Nuri Pakdil ile başlayan Kudüs Edebiyatı Türk Edebiyat literatüründe muhteva yönünden zalim ile mazlumu, çirkin ile güzeli, iyi ile kötüyü ayırt edici imkânlar sunar araştırıcılara… Kudüs Edebiyatı, çeşitli üniversitelerimiz tarafından resmiyete kavuşturulmalı ve bu isimle Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerimizde müstakil olarak ders açılmalıdır… Bununla beraber Kudüs Araştırmalar Merkezi artık kurulmalıdır.
Kudüs Araştırmalar Merkezi bu bağlamda yapacağı araştırmalar ile tatbik kadrolarını (siyasetçileri) besleyerek politikacıların pratik söylemlerini teorik zeminde oluşturacaktır. Kudüs Araştırmalar Merkezi kapsamında ilk kurulması gereken birim; Halk Takip Merkezidir. Kudüs ve etrafında yaşayan halkların ve özellikle de Müslüman ve Yahudi halkının kültürel, siyasi, etnik durumlarını tespit, teşhis ve tahliller yapmak… Ayrıca genel manada Halk Takip Merkezi; halkın ihtiyaçlarını takip, halkın ümit ve ufkunu takip, halkın düşüncelerini takip, halkın hassasiyetini takip etme gibi uzun vadeli politikaları da olmalıdır.
Kudüs Araştırmalar merkezindeki istihdam, Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerimizde okutulacak “Kudüs Edebiyatı” dersi mezunlarından sağlanacaktır. Kudüs Araştırmalar Merkezi ayrıca ‘gündem testleri’ yapmalıdır. Bir meselenin gündemde olup olmadığı, kendi mevzu haritası dâhilinde nasıl ve ne şekilde tasniflenmesi gerektiği de gündem testleriyle ortaya çıkarılacaktır.
Kudüs Araştırmalar Merkezi gönül coğrafyamızda olan/olacak/olması gereken her türlü meseleye teorik manada doğrudan müdahil olma eylemindedir, bu babta; doğrudan bilgi alacak mecralar belirlenmeli, talep ve tekliflerin toplanmasıyla –gerekirse her ay- İstanbul’da büyük bir Kudüs ve Ortadoğu şurası tertip etmeli… Şu gerçeği anlamak gerekiyor; bizim için Kudüs siyasi mesele değildir… Kudüs’ün mana ve önemi bizim dünyamızda maddi çerçevede bir mekân isminden öte, manevi kıymet hazinemiz dâhilindedir. Bu sebepten manevi hazinemiz canımızdan da üstündür. Kudüs can demektir, Kudüs hayat demektir, Kudüs varoluş demektir.
Kudüs Araştırmalar Merkezinin algı yönetim birimi de olmalıdır. Bu birimin özellikle şu gerçek üzerine yoğunlaşması gerekiyor; “Dünyada Kudüs ya da Filistin sorunu yoktur, aksine tüm dünyanın başına belâ, kendinden başka her insana ‘goyim’ yani ‘hayvan’ diyen Yahudi ve İsrail sorunu vardır.”
‘Ortadoğu’da İsrail diye bir devletin olmadığı’ gerçeğini reel politik zeminde kabul ettirmek, ilmi, fikri, sanati çalışmalarla desteklemek; Kudüs Araştırmalar Merkezi bünyesinin yürütmesi gereken kültürel faaliyetlerle mümkün hale gelecektir…
*
Türk Edebiyatında Nuri Pakdil’den Cahit Zarifoğlu’na, Necip Fazıl’dan Erdem Beyazıt’a, Sezai Karakoç’tan birçok isme kadar Filistin-Kudüs muhtevası işlenmiştir, o halde Türk Edebiyatı demek, Kudüs Edebiyatı demektir. Kudüs demenin Konya, Bağdat demenin Maraş demek kadar gerçekçi olduğuna bizim gibi imparatorluk varisi olan milletlerin anlamaması mümkün değildir.
“Önce yüreklerimizdeki Kudüs’ü işgal ettiler. Biz savaşı önce kendimizde kaybettik.” diyor Cahit Zarifoğlu. O halde Kudüs’ün yeniden hatırlanması demek bize ‘bizi’ hatırlatmaktır. Ya Nuri Pakdil? Kudüs’ü doğrudan ‘iman’ ile özdeşleştirerek diyor ki; “İmanımdan vazgeçmedikçe Kudüs’ten vazgeçmem.”
Kudüs Edebiyatının temeli şu gerçek üzerine inşâ edilmiştir: Kudüs özgür olmadıkça tüm şehirler tutsak. Kudüs konusunda bizlerin halet-i ruhiyesini Erdem Bayazıt ne de güzel çerçevelemiştir; “Müslüman yürekler bilirim daha, kızdı mı Cehennem kesilir, sevdi mi cennet.” “Kudüs’ü savunmak gerçek bağımsızlığımızı savunmaktır.” diyen Nuri Pakdil, üstadı Necip Fazıl’ın şu sözünden mülhem zalime bakışını şekillendirmekte aslında; Yıkılasın İsrail! Enkazını göreyim! Sana ülke diyenin, yüzüne tüküreyim! Başkaldırı ve isyankâr ruhun sesi Nizar Kabbani ise şöyle diyor; “Ey Kudüs! / Ey dinlerin ışığı! / Ey yanık parmaklı güzel çocuk!” Kudüs ‘parmakları kınalı, parmakları yanık güzel çocuk’ gibi masum ve günahsız… Günahlı ve ah’lı ellerin Kudüs’te ne işi var? Ve Sezai Karakoç… ‘Alınyazısı Saat’inde” Ve Kudüs şehri. Artık yer şehri, toprak şehri / Bakır yaprakların, çelik gövdelerin, acımasız yüreklerin / Demir köklerin, tunçtan ve uranyumdan dalların / Kurşundan çiçeklerin şehri / demiyor muydu? Şahin Banbunhay ‘Kudüs’ şiirini ‘Kudüs kurtulacak’ mısraıyla bitirir. Zaten ‘yarın elbet bizim elbet bizim değil midir?” Elcevab: Bizimdir…
