Tatile çıkmanın lüks değil ihtiyaç haline geldiği bir zamanda yaşıyoruz. Öyle ya da böyle tatile çıkmak hayali hepimizin rüyalarını süslüyor. Yaklaşık bir yıl süren yorucu ve boğucu çalışma temposunun ardından yapılan bir tatil; ruhen boşalmak, rahatlamak, dinlenmek, stres atmak anlamına geliyor çoğu insan için. Kentin labirentlerinde kıstırılmış fareler gibi dünyayı kazanmak hırsıyla oradan oraya koşturan şehrin insanı, birkaç günlük tatili bile bir bayram sevinciyle karşılıyor. Dini bayramlarda eksik kalan bir iki gün de ilave edilebilirse değmeyin keyfimize. Ve tatile çıkmak kişiler için nerdeyse farz mesabesinde addediliyor.
Tatili düşünmek, düşlemek kolay da ilk adımı atabilmek zor tatil için. Günümüzde onlarca seçenek arasından bir seçim yapmak gerekir.
Türk insanı tatil deyince daha çok deniz tatilini anlıyor. Deniz, kum ve Güneş’in sunduğu dinlenme ve bronzlaşma imkânına balıklama atlıyoruz tabiri caizse. Gökhan Genç’e göre buna her şey dâhil konseptinde yeme-içme de dâhil edilebilir.
Bir de kültür gezileri, turları var. Daha çok çeşitli şehirlerin tarihi ve turistik mekânlarını, ören yerlerini, müzeleri vesaire gezilerek o şehrin ruhu tanımaya çalışılır.
Her insan fıtratına, meşrebine uygun bir tatil planı kor masaya. Bazıları tatil için bildik rotaları tercih ederler. Kıştan alınan her şey dâhil konseptinin süresini bir haftadan on beş güne, on beş günden bir aya çıkarmanın yolları aranır. Böyleleri çoğunlukla tatil için yaşayanlardır. Bir süre sonra tatil onlar için bir araç değil amaç haline gelmeye başlar. Tatil var olmanın, ben de varım demenin diğer adıdır böyleleri için. Bu insanlar daha çok “Bodrum, Marmaris, Fethiye, Kuşadası” gibi bilindik ve garantili yerleri tercih ederler. Her bir ilçede birkaç gün kalarak tatili on güne çıkarmak olasıdır. Planlar daha kıştan yapılır. Turizm acentelerinden rezervasyonlar yapılır.
Bazıları ise doğa tutkunudur. Doğayla baş başa olmak önemlidir onlar için. Tabiatın kendilerine çok şey katacağını düşünürler. Issız bir nehir veya göl kenarına çadırlar kurulacak balık tutulacaktır. Gece ise ay ışığı eşliğinde semaverden çay içilecek veya yıldızlar seyredilecektir. Tabiatın koynunda insanlardan uzak birkaç gün geçirilecektir. Aslında tatil için en iyi seçeneklerden biri uzun süre doğayla baş başa kalmaktan geçiyor. Tabiat, ağaçlar, yemyeşil ormanlar insan ruhunu dinlendirir nasılsa…
Eğer türlü maceralara açık bir aile değilseniz konaklamada ille de ev veya otel tercih edilir. Çadır her türlü etkiye ve tehlikeye açık olmak demektir. Çadırda mazbut bir aile fazla rahat edemez. Özellikle de kadınlar…
Ev seçeneğinin artılarıyla birlikte eksileri de vardır. Ev, çocuklu aileler için son derece uygun bir seçenektir. Evde zaman, sessiz sakin geçer. Programını kendisine göre yapar. Karışanı da fazla olmaz.
Böyle bir ev seçeneğinde örneğin Ege kıyılarında karar kıldığımızı düşünelim. Sabah kalkar kahvaltımızı yaparız. Saat 9-10 gibi denize gireriz. Öğleye kadar yüzer veya şezlongda güneşleniriz. Öğlen eve döner birkaç saat dinlenebiliriz. Eve dönmenin amaçlarından birisi de güneşte fazla yanmamaktır. İnsan yine de bir nebze de olsa yanmaktan kurtaramaz kendini. Öğle arası aperatif yiyeceklerle geçiştirilir. Öğleden sonra bir tur daha denize girilir. Akşamın yedisine kadar yüzülür, denizde çeşitli oyunlar oynanır. Akşam yemeği yenir. Zaman kalırsa bisiklet turu veya kısa bir yürüyüş. Gece de çarşıda biraz dolaşılır, dondurma yenir, yerel ürünlere bakılır.
Eğer Balıkesir -Erdek, Altınoluk, Küçükkuyu- civarındaysanız portföyünüze birkaç doğa gezisi veya kültür turu ekleyebilirsiniz deniz tatiline ilave olarak. Misal Hasanboğuldu, Adatepe gezileri yapılabilir. Gün batımında Şeytan Sofrası tepesinden körfezi izlemek çok hoştur.
Tabii, tatilinizi pek çok değişik biçimde geçirmeniz de olasıdır. Yunan adaları ve çeşitli yurt dışı alternatifleri hazırdır sonuçta. Leyleği havada görenler için Dünya’nın diğer bir ucuna gitmek de mümkündür. Örneğin Şeyseller diye bir adalar diyarı var. Canınız nereye gitmek istiyorsa sizi oraya gönderelim.
Bir de tatil için doğanlar vardır. Leyleği havada görenler. Onlar tatille ilgili en küçük ihtimalleri bile değerlendirir. İstanbul dışına çıkamıyorlarsa İstanbul’da gezerler. Örneğin Polenezköy’e, Şile’ye, Ağva’ya giderler. Kaçış imkânı varsa Bursa’ya veya Kırklareli Kıyıköy’e giderler.
Biraz da tatilin psikolojik sosyolojik boyutu üzerinde duralım. Tatil asla bir kaçış özlemi değildir. İnsanın kendi iç sesini dinleme isteğidir olsa olsa. Tatil yapmaya çalışalım ama bunu bir varoluş meselesi haline getirmeyelim. Eğer iyi bir planlama yapılmazsa bazen insan tatilde normalden daha fazla yorulabilir.
Bir başka açıdan bakacak olursak turizm sektörü günümüzde kapitalizmin kalelerinden biri haline gelmiştir. Özellikle de çalışan kesim için tatil yapmaz olmazsa olmaz hale gelmiştir. Güya tatil varsa biz de varız yoksa biz de yokuz. Her şey dâhil konseptinde mutluluk ve huzur da dâhil midir?
Evet, tatile çıkmak bir zorunluluk, bir ihtiyaç! Tatile çıkmak için büyük paralar harcıyoruz, bedeller ödüyoruz. O halde tatilin de hakkını verelim. Bedenimizin de üzerimizde hakkı var. Dinlenme hakkımızı en iyi şekilde kullanalım ve güzel bir tatilin sonunda gerçekten dinlenmiş olalım. Bedenen ve ruhen…
