Aykut Ertuğrul’dan Masalsı Bir Öykü: Üç Gün Masalı
TEMMUZ Sayı: 27 - Aralık 2018

Tanzimat’tan günümüze kadar yazarlar çeşitli yönleriyle halk edebiyatı ürünlerinden ve halkbilimi kaynaklarından faydalanmışlardır. Kemal Tahir, Orhan Kemal, Fakir Baykurt ve Yaşar Kemal halkbilimi kaynaklarından beslenen önemli isimlerdendir. Günümüz edebiyatında da birçok yazar halk kaynaklarından yararlanmaya devam etmektedir. Rasim Özdenören, Ali Haydar Haksal, Murathan Mungan, Nazan Bekiroğlu, Elif Şafak, Cemal Şakar gibi birçok yazar da eserlerinde halk edebiyatı unsurlarından yararlanmayı sürdürmektedir. Aykut Ertuğrul da öykülerinde halk edebiyatı ürünlerinden ve halkbilimi kaynaklarından beslenen önemli bir isimdir. Aykut Ertuğrul öykülerinde efsanelerden destanlara, halk hikâyelerinden masallara, menkıbelerden peygamber kıssalarına kadar birçok kaynağın izleri vardır. Bu bağlamda “İki Dünyanın Ustası” adlı kitabında yer alan ‘Üç Gün Masalı’ dikkat çekicidir. Öykü, isminden de anlaşılacağı gibi masal yapısına uygun olarak kurgulanmış ve çoğu Türk masallarından motiflerle zenginleştirilmiştir.

‘Üç Gün Masalı’ masalların aksine “Çok uzaklarda bir yerde Kızıl Orman diye bilinen ve her babayiğidin içinde avlanmaya cesaret edemediği bir orman varmış.” cümlesiyle başlar. Öykü boyunca masal formuna uygun olarak miş’li geçmiş zaman eki kullanılır. Buna rağmen Aykut Ertuğrul girişte klasik masal formelleri kullanmamıştır. Öykünün bütününe bakıldığında da hiçbir masal formeline rastlanmaz. Bu durum Aykut Ertuğrul’un masal anlatmadığı sadece masalsı bir öykü yazdığını gösterir çünkü formeller masalların en önemli unsurlarıdır. Ensar Aslan formeller için “masalın ayrılmaz parçalarıdır. Formel söylemeden anlatılan masal, özelliğinden ve güzelliğinden çok şey kaybeder. Örneğin başlarken ‘bir varmış bir yokmuş’, ‘evvel zaman içinde kalbur saman içinde’; bitirirken ‘onlar ermiş muradına’, ‘gökten üç elma düştü’ gibi kalıp sözler kullanılmadan bitirilen bir masal dinleyene keyif vermez.” der. Bundan da anlaşılır ki ‘Üç Gün Masalı’ dinlenilecek bir masal değil okunacak masalsı bir öyküdür.

Kimsenin avlanmaya cesaret edemediği bu ormanda dilden dile dolaşan ve hiçbir avcının vuramadığı bir geyik yaşar. Öykünün kahramanı Muttalip de bu geyiğin aşkıyla yanar tutuşur. Öyle ki yeni doğmuş ikiz oğullarını da loğusa karısını da bırakıp ormana, avlamak istediği geyiğe gider. Kulağına gelen ormanın fısıltısına aldırmadan geyiği bulur ve öldürür. Masallarda sıkça karşılaşılan orman, av, avcı ve geyik motifi bu öykünün de ana motiflerindendir.

Avcı Muttalip’in öldürdüğü geyik aslında kızıl çınara Allah tarafından verilmiş bir hediyedir. Nuh Nebi öldüğü zaman Allah, Cebrail aracılığıyla tüm ağaçlara türbedarlık teklif etmiş, bu kutsal görevi de kızıl çınar kabul etmiştir. Bu göreve karşılık da Allah kızıl geyiği kızıl çınara yoldaş olması için göndermiştir. Masallarda sıkça karşılaşılan orman ve ağaç kültü öyküde yerini almıştır. Ormandaki koruyucu iye ise kızıl çınardır. Batı masallarında da bu durum ormanın ruhu, doğa ana, tabiat ana gibi sembol ifadelerle anlatılmıştır. Aykut Ertuğrul bu orman iyesini dini temellere dayandırır. Ayrıca öyküde yer alan bu açıklayıcı bölüm masallarda kullanılan ileriye hazırlık motifleriyle benzerlik gösterir çünkü bu bölümle ileride anlatılacaklara bir zemin oluşturulur.

Masallarda dikkat çeken bir unsur da abartmanın çok olmasıdır. Benzetmelerde gerçekle alakası olmayan abartmalar yapılır. Aykut Ertuğrul da bu masalsı unsura uygun olarak öyküde anlatılan çınar ağacını abartarak tanıtmıştır: “Kızıl Orman’ın kıyısında kurulmuş olan köyde yaşayanlara göre -onlara dedeleri, dedelerine de onların dedeleri anlatmış- çınar bin yaşını devireli çoktan binlerce yıl olmuş.” Bin yaşını devireli binlerce yıl olmuş ifadesi masallara özgü abartılı ama gerçek dışılığı yadırganmayan bir ifadedir.

Olağanüstülük masalların vazgeçilmez unsurlarındandır. Olağanüstü kahramanlar, olağanüstü mekânlar masalların olmazsa olmaz özelliklerindendir. Aykut Ertuğrul da bu masalsı öyküsünü olağanüstülüklerle zenginleştirmiştir. Kızıl çınar gönül yoldaşının cesedini dallarıyla havaya kaldırır. Dehşet veren gözleriyle avcıdan intikam almak ister ancak Yaradan bir merhamet bağışlar. Bunun üzerine çınar, avcıyı açtığı kovuğa çeker. Çınarın canlanması, dallarını kolları gibi kullanması, bir geçişin kapısı olması gibi durumlar masalın olağanüstülüklerinin bir ürünüdür.

Öykü avcının çınarın kovuğunda geçireceği üç gün ile devam eder. Öyküde kullanılan sayılar da masal formuna uygun formülistik sayılardandır. Masallarda özellikle üç, yedi, dokuz, kırk, yüz, bin gibi sayılar ağırlıklı olarak kullanılmıştır. Bu öyküde de üç rakamı ile kırk sayısı sıklıkla ve önemli yerlerde kullanılmıştır. Avcı Muttalip ava çıkmak için kırk gün bekler veya Kızıl Çınar’ın kovuğunda geçen üç gün öykünün odak noktasıdır.

Kızıl Çınar’ın Avcı Muttalip’i tuttuğu kovuk gerçeklik algısının dışında tam bir masal mekanıdır. Somut olmayan bu mekan farklı boyutta bambaşka bir algıya dönüşür. “Etrafını kolaçan etmiş. Gördükleri karşısında ağzı açık kalmış. Meğer Kızıl Çınar’ın kovuğunun içinde koca bir Kızıl Orman daha varmış.”

Avcı Muttalip ağacın kovuğunda tam üç gün kalır. Bu üç gün öyküde üç sembolle verilmiştir. Birinci gün “ölüm” Bu ilk gün yoğun bir karanlık ve anlamsız bir boşluk içinde umutsuz, çaresiz bir şekilde beklemekle geçer. İkinci gün “ayrılık” Kovukta geçen ikinci gün masalsı öğelerle daha yoğun bir şekilde anlatılmıştır. Avcı Muttalip kovukta bir kargaya -karganın ismi Leyl- ve sihirli bir kuyuya -kuyunun ismi Hasret Kuyusu- rastlar. Masallarda rastlanan olağanüstü durumlar ve sihirli öğeler öykünün bu bölümünde karga ve kuyu üzerinden işlenmiştir çünkü karga sıradan bir karga değil konuşabilen bir karga, kuyu ise sıradan bir kuyu değil en çok özlenen şeyleri gösteren sihirli bir kuyudur. Avcı Muttalip özlediği oğullarını görmek için can aldığı sağ elinin işaret parmağını feda eder. Kuyuda gördükleri ise genç bir avcının mavi gözlü bir geyiğin canını alma anıdır. Masallardaki merak unsuru öyküde kuyuda görülen bu manzara ile sağlanmıştır. Üçüncü gün “yalnızlık” Kovukta geçen son günde derin bir yalnızlık hissedilir. Avcı Muttalip’in yalnızlığı pişmanlığa varmıştır. O sırada kovuğa bir “piri fani” gelir ve “Ey avcı, ben Kızıl Orman’ın ulusu, bir kurşunla öldürdüğün Kızıl geyiğin yoldaşı Kızıl Çınar’ın ruhuyum.” der. Batı masallarında anlatılan orman ruhu burada İslami bir özellik kazanmıştır. Bu pir kovukta geçen zaman ile gerçek zamanın aynı olmadığını belirtir. “Üç gün kaldın burada, geldiğin dünyada otuz yıla bedel. Kovuğumda geçen her gün on yıla bedeldir.” Gerçek zaman algısının kovukta olmaması, kovuğun algılanan mekandan ve algılanabilen zamandan azade olması masalsı ögelerdendir.

Kovuğa gelen piri fani Muttalip’e çıkmak için yapacaklarını söyler ve Nuh nebinin mezarının yanında bulunan sihirli bir ağaçtan bahseder. Bu ağaç da masalsı öğelerle süslenmiş insan uzuvlarına sahip konuşabilme yeteneği olan sihirli bir ağaçtır. Muttalip ağacı ikna edip ondan sihirli yaprağı alamaz. Nuh nebinin mezarı başında pişmanlığını dile getirir ve mezar başında kurtuluşu olan yaprakları görür.

Muttalip evine gittiğinde aradan otuz yıl geçmiştir ve karısı yaşlanmış ölümcül yatmaktadır. Muttalip tüm gerçeği kendisini oğlu zanneden karısından öğrenir ve karısı ölür. Öykünün sonu da masal formuna uygun olarak kurgulanmıştır. Gelişme bölümünde verilen merak unsurları sonuç bölümünde tek tek açıklığa kavuşturulur. Avcı Muttalip’in kuyuda gördüğü genç avcı da oğludur mavi gözlü geyik de. Öykü masal formellerine başvurulmadan bitirilmiştir ama tıpkı masallarda olduğu gibi keskin bir bitiş değil devamlılığın yaşanmaya devam ettiğini bildirir bir sondur. “O gün bu gündür, oğlu babasından yaşlı baba oğul iki avcı, ellerinde tüfekleriyle Kızıl Orman’da birbirlerini arar dururmuş.”

Necip Tosun, Aykut Ertuğrul öyküsü için “arayış içerisinde olan, deneyci, yenilikçi” ifadesini kullandıktan sonra şu şekilde devam eder: “Fantastik edebiyattan izler taşıyan öykülerde, gerçeküstü öğeler, masalsı motifler önemli işlevler yüklenir.” Bu yazı tek bir öykü üzerinden masalsı öykü unsurları ile öyküde yer alan masalsı motifler üzerinde odaklanır.

Yıldız Ecevit Anadolu’yu “destanları, mitleri ve masallarıyla bir fantastik kurmaca cenneti” olarak değerlendirir ve Aykut Ertuğrul bu cennetin kapılarını aralayıp oradan gelen esintiyi öykülerine yansıtmıştır.

Mustafa Bostan Arşivi
27 Sayı: 27 - Aralık 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler