Mutluluk
TEMMUZ Sayı: 24 - Temmuz 2018

Mutluluk bu dünyada en çok arayıp da en az bulduğumuz şeydir belki de. Ya da her an bulduğumuzu sandığımız ama yaklaştıkça bir serap gibi bizden uzaklaşıveren bir ışık huzmesine benzer. İnsanoğlu, dünya kurulduğundan beri çeşitli şekillerde onu aramış ve halihazırda bir altın madeni gibi aramaya devam etmektedir. Belki bir gün buluveririz diye.

Şüphesiz mutluluk arayışı, yaşanılan zamana ve yere göre farklılıklar arz etmektedir. Büyük şehirlerde doğup büyüyen kültürlü bir genç kızla, Torosların eteklerindeki bir dağ köyünde yaşayan bir genç kızımızın mutluluk algısı aynı olmayacaktır büyük ihtimalle. Köylü kızımız biraz daha mütevazi, kanaatkâr tavır takınabilecektir hayat karşısında. Bu örnekten yola çıkarak mutluluğun nesne ve eşya ile ilintisini peşinen kabul ettiğimiz varsayımında bulunmayın lütfen. Mutluluğun salt objelerle ilişkisi olmayabilir. ‘Parayla saadet olmaz.’ türküsü boşuna söylenmemiştir. Mutluluk varlığa bağlı olsaydı dünyanın en mutlu insanlarının şehirde yaşayan, üst düzey refah seviyesine ulaşmış zenginler olması gerekirdi. Öyle bir şey yok. Olsa sizden saklamaz, söylerdim ey aziz okuyucularım…

Herkesin mutlu olduğu şeyler şüphesiz farklıdır. Maddi varlıklarla çok mutlu olabilecek insanlar olduğu gibi huzuru sükûnet ve maneviyat cephesinde arayanlar da vardır. Yeni nesil çoğunlukla cep telefonu, bilgisayar, alyans, araba gibi şeylerle mutlu olduğunu düşünüyor. Biz çocukluğumuzda bir şekerle, bisküviyle dahi olsa mutlu olmasını bilirdik. Şimdiki nesil için leziz şekerlemeler, çikolatalar bile son derece hafif kalıyor. Keşke annem sağ olsa da mevlitten benim için ayırdığı akide şekerlerini elime tutuşturuverse dünyanın en bahtiyar insanı olurdum galiba…

Mutluluk elbette aranılan bir şey ama onu nerede bulabileceğimiz hususunda hazır bir reçete yok elimizin altında. Bulmaktan ziyade aramak lazım geldiğini düşünmekteyiz. Bulamasak da o kadar mühim değil. Peki bir gün esaslı bir şekilde aramaya karar verirsek nerede bulacağız onu? Bazen masmavi gökyüzünde, bazen gür ve gümrah çam ormanının derinliklerinde, bazen de küçük bir kızın gülümseyen gözlerinde mi saklı olacak o?

Mutluluk kimisine göre sevdiklerinle beraber olmaktır. Deniz kıyısındaki sakin bir kır kahvesinde çay eşliğinde sohbet edip yıldızları seyretmektir. Muhabbetin, gönüldaşlığın coşkusunu doyasıya yaşamaktır. Kimilerine göre paylaşmak ve gülümsemektir. Mutluluk vermektir bazı insanlara göre. Ferahlıktır. Yağmur ve bebektir. Acıdır, kederdir, hüzündür şairlere göre. Ege’dir, seyahattir, kahve içmektir belki de. Şüphesiz insan sayısı kadar mutluluk anlayışından söz etmek de mümkündür.

Bana göre ise mutluluk yalnız kalıp kendi iç sesini dinlemektir aziz dostlar. Kainat günlüğünü kalbinde okumaya çalışmaktır. Kendini bilmenin en büyük erdem olduğunu, haddi aşmamak gereğini bilir gönül ehli. Nereden gelip neye gittiğin sorusuna yerinde verilmiş bir cevaptır. Var oluşumuz ve yazgımızla ilgili bir gizi aralamaktır. Samimiyettir.

Bazen pencere kenarından dışarıyı seyrederken bile mutlu olabilir insan. Yürüyebildiğinde, koşabildiğinde dünyanın en mutlu insanı addeder kendini. Sağlıklı bir nefese dünyanın zenginliğini değişmez. Zaten sıhhatte ve afiyette olmak değil midir saadet. Muhibbî’nin deyişiyle bir nefes sıhhatten başka nedir ki devlet. Bütün azalarımız için gece gündüz yaradana şükretsek yine de azdır. Rahatça atabildiğin bir adım kadar küçük şeylerin içine gizlenmesi onun değerini asla düşürmez.

Mutluluğun kişiye özel formülasyonları çoktur. O basmakalıp üretilmiş hazır elbise değil, mahir terziler tarafından halis ve cins kumaşlardan üretilmiş üzerine cuk oturmuş bir elbisedir. Bu bağlamda herkesin mutluluğu kendine göredir. Hayatın bize bahşettiği sonsuz güzelliklerden/nimetlerden herkes üzerine düşen payı alır. Taşıyıp sindirebileceği kadarını. Tabii çok irili ufaklı dağıtılmış olsa da işin sırrına vakıf olanlar asla benim payım neden düşük diye yaygara koparmazlar. Orada, mutluluk deryasında senin için ayrılmış bir pay da mutlaka vardır. Yeter ki ona ulaşmak için az çaba harcamasını bil.

Mutluluğa kanaat kapısından girilebilir mesela. Açgözlü, haris insanlara dünyayı bağışlasınız bile bir ikincisinin peşinden koşar. Onların gözleri hep yükseklerdedir. Onlar dünya malına tamah ederler. Makam ve mevkiye ulaştıkça daha fazlasına talip olurlar. Böylelerinin gözlerini bir avuç toprak bile doyuramaz. Sonu olmayan bir açlık ummanı içinde boğulup giderler.

Sonra azizim mutluluğun zenginlikle de direkt alakası yoktur. Öyle olsaydı dünyanın en mutlu insanlarının zenginler olması gerekirdi. Şair İsmet Özel, dünyanın en mutlu insanlarının baca temizleyicileri olduğunu söylüyor bir şiirinde. Ve yerleri dar oldukları için yüreklerini geniş tutmak zorunda olduklarını ekliyor. Zenginlikle mutluluk arasında ters orantı bulunduğunu söylemek dahi mümkün olabilir. Eskiden yoksulluk diz boyuydu ama huzur vardı. Halk elindekiyle yetinmesini bilirdi. Kimse kimsenin etlisine sütlüsüne karışmazdı. Köylerde olduğu kadar kentlerde de bir huzur ve güven ortamı vardı. Nice zenginler vardır ki fakirlere gıpta ile bakarlar.

Mutluluğu bir gaye haline getirmek de doğru olmayabilir belki. Hayatın anlamını kavrayan, nereden gelip nereye gittiğini bilen insanlar için saadet asıl hedef değil menzildeki konak yeridir diyebiliriz. Anlara tutunup dolu dolu yaşayarak ömür sermayesini en kârlı bir şekilde değerlendirebilir insanoğlu. Emaneti gönül hoşluğuyla teslim etmekten daha büyük bir saadet düşünülebilir mi insan?

Sonuç olarak son kulvara kadar herkes kendi mutluluk algısını yaşayacak. Kendine göre bir mutluluk beğenecek bin bir çeşit saadet tonlarından. Kimimiz çok yoğun yaşayacağız o duyguyu kimimiz çok az. Bazen gökten sağanak halinde yağacak mutluluk bazen ağmakıslatan. Hırs, kin, intikam, gibi kötü duygulardan olabildiğine arınıp elimizdekilerle yetinmesini bilirsek mutluluğun bizim beldemizde kalıcı olmaması için hiçbir sebep yok. Herkesin mutluluğu özgürce ve doyasıya yaşaması en büyük dileğimizdir şu yalan dünyada.

Ercan Ata Arşivi
24 Sayı: 24 - Temmuz 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler