Kör Hafız
TEMMUZ Sayı: 27 - Aralık 2018

Bazen bütün mesele biraz uzun bakmaktır. Yine de görecek istidada malik değilsen istediğin kadar seyreyle âlemi.

İçindeki sesi dinle Rükneddin. Sana ilham edilen sorulara kulak ver.

Aklını çelecek sürüsüyle sebebe sahip bir çağın modernisin biliyoruz. Lakin modernist olmak zorunda da değilsin. Kalabalığa karışmak istersen anlarız. Ruhundaki cevheri sarıp sarmalayan arazlar imtihanının bir parçası. Sen kolay yolu seçersen bunu delikanlı çağına yorar kolayca vazgeçeriz senden.

Sorularının cevabı bizde değil ama önemli bir eşikte olduğunu bilmeni isteriz. Evet, kendinden emin değilsin. Kalbine doğan bir çarpıntıyla huzursuzsun. Bekliyorsun ki o çarpıntı kendiliğinden geçsin. Bilmelisin ki o çarpıntı durursa bilmek hüznünden feragat edip bilmemenin o garip mutluluğuyla yaşlanacaksın ve ömrünün sonunda nafile yaşanmışlık hissi seni kavuracak. Ama sadece bilmek hüznünden feragat etmiş olmayacaksın. Gerçekten var olmanın selametinden de geçmiş olacaksın. Tanrıyı görmek ve hissetmek arzun sana bir yangının orta yerini vaat ediyor olabilir ancak o alevle kanatların tutuştuğunda uçmayı becerebileceksin.

Ben sadece merak ediyorum. Hissettiğim bu şeye nasıl yürürüm bir fikrim yok. Yoluna yordamına bigâneyim. Kalbim avucuma aldığım bir serçenin kalbinden farksız. Ama göğümün sahibini bilmek dilerim. Rüyalarımda bir kör hafız var. Ondan medet umarım ama o başını kaldırmaz bir türlü. Hazır olmamı beklediğini ilham eder bana ama hazır olmayı da bilmem ki ben.

Rükneddin uykusundan uyandı ve bisikletine binip şehrin serhatlerinde bir patikaya çevirdi yönünü. Ali Semerkandi hazretlerinin türbesine kadar soluksuz bastı pedala. Abdestini tazeleyip mescitte namaza durunca içine bir ferahlık geldi nihayet. Elleri dizlerinde mescitte sabah etti. Seher vakti çıkıp da kırmızı gül dalında bir şebnem, o şebnemde bir şule gördü. Âlem bir çiğ tanesine sıkışmış olarak göründü ona. Eğildi iyice. Yakından baktı. Ayaktayken görmediğimiz ama eğilince görünen ne mucizelerin var Yarabbi, dedi. Kalkıp doğruldu. Arkasını dönünce bahçenin yamaca bakan tarafında bankta oturmuş başı önde rabbini tespih eden bir zat gördü. Oysaki yalnız olduğunu düşünüyordu. Kendisine bakmadığını bile bile kafa selamı verip usulca oturdu öte uca. Aynı hizaya gelmenin de avantajıyla başını çevirip göz ucuyla baktığında bu kişinin rüyalarındaki Kör Hafız olabileceğini varsaydı. Kan yüzüne öyle bir çıktı ki yanakları al al oldu, sıcak bastı Rükneddin’i. Rüyada mı gerçek hayatta mı olduğunu sorgularken Allah’ın selamı gelir durdu diline

-es selamun aleyküm verahmatullah efendim

Ses yoktu. Karşılık alamadı. Allah’ın selamı boşlukta asılı kaldı. Sessizce bekledi Rükneddin. Bir cevabı değil de bir sevdiğini bekler gibi bekledi. Bir sırrı değil de bir yağmuru bekler gibi bekledi. Soğuk bir rüzgâr yaprakları havalandırdı, tatlı bir koku geldi yol tarafından, sonra serçelerini döktü koca servi ve başını hafiften kaldırdı o zat.

-ve aleyküm selam kardeşim. Sen yorma kendini. Derdin halinle öyle aşikâr ki, öyle yansıyor ki duruşuna anlamamak kabil değil. Lakin ne bende dağıtacak bir akıl, ne açacak bir gönül var. Ne varsa kendime ya yeter ya yetmez. Ama sana bir nasihat etsem kıymeti olur mu bilmem ki. Kendine bir mürşit aramaya devam et. Ama unutma. “Hakiki derviş, nazarıyla irşat eder”.

Rukneddin, soruları çoğaltmış vaziyette mescide girdi ve oturdu. Rabbini teşbih etti. “Senden gelecek her hayra muhtacım Yarabbi” deyip gözlerini kapadı. Gözlerini kapayınca görünmeyen görünür olmaya başladı birden. O şebnem tanesinin içinden geçip bambaşka bir âleme, başka bir iklime geçti. Bir ferahlık kapladı içini. Tam da sıkıntıları darlamaktayken göğsünü. Birden bir ses duydu. Sesin geldiği yeri tespit edemedi ama o ses içinde çoğaldı ve Rükneddin’e ses oldu. Dilindeki perdeler kalkınca şiir söylemeye şiir okumaya şiir yakmaya başladı. Sözcüklerin efsunlu halleri onun kapısını çaldığından beri ağırlamakta onları Rükneddin. Şifayı sözlerde buldu.

Kenan Yusuf Arşivi