Yağmurdan Önce
TEMMUZ Sayı: 26 - Kasım 2018

Yağmur yağıyor ama nasıl, böyle bardaktan değil, geniş ağızlı sürahiden, yok yok kovadan, evet kovadan boşanırcasına. Böyle bir sürü günü var dünyanın. Böyle bir sürü günün birinde ablam öldü. Onu mezara koymadan önce kovayla mezardaki suyu boşalttık. Yetmedi. Yağmurdan sonra dedik, yağmuru beledik dinsin diye. Yağmur insanın içine ferahlık verir mi, insanı mutlu eder mi, kızı ölmüş bir anne kızının öldüğü gün yağmura sevinir mi? Annem de ölecek sandım ama yağmur öyle bir yağdı ki annem bunu bir işaret olarak aldı, yağmura tutundu, hayatta kaldı.

Günün birinde ölürsem Allah’ım nolur çok yağmur yağsın, o kadar yağsın ki beni oraya hiç bırakmasınlar.

Ben de tuttum hayatı ona zehir ettim. Babam da tuttu beni evden kovdu. Kovarken yüzüme bile bakmadı. Annemin gözlerini yüzümden sökemedim. Kaç sene oldu, annemin gözlerini taşımaktan yüzüm eskidi. Yüzümü çok şey eskitti, herkes esrardan bildi mesela ama en çok annemin gözleri…

Ben ablamın biricik kardeşiyim, Allah onu seviyorsa beni de sever, ben ölünce de yağmur yağdırır, böylece annem çabuk iyileşir, çok uzun yaşar, Allah’ım nolur annem hiç ölmesin, çok uzun yaşasın.

İnsan bu dünyaya ait değildir, asıl yurduna dönecektir.

Sahi mi? Asıl yurdunda herkes mutlu mudur hocam, asıl yurda dönünce bu dünya ağrısı unutulacak mıdır, babam beni affedecek midir mesela, annem gözlerini yüzümden alıp eski yüzüne kavuşacak mıdır, ablam beni görünce tanıyacak mıdır hocam, asıl yurdum beni kabul edecek midir?

Ben böyle değildim. Yaşarken, yaşamaya alışırken, yaşamaya alışayım da bir baltaya sap olayım derken böyle oldum. Bir de baktım yağmur yağmaz olmuş, bir de baktım ki yağmur hiç yağmazken, babamı kupkuru toprağa bırakırken, annem giden babama bakıp gökten yağmur beklerken, gökten tek bulut geçmezken Kasım’ın ortasında, bir de baktım yağmura zerre inancım kalmamış.

Her şey aslına rücu edecektir.

Etsin hocam, etmezse Allah her şeyin belasını versin. Verdi de zaten, babam yüzüme bir kez bile bakmadı, her şey olduğu gibi nah şurama oturdu da kalkmadı, her şeyin aslı şuram değil hocam, her şey aslına rücu etsin de biraz nefes alayım, olmaz mı?

Babamın göğsü çok geniş… Babamın elleri çok kalın… Babamın yüzü mermer gibi… Babam bizi seviyor da belli edemiyormuş, babasından böyle görmüş, babasından hiçbir şey görmemiş aslında, görseymiş örgülerimi muhakkak okşarmış, baban seni de kardeşini de çok seviyor ama böyle işte kızım diyor annem, idare edin diyor… Ben babamın biricik berfiniymişim ama sen yaramaz katırıymışsın, hi-hi... Ben bilmem, babam da televizyondakiler gibi olsun istiyorum.

Kötü yolun yolcusu olmayı ben mi istedim, tamam, ben istedim, bir sor niye istedim… Cümle âlem duymuş da ne olmuş, cümle âlem benimle aynı şeyi görse ne yapardı acep? Demesi kolay, her şeyin demesi kolay hocam, konuşmak kadar kolayı mı var şu dünyada, bak sen sabahtan akşama dilinde dünya dolusu lafla dolanıp duruyorsun, kaç adam uydu çağrına, bir ben miyim arkadaş cümle ayıbın ağası?

Zerrin’i görsen hani şu hoca halinle senin de içinde bir şeyler oynardı hocam. Tamam, kızma Allah için, sen elbet bizim gibi değilsin, vicdan ehlisin ama bir görsen ne dediğimi anlardın. Ben Zerrin dedimse sen anla ki Züleyha. Yahu dur hele… Tamam, benim için de tövbe et de önce bir dinle… Ayağının tozuna kurban olayım, elbet bilirim Yusuf nebiyi, Züleyha’dan evvel bilirim ben de, gel gör ki ben o değilim hocam, ama Zerrin Züleyha’dan az değil billahi az değil. Bir gördüm, başka da bir şey görünmez oldu gözüme, nah şu kuruyasıca ellerimle sıyırdım gömleği… Gömlekten önce aklımı sıyırmışım da aklını sıyıran adamdan gömleğin hesabı sorulur mu? Sen söyle hocam, sorar mısın?

Herkes sordu. En çok da babam sordu. Tek kelam ettirmeden sordu, babasından gördüğü gibi sordu, kalın elleriyle sordu, mermer gibi yüzüyle sordu, tek kelam ettirmedi ama tek tek bütün kemiklerimden sordu. O sordukça Zerrin içimde her bir şeyin cevabı oldu. O sordukça gözümün içinde Zerrin’den başka hiçbir şeyin yeri kalmadı, nere baksam altın saçan hükümdar gibi oraya saçtım Zerrin’i. Sağım solum, her bir yönüm oldu sana Zerrin, cümle âleme sultan oldum sanki. Şimdi söyle hocam, bunun hesabını sorsan cevap verecek adam bulur musun karşında?

Cennet çiçeği olmuş ablam, bu yağmur boşa değilmiş, rahmet sadece ablamın toprağına değil annemin gönlüne de yağmış, derdi veren sabrını da verirmiş. Babam da annem gibi dayandı, annemi dinlerken bana sarıldı, ablam cennet çiçeği oldu, ben de evin çiçeği oldum galiba, onlar nasıl dayandıysa ben de onlar gibi dayanacağım, Allah ablamı geri vermezmiş ama bizi cennette kavuştururmuş. Hepimiz cennette çiçek olacağız, o zamana kadar dayanacağız. Korkuyorum Allah’ım. Ama annem bilmese konuşmaz. Yine de biraz korkuyorum. Orası nasıl bahçeye dönecek ki?

Beni de rücu ettirsene hocam. Bir annem kaldı, ona da dönecek yüzüm yok. Beni şöyle biraz geriye… Yağmur bir gün öncesinden yağsın, o gün güneş hiç doğmamış olsun hatta olmaz mı? O gün de oyun oynamayalım, dünyanın sonu değil ya. Ya da öyle bir şey olsun ablam beni sevmesin, benimle oyun oynamak da neymiş, kız arkadaşlarını çağırsın, beni araya almasın, alaya alsın, kovsun, evden dışarı adımını atmasın, ben tek kalayım, tek başıma çıkayım, yolun ortasında beni itecek kimse olmasın, o gün cennet çiçeği ben olayım, ablam evde çiçek olsun, sonra okulda, sonra her yerde, ama bu tarafta olsun, büyüsün, serpilsin, gelin olsun, anne olsun, evinde onun gibi çiçekleri olsun, babam ondan razı olsun, Zerrin başkasına baksın, başka biri cümle âleme sultan olsun, ama o gün ne olacaksa bana olsun hocam olmaz mı? Yağmur da istemem. Yok, yağmur olsun ki anneme şifa olsun, ama ne olacaksa, o yağmurdan önce, bana olsun be hocam. Olmaz mı?

Ben babamın yaramaz katırıyım. Ablam onun berfini. İkimizi de severmiş ya belli edemezmiş. Olsun. İkimiz de annemin çiçekleriyiz.

Sadullah Taşçı Arşivi