Annesi öldüğünde babam merhametini duvara çivilemiş
O gündür acılar yapraktan kayıklarla geçer önümüzden
Ama bir mümin ölse yıkılır rüyalarımızda koskoca duvarlar
İçimiz her sabah aynı acıyla kalkar mermer döşeklerden.
O yüzdendir ki Kudüs yetim bir çocuğun saçlarıdır bize
Hangi teline elimiz değse oturur yanı başımıza melekler
Safları sımsıkı olmuş yeşil rüzgârlar eser altın sarısı yüzüne
Gözyaşından tohumlar serpmiş omuzlarına son peygamber.
Kudüs! Ortadoğu’nun kırık penceresi, ümmetin hal aynası
İbrahim’e gül bahçesi olan ateş Musa’ya yol olan deniz
Tutuşur tırnaklarımız kazıdıkça örten karanlığın astarını
Göğsümüzdeki mağaraları yıkan nur aydınlık habercimiz.
Kımıldayan kuru toprak ölü ayaklarımıza tufanı emrediyor
Cetvelle çizilen haritaların göğsüne eklenen kader değişecek
Atlarımız koşturdukça Firavun saraylarının sıvası dökülüyor
Seni düştüğün yerden kaldırmazsak Mescid-i Haram düşecek.
