gördüm son ümidini
kapı gıcırtılarına yaslanan ölülerin
her saatin bir zamana yarıklar açan sesini
batı’nın güneşten arınmış adını geçtim
defterleri kapattım kalemleri çektim
göl özentisi tablolardan
artık yok freskolardan rötuşlardan bir şey kalan
raflara en yakışanı koyulmuş
merdivenlere bir şey bırakılmış bir topuk sesi
belki kur’an sesi geldiğinden odalardan
başın bu kadar ağrımıyor başın iki elin arasında değil
iki elinin arasına almadığından bir rüya görmüyorsun
oysa bir aşk şiiri daha yazılmış bir şilep batmış manş denizi’nde
bu gece riyazü’s-salihin okudun biraz menkıbe
hayat yüzde yüz olağanüstü değil mi sanki
bir ırmağın koynunda akıp giden ömürde
parmak uçların bilir bunları
balkonlardan sarkan çamaşırlar gibi
öldüğümüzde üstümüzdeki en fiyakalı elbise
işte dağa uzanmıyor ölümün uğultusu
tamamlanmamış bir af bitmemiş bir dua
bacalarına baykuşlar konuyor çatıların
ay bir mısraın kanatlarını parçalıyor bu gece
kalbin en acılı yerlerini örtüyor alnın
sofralardan bir hırs bir öfke geçiyor
ellerini ovuyor ortasında bir dünya haritasının
alın size yıllarca işlenen bir dünya
tepelerine çıktığınız anda
dağıtın havayı, atlatın hevesleri
dünyanın ayakları altında onlar
ayakları altında yırtık bir muşamba
doğudan batıya doğru kayan bulutlar
bir yerler üşüyor belli
bir yerlere şimdi koşmanın vakti
yağmurlara sisli pazarlara dağılmadan
steplere orta kuşak karalara
kaşların altına
