Beni Sana Verseler
TEMMUZ Sayı: 18 - Ocak 2018

Öylece kederlerden çoğaltıp sana versinler de dağ başlarında unut beni

Elleri bir bozgundan geçen nehirlerin bulanık suyu gibi

Ansızın yazılmış bir alın yazısı gibi uzaklara çıkar menzillerimi

Kuşkulu bir voltadan, bir ağır ceza reisinden sonrasıdır hüznün meydanı

Suya inen kuşların telaşı değil, ellerimi alkışlayan gözlerden sızan kandır

Bir hançerin som ağzına davet et beni boynu bükük bir ardıç ağacı gibi

Öylece kederlerden çoğaltıp sana versinler de dağ başlarında unut beni

Bir vurgundan geçen yüzümü sana versinler çarşılarda unut beni

Bir selamı yayar gibi, bir yaya uzaktan bakar gibi, bir dertli kaval gibi

Sesini kaybetmiş bir dağ sümbülünden duvarlara resimler toplayan

Hecin develerini sırala ve tecim söylencelerine borsadan haraç topla

Bu şehirleri, sesimizle yıkılmayan, soluğumuzla yakılmayan sokakları

Beni sana veren elleri hançerlerinle nehirlere boyun eğdirip tenimden

Bir vurgundan geçen yüzümü sana versinler çarşılarda unut beni

Son gidişimi sana versinler de bir eski kitabın sayfalarında unut beni

Zaferle döndüğüm akşamlardan değil gülüşünün çağrışımlarından

Artık uzun kelimelerin üstünden geçmiş bir hastanın ağrısı gibi

Irmaklarda dökülmüş bir Fatiha ya da bir söğüt ağacının dallarında

Eskimeyen uzun parmaklarını bir hançerle zamanın kavsinde dolandır

İdam sehpalarına dolaklarıyla yürüyen dervişler başını eğip gittiğinde

Son gidişimi sana versinler de bir eski kitabın sayfalarında unut beni

Mustafa Yılmaz Arşivi