Kötülüğün Çekim Gücü
TEMMUZ Sayı: 26 - Kasım 2018

Kötülük, gün geçtikçe etrafımızı tehlikeli bir ahtapot gibi sarmakta. O, mutlak gücünün hükümranlığını ilân etmiş bile. Kötülük suretimizde, siretimizde, içimizde, dışımızda hülasa her yerde.

Kötülüğün beldesinden çıkış mümkün değil. Hangi yöne dönsek, ne yana koşsak kapılar hep kapalı. Kötülük, genetiği bozuk ucube bir dev gibi her yanı kaplamış. Arzın merkezinden, rüyalar ülkesinden tüm dünyaya dalga dalga yayılıyor. Lain şeytan ve aveneleri en ücra yerlere dek postalıyor onu. Medya da şeytanın ekmeğine yağ sürüyor sürekli. Canavarlaşma temayülündeki kötülüğün tehlikeli boyutları son derece aşikâr. Günümüzde sıradan insan, kötülüğe karşı kendini koruyamayacak acizliktedir.

Dahası kötülük laboratuarlarda işinin ehli uzmanlar tarafından üretilip tüm dünyaya ihraç edilmektedir. Dünya pazarında kötülük geçer akçedir. Kötülük süslenip cilalanarak öyle bir pazarlanmaktadır ki kişinin bundan kaçınıp korunabilmesi neredeyse imkânsız hale gelmektedir.

Nedir peki kötülüğün sebepleri? Kötülük bataklığını hangi şartlar verimli hale getirmektedir? Bu konuda pek çok sebep söylenebilir: Gelir dağılımındaki adaletsizlik, gittikçe keskinleşen ve kutuplaşan sınıfsal farklılıklar, terörizm, bencillik, haz odaklı yaşam şekilleri, hırs, aşırı yükselme arzusu vesaire maddeler sıralanabilir. Fakat kötülüğün birincil nedeni insan. İnsanın olmadığı yerde kötülük de yok.

Maddeye aşırı bağımlı olan, konformizme tapan, tek hedefi daha lüks şartlarda yaşamak olan insan hedefine ulaşmak için her yolu mübah görmektedir. Dünyaya bende olmuş sefil ruhlar iyilikten ziyade kötülüğe meyyal.

Genellikle bu tür insanlardan müteşekkil toplumlar da dümeni kırık bir gemi gibi oradan oraya savrulmaktadır.

Paranın parayı çekmesi gibi kötülük de kötülüğü çekiyor. Bunda kapitalizmin de payı yüksek. Hayattaki tek amacı daha çok kazanmak olan insandan “iyilik, tevazu, diğerkâmlık, yardım severlik” gibi ahlaki açıdan yüksek değerleri özümsemesini beklemek biraz fazla saflık olabilir.

Kadim değerlerin yitirilmesi ve dinin içinin boşaltılarak kabuk mesabesine indirilmeye çalışılmasıyla birlikte insanoğlu kendisini selamet denizlerine ulaştırabilecek pusulasını da kaybetmiştir. Toplumsal fay hatları kırılmış, aile mefhumu da toprak gibi çökmek üzeredir. Artık komşunun derdi tasası, sevinci neşesi büyük ölçüde başkalarını ilgilendirmez olmuştur.

Kötülüğün müşterisi, alıcısı çok! Filmlerdeki, dizilerdeki en beğenilen karakterler kötüler. Görüntü, imaj ve güzelliğin tuzağına düşen insanoğlu, bedeli ne olursa olsun mutluluğu arzulamaktadır. Bu uğurda amaca giden her yol mubahtır artık. Başarılı, zengin, güzel ol da gerisi teferruat sayılır.

İnsanoğlu, zenginlik, güç ve iktidara tapındıkça kötülük yeşermek için kendisine uygun alanlar bulacaktır. Vicdanını üç beş liraya satan bir kiralık katil, hiç tanımadığı bir insana silahını doğrultmada bir beis görmeyecektir.

Ayrıca kötülüğe dair hissiyatımız da gün geçtikte yok olmaktadır. Adam kaçırma, cinayet, gasp, tecavüz gibi olayları, herhangi bir duygusallığa kapılmadan izleyebilmektedir günümüz insanı. Asıl tehlikeli olansa kötülüğün sıradanlaşarak kanıksanmasıdır cemiyet nazarında.

Görüntüler ve imaj çağında her şey olasıdır. En hayati vakalar bile kameralar karşısında naklen gerçekleşmektedir. Buna savaşlar da dâhildir. Körfez Savaşı’nı hatırlayın lütfen. Görüntü ve imajlar araçsallıktan çıkarak amaç haline gelmektedir günümüzde.

Ve kötülük habis bir ur gibi tüm benliğimizi işgal etmektedir. O artık nerede, ne şekilde infilak edeceği belli olmayan saatli bir bombadır. Kazara arabanıza aldığınız bir yolcunun müstakbel katiliniz olması işten bile değildir.

Kötülüğün bu kadar yaygın olmasına rağmen insan kendisinin kötü olabileceğini asla düşünmez. Fena olan biz değiliz, diğerleridir. Kötülük bizim dışımızda kurgulanıp gelişen bir hikâyedir. Duvarın ardındakiler, sokaktakiler, köprü altındakiler iyi değildir o kadar.

Bu kadar dal budak salıp kökleşen kötülüğün tamamen ortadan kalkması da çok kolay olmasa gerek. Peki, bu şartlar altında olsak dahi teslim mi olacağız kötülüğe? Şüphesiz hayır. İnsan yaşadığı sürece umut ve cesaretini korumayı bilecektir. Kötülüğün panzehiri de cesarettir aslında. Cesur ve erdemli insanlar arasında gelişip yaygınlaşamaz kötülük. Kısa vadede kötüler kazanıyormuş gibi görünse de gerçekte zafer iyilerin olacaktır. İnsanlık ölmediyse tabi! Yeter ki insanlık özüne, fabrika ayarlarına geri dönsün.

Ercan Ata Arşivi