Aylar Şahının Kuvveti
TEMMUZ Sayı: 23 - Haziran 2018

Buğday başak verince,

Orak dibden girince,

Dağlar sese erince,

Yankılanır alın teri.

Boğum boğum yuvalanmış kamışımızda türkülerimiz.

Gövdesine al gelincik gibi sarılan kuşaklarla,

İşçilerimiz geçer kerpiç evlerden tarla başlarına.

Sabahın gürzü patlar patlamaz, orağın sapına aylar şahının kuvveti gelir.

Ve kuru dudaklardan başlar gün geçmeye.

Kara alın üstüne boncuk boncuk ter düşer,

Sarı sıcak bir yaz ikindisi,

Ağaç diplerindeki asırlık muhabbetleri alır kucağına.

Ya Allah! der Hüsam emmi,

Vurur kızarmaya yüz tutmuş ekinler,

Orağının ince ve keskin ağzına.

Ben küçüğüm, işçisiyim ama;

Davarların güdüledurduğu bu dağların.

Kayalıklar arasında yaban keçi sürüsünün yolu gibi incedir orucum,

Ha kırıldı ha kırılacak.

Yüzüm ölü yeşiline çalar,

Dağların ardına gün yıkılana kadar.

İşçilerimiz...

Babamız, dayımız, emmimiz yani.

Yaprak gibi buruşuk yüzleri,

Ve kırmızı bakıra çalar alınları.

Bilmem kaç ramazan geçirdi bu çizgiler?

Kaç orucu tuttu da bırakmadı bu parçalanmış eller?

İşçilerimiz...

Anamız, teyzemiz, bacımız yani.

Alacalı bulacalı yazmalar takıp,

Süt sağmaktan, ekinleri kıl heybelere toplamaktan gelir evvel,

Sonra çamurla sıvanmış ocağımızda,

Tarhananın kokusunu dans ettirir iftar vaktine değin.

Gümüşi, değirmi taslar içinden

Ve tahta kaşık üstünde soluna soluna ağızda bitirir nimeti.

Karınlar tok, bedenler sızgın sonra.

Silme karanlık çökünce yatsıda,

Ölgün ölgün uzanırlar serili döşeğe.

Mükafatıdır yaradanın.

Biz uyurken toprağımız yağmur görür

Ve siyim siyim yağar bir anda bereket

On bir ayın şahına hürmeten.

Göğün göğsü çaprazlama fişeklik kesilir,

Nişangâhlarını doğrultur tarlalara,

Çaktıkça şimşekler…

Ve beyaz iplik siyah iplikten ayrılınca,

Ve ayınca gün,

Bir yanımızda cümbüş-ü elvan veryansın koparır,

Bir yanımız ocakta buğulanır mavi mavi.

Ahmet Laçin Arşivi