Müstağni
TEMMUZ Sayı: 18 - Ocak 2018

gördüm son ümidini

kapı gıcırtılarına yaslanan ölülerin

her saatin bir zamana yarıklar açan sesini

batı’nın güneşten arınmış adını geçtim

defterleri kapattım kalemleri çektim

göl özentisi tablolardan

artık yok freskolardan rötuşlardan bir şey kalan

raflara en yakışanı koyulmuş

merdivenlere bir şey bırakılmış bir topuk sesi

belki kur’an sesi geldiğinden odalardan

başın bu kadar ağrımıyor başın iki elin arasında değil

iki elinin arasına almadığından bir rüya görmüyorsun

oysa bir aşk şiiri daha yazılmış bir şilep batmış manş denizi’nde

bu gece riyazü’s-salihin okudun biraz menkıbe

hayat yüzde yüz olağanüstü değil mi sanki

bir ırmağın koynunda akıp giden ömürde

parmak uçların bilir bunları

balkonlardan sarkan çamaşırlar gibi

öldüğümüzde üstümüzdeki en fiyakalı elbise

işte dağa uzanmıyor ölümün uğultusu

tamamlanmamış bir af bitmemiş bir dua

bacalarına baykuşlar konuyor çatıların

ay bir mısraın kanatlarını parçalıyor bu gece

kalbin en acılı yerlerini örtüyor alnın

sofralardan bir hırs bir öfke geçiyor

ellerini ovuyor ortasında bir dünya haritasının

alın size yıllarca işlenen bir dünya

tepelerine çıktığınız anda

dağıtın havayı, atlatın hevesleri

dünyanın ayakları altında onlar

ayakları altında yırtık bir muşamba

doğudan batıya doğru kayan bulutlar

bir yerler üşüyor belli

bir yerlere şimdi koşmanın vakti

yağmurlara sisli pazarlara dağılmadan

steplere orta kuşak karalara

kaşların altına

Adem Yazıcı Arşivi