davetleri kabul edemiyor, şehir içi programlara ise imkânlar ölçüsünde katılmaya gayret ediyor.Van’a bu yüzden birlikte gelemedik. Ortak dostlarımız var burada. Can dost, şair dostumuz Müştehir Karakaya yıllardır burada yaşıyor, belediyede çalışıyor. Zaman zaman çeşitli vesilelerle düzenlenen etkinliklerde bir araya gelip görüşme imkânı bulduğumuz Müştehir’le Van’da buluşacağımıza seviniyorum.
Nurettin abiyle otururken, eski günleri anlatmasını istiyorum. Müştehir’le, Mürsel’le ve daha başka arkadaşlarla birlikteliklerini, Düş Çınarı ve Kardelen dergisini çıkardıkları günleri anlatmasını istiyorum. Bu konuşmaları uzun uzun sürdürmeyi umut ediyorum, başarabilir miyiz bilmiyorum. Ama o eski dergi günlerini anlatmasını, kayda geçirip edebiyat tarihine not düşürmeyi istiyorum.Sadece bu dergilerin yayınlandığı dönemler bile olsa önemli bir nehir söyleşi olabilir diye düşünüyorum ama..nasip...
Müştehir’i çok seviyor Nurettin abi. Birlikte çok vakit geçirmişler, yol arkadaşlığı yapıp dergi çıkarmışlar. Önceleri gıyaben tanışıyorlar. Nurettin Durman, Beylerbeyi’nde açtığı berber dükkânında edebiyat çevreleri ile yoğun ilişki içerisinde bulunuyor. Dükkânına gelen pek çok şair ve yazarla edebiyat sohbetleri yapıyor. Aylık Dergi yayınını sona erdirince Yaşar Kaplan Üsküdar’da ‘Bu Meydan’ isimli bir dergi çıkarıyor. Nurettin Durman ve Müştehir Karakaya’nın yolu bu dergi içerisinde kesişiyor. O ara Müştehir, Bu Meydan dergisinde çalışmaktadır. Daha öncesinde Müştehir Karakaya Cağaloğlu’nda bir yayınevinde çalışıyor. Cağaloğlu’nda herhangi bir yayınevinde çalışıyor olmak; yayın ve kültür dünyasıyla, sanat edebiyat dünyasıyla da yakın olmak demektir. Üsküdar’da yolu kesişen bu iki şair şiirle ilgili çalışmaları nedeniyle daha çok bir araya gelip çıkardıkları Kardelen dergisi dolayısıyla ilişkilerini geliştiriyorlar. Bu dergi günlerini, birlikte geçirdikleri zamanı, derginin kendi edebi çalışmalarına, edebiyatımıza nasıl bir katkı sağladığını, geriye ne bıraktığını, buradan geriye dönüp baktığımızda o günkü edebiyat ortamının nasıl göründüğünü de konuşacağımızı umuyorum.
Nurettin abinin öne çıkan özelliklerinden biri de gençlerle çok ilgileniyor olması bence. Yedi İklim’de yıllardır süren Cuma toplantılarında gençlerle karşılaştığında özel olarak ilgileniyor onlarla. Başka etkinliklerde karşılaştığımız gençlerle de yakın ilişki kuruyor, onları yüreklendirici konuşmalar yapıyor, yazdıklarını her zaman getirip göstermelerini söylüyor. Dergilerde ilk şiiri yayınlanan gençlere öğütlerde bulunuyor, uzun soluklu yürüyüşe hazırlanmalarını söylüyor. Kendisinin şiire başladığı yılları, o yıllarda nasıl güçlükler yaşadıklarını bildiğimiz için, onun gençlere, yeni yazmaya başlayan genç şairlere bu kadar ilgi göstermesini daha iyi anlayabiliyoruz. Pek çok dergiye şiir gönderiyor Nurettin abi. Bazıları yayınlanıyor şiirlerin, bazıları yayınlanmıyor. Yılmıyor, usanmıyor; yazmaya ve yeniden göndermeye devam ediyor. Şair direncinin açık örneğini sergiliyor o yıllarda. Şiir dostluğunu kazanıyor..
Nurettin abinin hayatında şiirin özel bir yeri var. Çünkü o kolay ulaşamamış şiire, geldiği yere nice güçlüklerle gelmiş.. Şiirinin yayınlandığı dergiyi bizzat bürosuna giderek parasını verip alıyor ama kendisini tanıtmıyor, benim de dergide şiirim çıktı, diyemiyor. Normal bir okur gibi gidip parasını vererek dergiyi satın alıyor. Şimdi günümüzde yaşananlara bir göz atalım. İyileri tenzih ederek söylüyoruz; öyle genç şair adaylarımız var ki, bir dergide bir şiiri yayınlanınca sanki o derginin 30 yıllık müdavimi, 30 yıllık derginin yazarıymış gibi görüyor kendisini. Hatta çok ilginçtir, bazıları şiirinin yayınlandığı dergiyi bile okumuyor. Dergi editörleri bu bakışları çok iyi bilir; bazı dergi editörlerine şiir gönderiyor genç arkadaşımız ve ardından not düşüyor: Şiirimin yayınlandığı dergiyi bana gönderir misiniz… Çok ilginçtir yine böyle genç bir arkadaşla karşılaştık, ilk kez bir şiiri yayınlanmış dergide. Kendisinin yayınlanan şiiri ile dergide yer alan diğer şiirleri karşılaştırdığında neler söylersiniz, kendi şiirinizi nerede görüyorsunuz dediğimizde, dergiyi okumaya vakti olmadığını, diğer şiirleri okumadığını söyledi rahatlıkla. Genç arkadaş bu tutumunuzu değiştirmediğiniz sürece şiiriniz yürümeye başlamayacak; bunu sakın unutmayın. Emekleme döneminiz çok uzun sürecek belki de hiç yürüyemeyeceksiniz.. İnsan kendi şiirinin yayınlandığı dergiyi nasıl okumaz? Bir dergide şiir yayınlıyor olmak; o derginin yayınını, yürüyüşünü, bakışını beğeniyor olmak, ona katılmak, aynı duyguları taşıyor olmak demektir bir bakıma. Kişi; değerlendirmelerine, yayınına, düşüncelerine katılmadığı bir dergide ürün yayınlayabilir mi? Ürünlerini yayınladığı dergiyi bu anlamda sahiplenebilmeli genç arkadaş. Böyle yaklaşmalı dergiye. Şair şiirini yayınladığı derginin, düşüncelerin katıldığı, ortak olduğu ya da kendisini oraya daha yakın hissettiği için oradadır, ürünlerini orada yayınlamaktadır. Böyle olunca ürünlerinin yayınlandığı dergiyi genç arkadaşın okumaması kabul edilebilir bir durum değildir. Kaldı ki genç şair arkadaşımız, sadece kendi şiirinin yayınlandığı dergiyi, orada yer alan ürünleri okumakla sınırlı saymamalı ödevini. Her şeyden önce şair; şiiri takip etme sorumluluğu gereği yapmalıdır bunu. Kendi şiirini inşa etmeye çalışırken, çevresinde, yakınında, dışarıda gelişen, beslenen şiiri de tanımak, bilmek durumundadır. Bizim kuşakta şiire bakışımız böyle oldu. Sadece kendi dergilerimizi, kendi düşüncemize uygun yayın yapan dergileri değil, karşı görüşte olan, muhalif dergiler de dahil, piyasadaki sanat edebiyat dergilerinin neredeyse tamamını takip etmeye, okumaya çalışıyorduk. Üniversite tahsili sırasında ekonomik sıkıntılarımız oldu bizim de. Dergilerin tamamını satın alamadığımız dönemler de oldu. Ama yine de okumanın bir şekilde yolunu buluyorduk. Kahvehanelerde, kitap kulüplerinde ve kitapevlerinde sunulan imkânlardan yararlanmaya gayret ediyorduk. Dergah kitapevi bu yerlerden birisiydi bizim için. Rahmetli Ramazan Dikmen’le birlikte Cağaloğlu’nda Vilayetin hemen karşısındaki Dergah kitapevine sık sık uğruyor, yeni yayınları takip ediyorduk. İkinci katta dergiler için ayrılmış bir bölüm vardı; orada bir saat, iki saate yakın kaldığımız olurdu. Özellikle ayın ilk günlerinde dergilerin yeni sayıları çıktığında burada oturur, okur, böyle takip ederdik alamadığımız dergileri.. Kitapevinin sorumlusu Fatih Gökdağ bize bu okumalarımız için her zaman yardımcı olmuştur.
O dönemde Diriliş, Edebiyat ve Mavera dergileri; yayınları zaman zaman kesintiye uğramış da olsa bizim düzenli olarak takip ettiğimiz dergilerimizdi. Yayınlanan dergilerimizin sayısı azdı ve hepsini abone yoluyla ya da bayiden satın alarak takip edebiliyorduk. Bugün o kadar çok dergimiz var ki doğrusu hepsini satın alma gücümüz ne yazık ki yok. Hepsini takip edemiyoruz, lütfedip gönderen ya da bir vesile ile buluştuğumuzda edindiğimiz dergilerimizi okuma imkânına sahibiz. Bir de şimdi dergileri poşetlemiyorlar mı?.. Bir dergiyi elinize alıp, şöyle sayfalarını karıştırmanın, gözünüze çarpacak güzel bir ismi görüp, güzel bir şiiri okumanın tadından mahrum kalıyorsunuz. Kitapevleri ve bayilere satılmak üzere bırakılan dergilerin çoğu poşetlerle kaplanıp gizleniyor sanki. Oysa bayide ya da kitapevinde dergiyi karıştırmanın, içindekilere bir göz atmanın hazzı başka. Düzenli olarak takip edemediğim bir dergide tesadüfen güzel bir şiire, güzel bir yazıya rastlamak mümkün olabiliyor. Dergileri karıştırırken rastlarsam böyle bir şiir ya da yazıya hemen satın alıyorum o dergiyi. Bu imkândan bizi mahrum bırakıyor dergilerin poşetlenerek satışa sunulması.
Yaşasın şiir. Yaşasın edebiyat. Yaşasın dergiler…

