Gördüğüm En Güzel Yıldızlar
TEMMUZ Sayı: 18 - Ocak 2018

Kışın sıradan günlerinden biriydi, yağmur narin narin iniyordu yeryüzüne. Postanedeki sıramı beklerken, camın önündeki peteğe yaslanmış kitap okuyordum. Kitaptaki cümleler dikkatimi çekmişti, sayfalar arasında gidip geldikçe, yeni hikâyeler kuruyordum kafamda. Çok üşüdüğüm için aldığım kahveyi de unutmuştum, karton bardaktı gerçi, pek tadı yoktu.

Kafamı kaldırdığımda, karşı binanın bahçesinde, ne kadar zamandır beni izlediğini bilmediğim bir kız çocuğu vardı. Kollarını bağlamış, başını duvara yaslamış, ilgi çekici bir şey izlercesine bakıyordu bana. Kara gözleriyle biraz daha izlemeye devam ettikten sonra başını başka yöne çevirdi. Merak etmişti belki de ne okuduğumu. O camdan çıkıp yeni, farklı bir dünyaya taşınmıştı. Ben fark edince de yeniden bahçede ip atlayan arkadaşlarının arasına döndü, oyuna çağırılmayı bekler gibi.

Ekranda benim numaram yanıp sönüyordu, göndereceğim mektupları çıkardım çantamdan. Epey birikmişti, memur da şaşırmış olacak: " Hepsi mi? " diye sordu. Hepsi dedim. Hepsi... Postaneden çıkınca küçük kıza bakındım, arkadaşlarının arasında görünmüyordu. Eve gitmiştir tabi, geç oldu. Ertesi gün su faturasını bahane ederek tekrar postaneye gittim. Onu yeniden görmek istiyordum. Yüzüne çok kısa bakmıştım. Bir çocuğun gözleri bu kadar hüzünlü olamazdı. Gözlerinin içinde yüzlerce yıldız vardı muhakkak. Gerçekten bakılsa, nasıl aydınlatacaktı her yanı.

Umduğumu bulamadım tabi, bahçede oynayan tek çocuk yoktu. Biraz dinlenmek için yakınlardaki parkta, banklardan birine oturdum. Soğuktu, dışarıda durulacak hava yoktu aslında ya. Kaydırağın önündeki kıza takıldı gözüm. Saçları örgülü, ayağında siyah, tozlu ayakkabıları... O olabilir miydi? Onu korkutmamak için yavaşça oturdum karşısındaki taşa. Ses çıkarmadan kekini yiyordu.

- Kekin ne güzel görünüyor, annen mi yaptı?

- Annem yaptı.

- Yanında meyve suyu iyi gider, bakkaldan alabilirim istersen.

- Yok istemem. Sana da getirirdim ama annem başka isteme dedi. Al, benimkini ye.

- Afiyet olsun, ye sen. Biterse yenisini alırız. Ne yapıyorsun burada tek başına? Seni dün de görmüştüm, yine yalnızdın.

- Onlar beni oyuna almıyorlar. Oyundan biri çıkarsa onun yerine girersin deyip bekletiyorlar, sonra da dalga geçiyorlar. Annem onların yanına gitme dedi ama başka arkadaşım yok ki.

- Kardeşlerin? Kardeşlerin de mi yok?

- Benden küçük dört kardeşim var. İki tanesi okula gidiyor benim gibi. Onların ödevlerine yardım etmekten oyuna zaman kalmıyor ki. Rahat vermiyorlar, ben de mutfakta çalışıyorum. Soba yok, üşüyorum biraz ama anneme söylemiyorum.

O mutfaktaki soğukluk benim içimi de üşütmüştü sanki, söylediği sözlere tepki veremiyordum. Soru sormamdan sıkılmamıştı, anladım, benimle konuşmak istiyordu.

- Okulun yakın mı buraya?

- Yakın değil, biraz uzak, üç yol geçiyoruz. Annem, kardeşlerim uyurken bizi yarı yola kadar geçiriyor. Sonrasını kendimiz gidiyoruz.

- Kekin bitti galiba. Benim biraz karnım acıkıyor, bir şeyler yiyelim mi?

- Olmaz! Annem kızar, hem ben aç değilim ki.

- Tamam, o zaman buraya getiririm ben yerken yanımda durursun.

- Bak işte o olur, beklerim seni.

Bu yaştaki çocuğun canı ne çekerdi ki, pizza alsam yer miydi? Büyük pizza, en büyüğünden...

Lokmalar boğazıma taş oldu dizildi. Yutsam bir türlü yutmasam bir türlü. Canı çeker sandım, bir dilim bile istemedi.

- Fazla gelecek bana, atarsam arkamızdan ağlar, yer misin?

Pizza dilimlerini yerken çok mutlu, içindeki sebzeleri bir şeylere benzetip gülüyor. Daha önce hiç mantar yememiş. Daha önce hiçbir çocuğun gözleri kalbime bu kadar değmemişti diyemiyorum.

- Komşumuzun evinde çizgi film izlerken görmüştüm, oradaki eve benziyor, şirinlerin evine.

İnsan hiç tanımadığı bir çocuğa sarılmayı düşler mi? Üstelik kendi soğuktan kaskatı kesilmişken, o çocuğu ısıtmak ister mi? Üstünde ince bir yelek, sonbaharda giyilebilecek kadar ince...

- Üşümüyor musun, üstündeki ince değil mi?

- Yok, üşümüyorum, annem kar yağınca alacak montumu.

Kara gözleri ışık saçıyor. Gördüğüm en güzel yıldızlar onun gözlerinde, gökyüzünün parlak yıldızları...

" Annem kar yağınca alacak montumu. "

Aysun Bahar Asar Arşivi