Ey zeytin ağaçlarının bereketli anası, portakal bahçelerinin turuncu neşesi! İsa’nın kundağı, İbrahim’in yatağı, Davud’un gür sesi, Süleyman’ın bereketli bahçesi, Ömer’in parlayan mabedi, Selahaddin’in sadakati ey Filistin! Ey Kudüs!
Ey Zehratü’l Medâin! Ey minberlerin efendisi, mihrapların göz bebeği! Kiliselerin hüznü, mescidlerin aydınlığı ey!
Dünyanın bütün çocukları senin türkünü söylesin, kuşlar ötüşünü senin sesine benzetsin, dedelerin duaları senin öfkenle patlasın, kadınların zılgıtları dolaşsın dağlarını. Zeytin tepesinden bir muştu yükselsin. Gazze’nin çocukları bayrak olsun, Cenin’de, Deir Yasin’de Küfür Kasım’da, Yafa’da, Cebaliye’de, Ramallah’ta bahçelerimizin çiçekleri zafer nağmeleri ile açsın.
Bir beyaz kefenli ordular olarak yürüyelim sana. Sönsün Nemrut’un ateşi, putlar devrilsin, tecrit duvarları yıkılsın, ölümlerin önü kesilsin, zulümlerin kökü kurusun. Bir bilinç bağışla bize. Bir dua öğret göklerin diline ayarlı. Bize ebabillerin öyküsünü anlat.
Zahmet rıhtımlarından göçen gemileriz, öfke dağlarından kopan gök gürültüsü, göğü kalmamış göçmen kuşların yoldaşıyız biz. Ayetlerini yitirmiş bir kitabı kekeme okuyan çocuklarız. Bilinçle donanarak sabah vakitlerinde, direniş kuleleri kuran keder mektebinin al yanaklı çocuklarıyız biz.
Ölümleri zulümlerle boy ölçüşen, kanın içine yürüyen, taşların ve sapanların yüz görümlüğü hediyeler taşıyan nöbetçi çocuklarız biz. Sen şimdi bütün öfkelerini topla şah damarında. Ey Kudüs! Ey şehirlerin çiçeği, ey Filistin, mihrapların efendisi!
Sen o yanda, zulmün işgali altında biz bu yanda zulmün şenliği altında! Sen o yanda kurşunlardan türkü besteleyen, biz bu yanda kurşun camlar arkasında. Sen şimdi yoğur öfkeni, toprağını kar, göğünü bir ezana çağır, ağaçlarını yeryüzünün askerleri say, ebabillerden bir zikir menfezi kur, bir siper örgütle düşmanı alnından vur.
Sürgün veren dalların kardeşlerini çağır. Gazaba uğramış şiirlerini öfkeyle haykır. Bizim yazdığımız her şey uzaklardan bir seslenme sadece. Unutmamak ve unutturmamak için yazıyoruz. Bir yazının öfkesi ne olabilir ki bunca zulüm karşısında. Bunca yalnızlık, bunca sürgün, bunca acı karşısında.
Sen ey başı dik onur ağacı! Ey Kudüs! Ey Filistin’in göz bebeği! Soluğumuz ey!
Güneşten kamçılarla sür atlarını. Güzel kokularını taşımak için çırpınan rüzgara ver sesini. Şehitler uykuya daldığı zaman, profesyonel ağıtçılardan korumak için onları, bize bilinç bağışla.
Kanla sulanmış topraklar adına, çocuk bedenlerine yüklenen namlular adına, her gün sana doğru yola gözlerimiz adına İlla Veche… İlla Veche…

