Boşluk
TEMMUZ Sayı: 20 - Mart 2018

İçimde huzursuzluğa eklemlenmiş acayip bir boşluk büyüdükçe büyüyor. Sanki bir karadelik. Seni, beni, ötekileri; evrende her ne varsa alıp kendi değirmeninde unufak öğütecekmiş gibi birazdan. Tüm benliğimizi kapsayarak derinleşecek, muazzam bir okyanusa dönüşecek.

Hayat böyledir işte. Güvendiğin dağlara sürekli karlar yağar, tutunduğun dallar aniden kırılıverir, senin payına büyük, derin bir boşluk düşer. Dağlara, zirvelere tırmandığını zannederken bir boşluktan diğerine yuvarlanırsın.

Orada ölmez insan. Bir an için sersemlese de yaşamaya, nefes almaya devam eder. Bir yara izi bile oluşmaz bedeninde. Kalbinde siyah bir noktadır belki de sadece o. Yalnızca gönül gözüyle görenlerin görebildiği uçsuz bucaksız bir vahadır. İçinde sürekli kaybolduğun çöldür. Harareti ve susuzluğuyla yakar insanı.

Ben kendi kırılganlığımda yaşarım. Kalbimin derinliklerinden yenilgiler filizlenir. Sıkıntılarımdan, umutsuzluğumdan vagonlar yaparım gün boyu. Tutkuyla doldururum içini; eşyalarla, nesnelerle. Boşluğun içimdeki acayip dünyası güzeldir aslında. Beni ayakta tutarak dinç ve diri olmamı sağlar.

İki ada arasındaki boşluğa köprü kurulur. İki insan arasında ise sonsuz uzaklıklar vardır. Ne yaparsan yap iki gönül bir olmaz. Varla yok birleşmez bir vahada. Sevdalı iki yürek o görünmeyen iplerle birbirine bağlanamaz.

Boşluk, acıdır aynı zamanda. Sevdiklerini kaybetmiş bireyin gülün kokusuna, kezzabın acısına bürünmüş kırılgan bir yelpazesidir. Boşluğa düşmüş birini yokluğun derin kuyusundan çıkarabilmek hiç de kolay değildir.

İçindeki boşluktan hiçbir kuyuya inemezsin dostum. Sen, uçurumun kenarında değilsin bir kere. Adın da Yusuf değil zaten. Hüsnü Yusuflar bahçende yeşermiyor, Yusufçuk kuşları dallarında ötmüyor. Bir boşluktan diğerine eklemlenerek nereye vasıl olacaksın ey sevgili? Bak, yollar tekinsiz, tek ü tenha. Hayat, kırılgan ve kaygan. Bir sabun köpüğü gibi uçup gidiverecek sanki avuçlarından. Tabii hikâyede olduğu gibi hayatta da doldurulamaz boşluklar var.

İçimdeki boşluğun yarısı annesini ya da babasını kaybetmiş bir çocuğundur bayım. Yaralayıcıdır o yüzden.Tahrip ve tahriş eder bedenini. Yakıp yıkıp yok etmeye meyyaldir. Belli bir hacmi ve kütlesi de yoktur onun. Ayrıca onu hiçbir şeyle de dolduramazsınız. Katı, sıvı, gaz. Tonlarca kum, çakıl, hafriyat dökseniz de bir işe yaramaz. Dolmaz, doldurulamaz o boşluk.

Boşluk duvardaki aksini, manasız bakışlarla süzmektir bazen. Acıyla yoğrulmuş duvarların ötesini görebilmektir bir hastane odasında. Hayal dünyasının büyülü gerçekçiliği ile hakikatin soğuk yüzünün yer değiştirmesidir.

İçimizdeki boşlukları uç uca eklersek nereye çıkar bu yol? Varlığın ana karasına mı, yoksa yokluğun ıssız koylarına / koyaklarına mı? Ey insan, peki sen içindeki boşluğu neyle doldurmaya çalışıyorsun? Bir söz yüzüğü, müzik tınısı ya da kırmızı kurdele ile mi? Ak akçelerimizle ya da kararan yanlarımızla mı? Kariyere, üne, zenginliğe ne dersiniz? Mutluluk denizlerinde yüzebilmek için bunlar çok gerekli değil mi sizce, elzem? Olmazsa olmaz.

Boşlukla konuşuyorum şimdi, hapishane duvarlarıyla söyleşir gibi. Bana hayat hikâyesini, var oluşundaki esrarı anlatıyor. Bazen yetmişlik bir pir-i fani, bazen de on sekizlik peri suretinde. Beni sağaltamaz, çoğaltabilirsiniz sadece diyor. Sonsuza kadar.

Onu görmeye, onu incelemeye çalışıyorum .Yüzüne fener tutuyorum ayvada tüylerini daha net görebilmek için. Dünya semalarından uzaklaşınca dürbünümle inceliyorum ara sıra. Künhüne varmak için ince eleyip sık dokuduğum da oluyor. Bazen uçarı bir kelebek gibi uzaklaşıyor benden. Bedenden çıkıp ruha dönüşüyor kaşla göz arasında.

Onun yüzüne dikkat ve rikkatle baktım. Hiçbir şey göremedim. Salt kendisiydi o. Tüm benliğimizi kapsayan, muazzam, derin bir boşluk. Yok hükmündeydi sanki. Anladım ki o, bizim oyalandığımız dünya hayatımız imiş sadece.

Ey çocuğum, sana miras olarak boşluğu bırakıyorum. Allı yeşilli cazibeli dünya kıvamında. Boşluk, içinde büyüyecek, büyüyecek kocaman bir dağ olacak. Ağrı, Cudi, Uhut olacak. İçimizdeki ağrıları da dindirecek. Bir boşluğa tutunarak nasıl yaşanır öğreneceksin. Karanlık odalardan, esrarengiz dehlizlerden aydınlığa çıkmayı kavrayacaksın. İçimizdeki boşlukları onun adıyla doldurmayı öğrendiğimizde kendine dönecek dünya…

Ercan Ata Arşivi
20 Sayı: 20 - Mart 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler