Karaborsadan düşürdüğüm fikirlerle geldim sana,
Beni görmen için kendim olmadım sen de beni görmedin.
Hep karaborsacıların o fahiş fikirleri ile tartıştın, bakıştın...
Şakaklarımdaki damarlar bir kibrit çöpü gibi
Beynimi tutuştururken,
Alev alıyordu kalbime giden bütün yollar.
Aklım harabeye dönmüş meskun bir mahale benziyordu.
Bu meymenetsiz düşünceler nerden geliyordu bilmiyorum,
Fakat beni, kendim gibi olmamaya iten de sendin.
Fukara mahallemizin en fiyakalı balkonundan görürdün evimizin bacasını
Gözlerin damımızın üstüne basarken,
Artçı utançlar belirirdi yanaklarımda.
En fiyatlı yürüyüşü sen yapardın mesela.
Benim cahil yanımdan vururdun elindeki kitaplarla.
Kelimelerden korktuğum bundandı.
Sen yanımdan geçerdin, ayaklarıma dolanırdı kelimeler.
Fukaralığım engel olurdu yetişemezdim bir türlü sana.
Kelime Fukaralığı, benim acizliğim.
Aklımda bir metelik kelimeler ile hayal kurmanın alışılagelmiş sonucu bu.
Paspal cümleler ile dünyaya meydan okurum sanmıştım,
Harflerin dünyasına girmeden evvel
Ayrıydık, farklı dünyalar da varmış geç fark ettim
Gecikmek ayrılık acısını arttırır.
Tez elden dağıttım gözümdeki kara bulutu,
Benim adım Fukara Haydar,
Baktım iki kapak arasında bir hayat var,
Okudum, okudum, okudum...
Farklı dünyaların aynı mesleğini yapıyorduk aslında kitaplarla.
Hamaldım, hamaldılar.
Bana söğüt dalından örülü bir küfe kaldı babadan,
Onlara yaşlı bir kütükten doğan iki kapak
Kitaplar,
Harflerin hamallarıdır.
İki kapağı arasına alırlar onları ve önünüze taşırlar.
Onlara vereceğiniz en iyi ücret onları okumanızdır
Diyordu gıcırtılı koltuğuna yaslanan kütüphane memuru.
Sen, bu ticaretin en cömert insanıydın belki de,
Bol keseden okuyup az konuşmandan bilirim.
Ben, cahil yanından yaralı bir hamal
Sırtımda yuvalanmış onca ağır yükün izi vardı da
Bir tek bu yükün altında ezilirim.
Şimdi,
Gözlerin ne zaman damımızın üstüne basarsa
Bir zelzele kopacak iki kapağımın arasında
Yanaklarımdaki artçı utançtan başka...

