Kadraj
TEMMUZ Sayı: 24 - Temmuz 2018

Yürüsem biraz, dünya durur mu?

Dünya dursun. Olmadı azıcık yavaşlasın. Çünkü ben ateş dedim kimse İbrahim demedi. Kuyu dedim, içine düştüğüm içime düşen, kimse Yusuf da demedi.

Yürüsem.

/ bacaklarım açılsın biraz, ciğerlerim de, en çok şuram. siyah zifir bir şeyler birikmiş, en çok şuramda. bi dünya kuş ölüsü. göçün zorunlu olanı insanın boynunda, çünkü kuşlar ölü, insana kalan sürgün, göç, çünkü yüksek binalar, yüksekte uçaklar, delinmiş gök de var ki kuşa ancak ölmek kaldı olduğu yerde. insan, kuşa ettiğinin ateşinde, daha dünyadayken hem de. /

Kalabalık bir cadde üzerinde ölüm. Kimse yadırgamaz. Akşam bülteninde biraz lakırdı. Ahlar eşliğinde vah ki doyamadığım gençliğim annemin boğazında yumruk şeklinde.

/ bunu isyan içinde mi görüyorsun Allahım, bu ki hala çömez yaşamak konusunda, yaşına bakma, aklı hep bir karış havada. /

Yürüsem.

Bilatedbir geçti zaman. Fasılasız ağlasam geçen güne. Günlerce, gecelerce. Mendilime annemin işlediği sesleri yıkasam.

Yürüsem.

Nerede yitirdimse yitirdim, ağzımda başka ağızların sayıklamaları, dilimi bulsam, dilim ağzımın içindeki yerini tutsa, sayıklamasam, konuşsam. Dört yanımdan akıyorsa dünya, ben ki dilsizliğimi ve böylece ata mirası evsizliğimi de vurmuşsam sırtıma, dönüp dolaşmışsam, dönüp dolaşıp bir küçük aralık, bir tanıdık kapı eşiği özlemişsem, uzanmak olmuşsa dileğim.

/ hep bir düşman görmenin korkusu aynalarda. hiç kalmamışım gibi. gittiğimi gören olmamış. gölgeme boşaltmışım ne varsa eteklerimde, yine benimle. yutkunmak eziyet böyle yara bere içinde. hep o düşmanla anlaşmanın korkusu, aynayı her görüşümde. /

Yürüsem.

Dünya birazcık dursa.

Kiraz bahçeleri hayal etsem, limon ağaçları, iğde kokuları.

/ zorla alınan nefesin anlattığı. uğrayanı kalmamış emeklinin dalgınlığı. elleri en çok yokluk tutmuş adamın utancı. evinden öfkeyle çıkmış kızın hıncı. iki arada ölümü bekleyen annenin merakı. beklerken kısmetine hep dip köşe düşen oğlanın kursağı. /

Benimle yürüse.

Yürüdüm.

Ezberimde tutmadım hiçbir ağrıyı.

Aklıma gelmişken kalmak isteyen hiçbir şarkıya yüz vermedim. Yazılmış repliklerim vardı, tekrar ettim. Mağazalardan indirimli ürünleri izledim. Kasiyer kızlara gülümsedim. Sinemaya gittim, mısır ve kola, espri dosyama yenilerini ekledim. Aydınlıktan istifade kalbimi kimsenin görmeyeceği bir kuytuya gizledim. Kalabalıktan faydalanıp kendimi müsait bir yerde indirdim. Beni kendimden kurtarınca tüy kadar hafifledim. Gördüğüm ilk kafeye girip kendim dışında herkese yerimi bildirdim. Bildiğim bütün numaraları deneyip kısa sürede sosyalleştim.

Yürüdüm.

Çok renkli, cıvıltılı yalanlar yürüdü benimle.

Herkes burada ve kimse yok.

Beklemek yok.

Saatleri ayarla, gecikmek yok.

Kendine kapanmaya izin yok.

Bari bir kez olsunluk dileklere yer yok.

Nereye yürüsem? Kimi çağırsam adımlarımın yorulacağı yerler için? Beni bir yalana ikna eden fısıltıya karşı hangi ellere bıraksam kulaklarımı?

Yürüdüm, önceki bütün adımların tozunu yutarak geçtim yolları. Ben bir Musa arıyordum, bizi yanında götürecekti, yol nasıl açılır görecektik, çamur ardımızda kalacaktı. Yolda ne Musa, ne ahali. Geç miydi, erken mi? Bilemedim.

Yürüdüm, ayakkabılarımdan belli. Ayaklarım inkâr edecek beni, yol tanımayacak, Musa yüzüme bile bakmayacak belki.

Yürüdüm, yan yollara saptım. Unuttum, eğleştim. Hatırladım, utandım. Niyetlendim baştan, ilk adımda bozdum. Ben yürüdüm, benimle birlikte yürüdü dünya. Hiç boş durmadı, boşa da bırakmadı. Bulduğu yere yanaştırdı. Üzerime yapıştı da bakılınca seçilemez oldum.

Yürüdüm, başa döndüm, başım döndü, başımın içinde dünya döndü, gözüm karardı, gözümü yumdum kendimi gördüm, kendimden korkup dünyaya döndüm, içimi dışımı, önümü arkamı şaşırıp olduğum yere çöktüm, dünya bu boş durur mu, başımda bitti, koluma girdi, eğilip kulağıma güzel sözler söyledi, ben dedim, sen dedi, nerdeyim dedim, bendesin dedi, yol dedim, yok dedi, yürüyordum, yanılıyordun, kaçıyordum, dönüyordun, peki şimdi, her şey şimdi ve her zaman ben, yorma kendini, bana bırak, yol da benim, durak da, menzil de, çok düşünme, kendini nimetten bilme, kıymetimi bil, başkasını bilme, aklına düşeni, içini kemireni, içinden kulağına tırmanan sesi, her şeyi ve herkesi şimdi ve burada, yalnızca bana…

/ beni yanından ayırmıyor dünya

ve yaklaştırmıyor kendime. /

Sadullah Taşçı Arşivi
24 Sayı: 24 - Temmuz 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler