Bir Yol Açalım Şiire
TEMMUZ Sayı: 33 - Temmuz 2019

“Bir Yol Aramızda” şair Şadi Kocabaş’ın ikinci şiir kitabı. Kitapta Ocak 2017-Ocak 2019 yılları arasında yazılmış yirmi beş şiir yer alıyor. Kitap; ‘Bir Yol var Aramızda’, ‘Bir Varmış Bir Yokmuş’, ‘Karanlıkta Seranat’, ‘Patika’ olmak üzere dört bölümden oluşuyor. Eser, önsöz niyetine yazılan, şairin şiir anlayışını yansıtan, poetikasına dair önemli ipuçları içeren kısa bir mektupla açılıyor. Ve şair: “Hiçbir şair, şiirinden daha fazlası değildir.” diyerek aslolanın şiir olduğunu söylüyor.

Eserin başlangıç şiiri olan Bir Yol Var Aramızda, insanın bir kimlik numarasından ibaret olmadığını dile getiriyor. Aynı düşünceye ve sevgiye inanan insanlar farklı yerlerde yaşasalar da aralarında mutlaka bir yol, gönül köprüleri vardır.

İnsan, yaşarken arkasında birtakım izler bırakır. Fakat bu izler şimdi bir hatıraya dönüşmüş durumdadır. Bu izlerin telgraf direklerindeki kuş izlerinden pek farkı yoktur. -Hoş, günümüzde telgraf da, telleri de kalmadı ya- Şaire göre insan bir kısacık öyküden başka bir şey değildir.

Şadi Kocabaş, modern şiirin imkânlarını sonuna kadar kullanırken zaman zaman da kadim şiirimize göndermelerde bulunuyor. “telgraf tellerinde bir çift kuş izi/ usulca dökülen yaprak renginde” ifadesinin özellikle ikinci dizesinde Ahmet Haşim ustanın sesini duyar gibi oluyoruz. Öte yandan Hikayesiz Trenler isimli şiirinde “yalnızlık, gurbet, aşk” kavramlarını sorguluyor. Yalnızlık, unutmak ve ayrılığın sıradan bir hâle geldiği günümüz dünyasında bu kavramların da giderek anlamsızlaştığının altını çiziyor. Zaman zaman da hikmetli, büyük sözler sarf ediyor: “ey hayat, görkemli unutkanlığım” dizesinde olduğu gibi.

Şiir (sanat) birey için midir, yoksa toplum için midir? Bu konu çok tartışıldı geçmişte. Şadi Kocabaş, daha çok bireye, insanın yüreğine seslenen şiirlerle karşımıza çıkıyor. Fakat bunu yaparken toplumsalı da tamamen ıskalamıyor, bir denge kuruyor. İçinden çıktığı cemiyetin sosyal hayatını yansıtmaktan da geri kalmıyor.

Günümüzde her şey sanal görüntülerden ibaret hale geldi. Artık yaşamak için değil sosyal medyada görünmek için yaşıyoruz âdeta. Şair de “var sayılmıyor ne ki, fotoğrafı olmayan” dizesiyle bu durumu açıklıyor.

Günümüzde tüm değer yargıları birbiriyle karışmış durumdadır. İyi-kötü, güzel-çirkin, hayâ ve edepsizlik iç içe geçmiştir. Her şeye rağmen bu duruma direnmeye çalışan da şair ve şiirdir. Şiir solmaya direnen siyah bir güldür. Şiir hayatın faniliğini, geçiciliğini hatırlatır insana. Ve her şiir acının tarihini anlatmaya meyyal sıcacık nabzı atan bir ülkedir.

İkinci bölüm “Bir Varmış Bir Yokmuş”ta söz, insan ve hayat arasındaki ilişkiye odaklanıyor şairin kamerası. Hiçbir hayatın başka bir dile çevrilemeyeceğini savunuyor. Ah o anımsamakla unutmak arasındaki geçirgen ilişki. Ozan, “giden günü, büyüyen çocuklardan öğrendim/ beklemeyi, yollara dökülen yapraklardan/ kederli şarkılardan başlıyor kelimeler” derken, kendi öyküsünün gelecek kuşaklara kalmasını arzulamaktadır.

Kendine ait duruşu, inancı, hikâyesi olmayan birisi şair de olamaz. Şadi Kocabaş’ın okurla paylaşmak istediği bir hikâyesi var. Şiirleriyle yapbozun parçalarını birleştirir gibi hikâyesini açıklamayı murat ediyor. Bazen sonbaharın dalgınlığında silinen resimleri unutarak kalan öyküyü okuyucunun zihninde tamamlamasını istiyor. O; aşkına, aşklarına karşılık beklemiyor. Karşılıksız sevmenin en büyük erdem olduğunun bilincinde. İstanbul’u da vapurda gördüğü kız gibi karşılıksız seviyor. Çünkü aşk yürekte başlar ve yürekte biter.

Şadi Kocabaş, (İ.Ü) Edebiyat Fakültesini bitirmiş bir şair. Aldığı teorik altyapı eğitimi onun şiirine de yansıyor. Segah Şiir örneğinde olduğu gibi divan şiirinin güncel örneklerini de gündeme getiriyor.

Öte yandan şiir kanadının diğer ucu, halk şiirine; Yunusça, Veyselce söyleyişlere de yaslanıyor. Elif Diye adlı şiirinde vatan sevgisini anlatırken Âşık Veysel’in, “İncecikten bir kar yağar, tozar Elif Elif diye” dizesiyle bitiriyor şiirini. Karanlıkta Seranat, kitabın en sosyal, politik bölümü. Burada maden işçilerinin acılarına da dokunuyor. Göç sorunu, vatansızlık, darbe gibi çağın hastalıklarına da…

Dördüncü Bölüm, Patika ise tabiat şiirleriyle başlayıp söze, anlama, anneye, çocukluğa göndermelerle devam ediyor.

Tüm bu anlatılanların ötesinde onun şiirinin genel bir değerlendirmesini yapacak olursak şunları söyleyebiliriz:

1. Şiirleri çok kolay söylenmiş izlenimi verse de yoğun bir emeğin ve işçiliğin ürünüdür.

2. Bazı dizelerde zaman zaman düzyazıya yaklaşılmaktadır. Bazı kelime tekrarları bilinçli bir tercih değilse bir zaafın işareti olarak da yorumlanabilir.

3. Şiirleri genelde kısadır. Dörtlük veya bentlerden oluşmaktadır. Bu şiirlerin daha iyi anlaşılması için bir bütün olarak okunması gerekir.

4. Ağırlıklı olarak lirik şiirlerdir ancak bunun ötesinde epik veya pastoral tonlar da yakalamak mümkündür şiirlerinde.

5. Onun kitabında, şiirin normal akışı içinde şaşırtıcı, çarpıcı, sarsıcı pek çok dizeyle karşılaşmak mümkündür.

Şair Son Söz’de “henüz son sözümü söylemedim/bak inadına doğuyor çocuklar” diyor. Biz de şair Şadi Kocabaş’ı şiire verdiği yoğun emek, söylediği gönül tellerinden akseden ahenkli dizeler için tebrik ediyoruz. Ayrıca şiir ırmağının büyük okyanuslara vasıl olmasını niyaz ediyoruz.

Ercan Ata Arşivi