Sen çocuksun,
Babanın konforlu omuzları senin beşiğindir
Saçlarını annen tarar, tırnaklarını o keser
Masalların, göz kapaklarını mest ederek rüyalarına gönderir seni
Bakışlarına tampon yapılan cerihaların yoktur
Hayat senin yüreğindeki ışık kadardır
Söndüğü zaman büyürsün.
Işığını söndürecek rüzgârlar;
Biraz da çocukluğunu aşındırır.
Sen çocuksun,
Salıncakta dalgalanan saçların
Gider bir balonun ipine takılır.
Senin yakının, bir karış kadar ötede
Huylandığı yerden gıdıklar dünyanı
Uzağın, uçurtmanın uçtuğu yere kadardır.
Yağmur yağar, seller akar
Arap kızı uçurtmanı kapar,
Ve sen büyürsün.
Sevincini kapıp kaçan o eller
Biraz da çocukluğunu kapıp kaçar.
Sen çocuksun,
Sapanından umut fırlatırsın,
Kerpiç duvarlar üstündeki şişelere.
Nişan aldığın onlardır; kırılan onlar.
Sana zor gelir bir kuşu vurmak öylesine
Çakır gözlerini kapadın mı
Kanatlanıp gidersin onların ülkesine
Hava bozar şimşek çakar,
Ve sen büyürsün.
Kanadını kırıp duran o yıldırımlar
Biraz da çocukluğunu kırıp durur.
Sen çocuksun,
Öpüldüğün sabahları güneş kıskanır
Doyduğun sofralara dökülür afacanlığın,
Sana döşeğini açmış göğün kuşağı
Renklerin dansı seni baştan çıkarır
Sahili kumdan kaleler ile örülü ülkenin
Padişahısın sen,
Poyraz çıkar dalga vurur
Ve sen büyürsün,
Senin küçük ülkeni kuma gömen o dalgalar
Biraz da çocukluğunu kuma gömer.
Sen çocuksun,
Ulaşamadığın sınırlar, kapı komşun olur ansızın
Seni büyüten her şey, senden biraz çocukluğunu alır
Büyüklüğünle kalakalırsın
Büyü!
Seni zamanın ortasında yalnız bırakan guguk kuşun
Tırnaklarının altına gark olan masallarında kaldı.
Büyü!
Senin haklarını koruyanlar senden büyük değil.
Hakkını korumak sana kaldı!
Büyü!
