Şimdi
Düşmüşken dalına, yaprağına sabahın çiği
Üşümek
Kar tanelerinin bin bir simetrisine bakarak
Değdirmeden ellerimizi ellerimize yaşamayı öğrenmek
Yaşatmayı da
İs kokan sobalarımızda kestane patlatmak
Bu kışın nişanıdır
Kestane alamayan amcalar
“Ne edek gardaş patates soymak ata yadigârıdır”
Demişler de tuza banmışlar toprağın mahsulünü.
Ellerimiz, alışkın bir titreklikle topluyor
Soğuğuna aldırmadan beyaz örtüden bir kâse kar
Güzün bereketi bronz pekmezleriyle karıştırarak
Bu da mirasıdır sonuçta eskilerin
Biliriz kavak kurusundan kayak yapmayı
Çizmelerden paten
Bir medeniyet doğurduk eskilerden
Yadigârlar yeniden doğmak için vardır elbet
Yeniden hatırlanmak için
Demişti Halil Cibran hatırlamak buluşmanın kardeşidir diye
Buluşmak için kardeş olduk eskilerle
Buluşmak için kardeş doğurduk tarihten
Buluştuk yeniden yeri geldi vuruştuk da
Kardeşin yerini düşman, düşmanın yılan, yılanın çıyan aldı kimi zaman
Vuruştuk otlu mızrakların on dörtlüleriyle
Dumanı taze hâlâ
Yeni çıktı kınından şiirlerimiz
Dizeler yazdık, methiyeler dizdik
Dağlarda buluşanları ovalarda hatırladık
Onlar bizi tanımasalar da
Rahvan atlar üstünde onurlu mücadelelerini sevdik
Ne atlar kaldı ne onur şimdilerde
O güzel insanlar o atlara binmeden darağacında sallanarak gittiler.
Biz ise salına salına türküler çığırdık
Marşlar söyledik
Direndik onur nehrini kurak bırakmamak için
Kimileri boğuldu çorak modernlikte
Kimileri altını oydu kıyılarımızın
Karanlıktan daha karanlık geçti de ömrümüz,
Biz yine de bir sigara yakmayı başardık.
Karanlıkta kaybolanlar bir sigara yaksın
Biz birbirimizi böyle de buluruz evelallah.
Sonra...
Sonrası meydan, sonrası ölüm, sonrası bahar ancak
Toprağımıza eskilerden gelen bir yağmur yağacak
Mezarımızda kim bilir dualar içinde ne çiçekler açacak...


