Dönüm Noktası
TEMMUZ Sayı: 30 - Mart 2019

Bazen hastalıklar insan hayatında dönüm noktasıdır. Ya da ciddi imtihan vesilesi. Hayatı, ölümü ve sevgiyi anlayabilmek için maveradan gelen uyarı mektubu. Ben böylesine bir süreci tüm gerçekliği ve çıplaklığı ile yaşadım. Hayatımın en zor zaman dilimiydi. Ve gerçekten ayakta kalabilmek için büyük mücadele verdim.

Bir haziran öğlesiydi. Bir arkadaşımla evimizde öğle yemeği yiyorduk. Çalan bir telefon bütün her şeyi değiştirdi. Eşimin en yakın arkadaşı bir hastaneden arıyordu. “F… rahatsızlandı ama atlattı. Şu anda durumu iyi. Endişeye mahal yok. Lütfen, sakin bir şekilde hastaneye geliniz.” demişti.

Apar topar gitmiştik. Atlattı sandık. Oldukça iyi görünüyordu. Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesinde birkaç saat kaldıktan sonra bizi ambulansla Siyami Ersek Kalp Hastanesine sevk ettiler. Ambulansın içinde ben de vardım. Dakikalar ve saniyeler bile ne kadar önemliydi insan hayatında. Hastanenin acilinden girdiğimizde her şey yolunda görünüyordu. Tetkikler, tahliller temiz çıkmıştı. Yine de monitördeki ibrenin alçalıp yükselmesi tedirgin ediyordu insanı.

Ertesi gün normal servise aldılar bizi. Kontrol amaçlı birkaç gün hastanede yatıp çıkacaktık. Sonra işler yolunda giderse normal hayatımıza, işimize gücümüze geri dönecektik. Bir iki gün sonra anjiyo olmak zarureti ortaya çıktı. Anjiyoya girerken o son derece rahattı. Bense tedirgin ve endişeliydim. Ruhen gergindim de aynı zamanda. Ya işler yolunda gitmez de ters bir şey olursa!

Birkaç saat sonra doktorlar beni çağırdılar. Sanırım ekipte Bahar Hanım da vardı. Durumunun iyi olmadığını, damarlarının yırtıldığını açık bir dille anlattı bana doktor. Bu yüzden açık kalp ameliyatına girmesi gerekiyormuş. Bu ameliyatın başarılı geçme şansı yüzde seksen imiş. Risk yüzde yirmi. Ben ikilemde kalmış ameliyat olma hususunda hemen karar vermek istememiştim. Ne çare ki seçim yapma lüksümüz de yoktu. Bu ameliyatın gerçekleşmesi zorunluydu.

O son derece doğal karşıladı bu vaziyeti. Hatta ameliyata girerken kendisi bana moral ve ümit vermeye çalışıyordu sanki ben ameliyat olacakmışım gibi. Hayatımdaki en hazin, üzücü olaylardan birisi elbiselerini mavi çöp poşetine koyarak elime vermeleriydi. İnsan hayatı buydu. Senden geriye dünyada sadece bir poşet dolusu giysi veya eşya kalıyordu. Halka küpeler, nüfus cüzdanı, birkaç adet…

Ameliyata girdi. Ameliyatın dört-beş saat sürmesi planlanıyordu. İlk üç saatten sonra vakit geçmek bilmedi. Zaman durdu, donup kaldı adeta. Yelkovanın ve saniyenin her adımı kalbime saplanan bir oktu sanki. Ayakta kalabilmek için kime, neye tutunacağımı da bilemiyordum.

M… gelmiş, birkaç saat durup gitmişti. Belki de yüze yakın insan gelmişti ziyarete. Gidenler, gelenler, moral vermeye çalışanlar… Akrabalar, dostlar, komşular. “ Dost dost diye nicesine sarıldım/ Benim sadık yârim kara topraktır.” diyesim vardı. Hâlim olsaydı belki başka şeyler de söylenebilirdi. İnsanlar, bizimle konuşup teselli etmeye çalışıyorlardı. Ama daha çok susuyorduk. Üzgünlük demleri… Bu arada bahis oranları değişmiş, yaşama şansı yüzde yirmilere, onlara kadar düşmüştü. Hayatta en çok sevdiğiniz insanın hayatı masada… Kumar gibi değildi kuşkusuz. Ama yine de belirsizlikler can yakıyor, insanın içini acıtıyordu. Son saatler, son dakikalar geçmek bilmiyordu. Her an uzuyor, sanki bir asır oluyordu. Beklemek ateşten bir gömlekti ve biz o gömleği çıkaramıyorduk bir türlü üzerimizden. Neden sonra bir hareketlenme oldu. Herkes doktorun başına toplanmıştı. Doktor Bey: “Biz elimizden geleni yaptık. Artık bekleyip vücudun göstereceği reaksiyonu göreceğiz.” diye açıklama yaptı. Adlan Olsun, aşk olsun sana! Ben ancak doktorumuzun üçüncü cümlesinden sonra eşimin yaşadığını anlayabildim. Yaşıyorsa ümit var demekti. Bir şeyler yapabilmek, tedaviyi sürdürebilmek hâlâ mümkün olabilirdi. Yaşamak güzeldi ve çok şeye değerdi.

Ardından yoğun bakım süreci geldi. Günler ilerledikçe yorgunluğum ve gerginliğim artıyordu. İlk iki gece hastane banklarına tünemiştim. Uyku hak getire. Açık veya gizlice yoğun bakım ünitesine girip kendisini görmeye çalışıyorduk. Günde bir kez hasta hakkında bilgi veriyorlar, çok nadiren kendisini görmemize izin veriyorlardı. Gördüğümüzde iyi olduğunu, iyileşeceğini söylüyordu. Bir sabah bir hemşire aradı. “Değerleri çok yüksek çıkıyor. Gelin, görün.”dedi. Son defa olmasındı! Çocuklar; Ahmet, Şeyma… Ben ne yapabilir -maazallah- ölümü onlara nasıl anlatabilirdim?

Birkaç gün sonra ziyaret amacıyla Çorlu’dan arkadaşlarım gelmişti. Tam onlarla görüşürken adımızı anons ettiler. Koridora girdiğimde bir görevli eşimin kiraz ve karpuz istediğini söyledi. O kadar çok sevinmiştik ki anlatamam. Bu, iyiye işaretti. Yaşayacağının ve iyileşeceğinin işareti. Yoğun bakın süreci zor da olsa geçti. Üç-dört gün sonra normal servise çıkardılar. Ayağında oluşan kompartman sendromu nedeniyle iki defa ortopedi ameliyatı oldu. Numune’nin doktorları girmişti ameliyata. Hata yapılmış mıydı, soru işaretleri hep oldu bu ameliyata dair. Ayağını yere basamıyordu. Hava alması amacıyla tekerlekli sandalyede hastane koridorlarında dolaştırıyorduk. Teyemmümle namaz kılmaya çalışıyordu. Maneviyat önemli. Eğer dualarımız olmasa hiçbir değerimiz olmazdı.

Yirmi yedi günün sonunda hastamızı kabul edebilecek işinin ehli uzman bir ortopedi hekimi bulmamız istendi. Ayak gittikçe kötüye gidiyordu. Tedavi edilmezse tehlikeli olabilirdi. Benim çabalarım, arayışlarım bir çaba vermedi. Nurettin Bey (Yiyit), işini gücünü bırakarak son anda çözebildi meseleyi. Aranan kan bulunmuştu. Doç. Dr. Mehmet Bozkurt. Kartal Doktor Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesinden. Oraya ambulansla gidişimiz ayrı bir hikâye. Neredeyse bir gün ambulans beklemiştik cuma sabahından itibaren. Mehmet Bey, bizi bir yakını gibi kabul etti. Hiçbir zaman randevu alarak gitmedik hastaneye. Gereken bütün özen ve ihtimamı da gösterdi. İşinin ehli, şefkatli ve mahir bir doktor olduğuna şahidiz. Kartal’dayken bazen hafta sonları izinli olarak eve geldiğimiz de oldu. Eşim orada sağ ayağından ondan fazla ameliyat oldu. İki defa ciddi tehlike atlattık. Osteomyelit ve enfeksiyon. Her ameliyat, ayrı bir endişe ve stres kaynağı insan için. Fakat doktorumuz Mehmet Bey’e güveniyorduk. Ondan ziyade de yüce Allah’a…

Bir hastalık insanın hayat çizgisini tamamen değiştirebilir. Bir sayfanın kapanıp yeni bir sayfanın açılmasına neden olabilir. F… anaokulunda çalışırken ev borcu ödüyorduk. Son zamanlarda araba da almıştık. Muhtemelen daha sonra, daha iyi bir araba ile yazlık almayı düşleyecektik. Arzuların, hırsın sonu yoktu. Hesaplarımızsa genellikle dünyaya dairdi. Ve bu iyi bir yol sayılmazdı.

Üç yılı aşan tedavi süreci sonunda eşim büyük oranda iyileşti. Ayağında çok az bir hasar kaldı. Kalbi de daha iyi son zamanlarda. Ama yine de dikkat etmek gerekiyor işte.

Bu süreçte çok şey öğrendik. Sabretmeyi, şükretmeyi, umudunu her şeye rağmen koruyabilmeyi… O, hastaları ve doktorları yakından tanıma fırsatı buldu. Hastalığı sürecinde işinden ayrılmak zorunda kalmıştı. İyileştikten sonra tekrar işe başladı. Tamamen nasip, kader kısmet. Bazen bir hastalık hayatını değiştirir insanın. Veya ona yeniden doğuşun kapılarını açar. Onun sırdaşı, ruh ikizi, kaderi olur. Bir dönüm noktasında kendisini bulmasını sağlar.

Ercan Ata Arşivi