Gözleri Cennetimin Gökyüzü
TEMMUZ Sayı: 27 - Aralık 2018

‘İnce yoğun bir imiş, hay vah ömrüm çürümüş'

Birazdan benim hikâyemi dinleyeceksiniz. Kalem, eğer yazabilirse benim hikâyemi yazacak. Aslında dışarıdan bakıldığı zaman çok basit ve tekdüze bir hayatım var; ancak kafamın içinden geçenler o kadar karmaşık ki; bazen ben bile anlayamıyorum. Onları açıklayabilmek için yazıyorum hikâyemi.

Aslıdan da bahsedeceğim, gördüğüm rüyalardan ve görmediğim rüyalardan da. Hastalığımı da yazacağım, bir hastane odasında komada olduğumu da. Öldüğümü de anlatacağım, ölümü de. Yaşamak hakkında pek bir sözüm yok. Çünkü ben hayata hep uzak kaldım. Yaşamayı hep kıl payı kaçırdım. Komadayken yazdıklarım beni bile şaşırttı. Beni 6312 numaralı odaya yarı ölü bir halde getirdiklerinde dilimde sadece Aslının adı vardı muhakkak. Çünkü ben hayatım boyunca en çok onun adının rüyasını gördüm. Onunla yattım. Onunla kalktım. Onunla yaşadım. Ve nihayetinde onunla öldüm. Gözleri cennetimin gökyüzüydü. Saçları boğulmaktan kurtulmak için tutunduğum hayat ağacının dallarına benziyordu. Aslı dedim sustum. Aslı dedim uyudum. Aslı dedim uyandım. Gözümün önünde sadece Aslı vardı. Dünya ondan sonra geliyordu. Beni hiçbir zaman fark etmeyişi ruhumu tüketti. Aklımı rüyalarımda yitirdim. Artık Aslı bende değildi, ben baştanbaşa Aslı olmuştum. Ama hikâye bundan ibaret değil. Madem ben baştanbaşa Aslı oldum, o da benden bağımsız olamazdı.

Aslı, benim hikayemi çok uzun yıllar sonra yaptığı kazılarda eski bir tabletin üzerinde okuyunca gözlerinden düşen damlalar ile dünya tufana gark oldu, ve yeniden yaratıldı. Bu kez suyla değil gözyaşıyla. Çünkü ben hikâyemi yazdıkça çok eski zamanlara gömüyorum. Aslı ise onlara kazarak ulaşıyor. Yani ben kendimi tükettikçe o beni buluyor. Bu yüzden yollarımız hiçbir zaman birleşmeyecek. Nitekim birleşmedi de. Ben Aslı diye bağırdığım zamanlarda dünya, o her şeyi yutan canavar iştihası ile benim sesimi alıp çok uzak diyarlara götürüyordu. Aslı bu yüzden beni hiçbir zaman fark etmedi. Karşımda koskoca bir dünya duruyordu, bir de yazgım vardı. Ezelden yenilgiye yazgılıyım zaten ben. Aslı ile göz göze geldiğimiz zamanlarda bile görmedi beni. Beni fark ettiği zaman ise benden sadece bu hikâye kaldı. Ne bir izim, ne bir hatıram, sadece bu hikâye…

Aslı ağlıyordu. Hikâyeyi okudukça gönlünden kopanlar gözlerinden boşalıyordu. Benim yokluğuma yas tutuyor ve beni bir kez daha görebilmek için dua ediyordu. Ancak ben hikâyemi tamamladım. Artık sana geri dönemem Aslı. Aslı okumaya devam ederken ben de hikâyenin geri kalanını anlatayım.

Onu rüyamda gördüğümden beri bir gün ayık gezmedim. Adını sayıkladım. İçten içe yandım. Yazmaya başladıktan sonra her şeyin biteceğini anladım. Çığlığım dünyayı tuttu. Depremler oldu dört bir yanda. Yangınlar çıktı köylerde. Şehirler talana gitti. Ben Aslı dedikçe dünya viran oldu. Ben Aslı dedikçe dünyanın kalbi ateşimden köz aldı. Diyecek sözüm yok gayrı Aslıdan başka. Keşke dedim adımı Kerem koymasaydı babam. Bir Aslı uğruna yanacağımı hiç düşünmedin mi, baba? Ama pişman değilim. Yandımsa Aslım için yandım. Ama bir kez gözleri değseydi gözlerime. Gözlerinin ışığına değip de öyle yansaydım bari. Hayatımı yazdıkça tükettiğimi rüyalarımı kaybettiğimde anladım ilkin. Sonra kendime rüyalar uydurdum. Suya anlattım, Aslı’ya gitsin diye. Ama benim rüyalarımı anlattığım hiçbir ırmak Aslı’ya akmıyordu.

Aslı kazıda bulduğu tabletteki hikâyeyi okurken bir yandan da bir türkü mırıldanıyordu:

‘Gitti canımın cananı

Ah le canım vah le canım oy canım

Bıraktı beni yaralı

Ah le canım vah le canım oy canım’

Türkü, Aslının ağzında çok içli bir ağıda dönüşüyordu sanki. Sesinde bir toplumun felaketinin hüznü var desem abartmış olmam. Çünkü Aslının pişmanlığı mahvolan bir toplumun pişmanlığından daha fazlaydı. Aslı şimdi bir hayal ile yaşamak zorundaydı. Kendisine ait bir hayatı hiçbir zaman olmayacak.

Ben kendimi onun canına can ettim. Bin canım olsaydı da keşke hepsini feda etseydim.

Arkadaşı Aslıyı teselli etmeye çalışıyordu. Aslı yokluğumda kaybolmuş, dünyadaki hiçbir sesi duymuyordu. Kulağında sadece ‘Gözleri Cennetimin Gökyüzü’ adlı hikâyemde adını her an haykırışım vardı. Hikâyede bir türküden de bahsetmiştim. Bir Tokat türküsü. Adı Kerem olan birisine de bu türküden başkası yakışmazdı zaten:

‘Bir güzelin hasretinden ahından

Tutuştu her yanım da yandı ha yandı

Aşık oldum onun mah cemaline

Tutuştu her yanım da yandı ha yandı’

Aslı, seni türküler gibi sevdim. Bir Aslı sevmek bir Kerem kaderi yaşamakmış. Bir Aslı sevdim Keremden bin beter yandım. Adı Kerem olanın yazgısı Aslı değil ateş olur.

Gözlerin göğün en uzağındaki yıldıza değmiş. Onu bir kez daha görmek için göğe yükselmek istiyorum. Bir İsa kudreti olsa elimde; ama biliyorum ki bir iğne yolda bırakır beni. Çünkü seni içimden atmadan hiçbir yere varamam ben Aslı. Madem ben Kerem doğdum. Yazgım. Ona karşı çıkamam.

Aslı okulu bitirdikten sonra özel bir şirketten iş teklifi aldı. Şirket çok eski bir krallığa ait kalıntıları bulmak için geniş çaplı bir kazı çalışması yapacakmış. O eski krallık ile günümüz hayatı arasındaki tuhaf benzerliği de araştıracaklarmış. Hem arkeolojik bir kazı hem de sosyolojik ve antropolojik bir çalışma olacakmış. Aslı teklifi hemen kabul etti. Bu, onun için önüne gelen en büyük fırsattı. Evinden uzun süre ayrı kalacaktı ama olsun buna değer diye düşünüyordu. Sonuçta eski zaman kalıntılarını bulmak isteyen birisi oturduğu yerden bulacak değildi ya.

Aslıyı bir kez rüyamda gördüm. Ondan sonra başka hiçbir şey görmedim. Nereye baksam ya onun geçişi ya onun gidişi ya onu izi… Dünya üzerinde değdiği her yeri bulup ‘Kutsaldır dokunmayın’ yazmak istiyorum. Bu rüyadan uyanmak istemiyorum. Gamzeleri gülüşümü besleyen bir imarethane sanki.

Aslı bulduğu tableti okudukça dünyanın kaderi yeniden yazılıyordu. Aslı yazgısını yaşıyor, Kerem yazgısını. Onların kavuşamaması yıllar öncesinden yazılmamış mıydı, zaten?

‘Nefes alamıyorum Cansu. Nefesimde bin cehennem sıcaklığı var. Aslı, sadece benim adım. Neden adımın kaderini yaşıyorum? Cansu susuyor, onu sakinleştirmek için bir şey diyemiyordu. ‘Bu da senin yazgın.’ demekten başka bir şey gelmiyordu elinden.

Seni görmeden çok uzun yıllar önce siluetini belirsiz bir şekilde rüyamda gördüm. Ve kaderimi beklemeye başladım. Yaklaşık otuz yıl bekledim. Yazgımın beni bulacağını biliyordum. Seni bir gün muhakkak bulacaktım. Buldum da. Ama şunu çok iyi biliyordum; seni bulunca hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Ben bir köşede bütün insanlığı sağır edecek çığlıklarla sana ulaşmaya çalışırken sen kulaklarını feryadıma tıkamış benden uzaklara gidiyordun. Sen her saniye benden uzaklaştıkça ben de yazmaya devam ediyordum. Ben yazdıkça tükeniyor, senin içinde filizleniyordum. İçine bir kor gibi düştüğümdeyse sen tableti bulmuş yazdıklarımı okuyordun. Ama aynı zamanda benim olmayışımı da okuyordun. Hayatının hiçbir döneminde okumak, okumayı bilmek sana bu kadar ağır gelmemişti.

Hikâyem bittiğinde sana neden gelemediğimi anlayacaksın. Adım Kerem. Yazgım Kerem. Yanmak bana doğarken yazılmış.

Cenneti layık görmedim gözüne

Bir canım vardı yaktım yoluna

Ah! Yanışım cehennemi kıskandırdı

Allah böyle kader vermesin kuluna

Sana feryadım var sana ahım var

Seni sevdimse ne günahım var

Her gün dert çekerim baht-ı siyahım var

Ağlatma Aslı gamından beni

Ellerine koydum canımı sana fedadır

Yardımcım yalnız hikmet-i Hüda’dır

Bu yazdıklarım bil ki sana vedadır

Yandığımı sen bil eller bilmesin

Ben Kerem oldum yazdım Aslıma

Bir ateş oldum yandım Aslıma

Özümü buldum döndüm aslıma

Canım senin gülüşünde kaldı

Sana ne yazsam hep bir cümle eksik kalacak. Sana şiir yazsam, şiir seni kıskanır. Sana roman yazsam, ömür yetmez anlatmaya. Sana beste yapsam, hiçbir bestekâr üzerine bir nota dahi koyamaz. Sanma ki; sana diğer insanların dediği gibi Aslı diyorum. Ben sana Aslı dediğimde dünyanın bağrındaki ateş benim nefesimden bir köşeye kaçıyor. Ben sana Aslı dediğimde Gayya kuyusu saklanacak delik arıyor.

Aslı ellerini havaya kaldırdı. Onun da içi yanıyordu.

Kerem seni şimdi nerden bulayım

Aşkına ateşine yoluna kurban olayım

Bir haber sal bende olduğun bileyim

Ahımdan dünya viran oldu hep

Kerem söylüyor, Aslı söylüyordu. Kerem yanıyor, Aslı yanıyordu. Kerem yazıyor, Aslı okuyordu. Kerem tükeniyor, Aslı kahroluyordu. Kerem yok oldukça Aslı onu içinde büyütüyordu. Çünkü aşk içinde büyütmektir umutları. Umudun olmasa bile onun ihtimaline inanmaktır.

Hikâyemi yazmaya başladıktan sonra ne kadar zaman geçti inanın hatırlamıyorum. Benim zamanım Aslının zamanına bağlandı. Onun dışında ne bir zamanım oldu ne de hayatım. 6312 numaralı hastane odasında yatarken doktor yaşamaz bu dedi. Yanlış söyledin doktor. Ben hiçbir zaman yaşamadım sen onu daha yeni söylüyorsun. Aynı doktor bana komadan çıkamazsın dedi. Yine yanıldın doktor. Ben komada değilim, ben bütün ömrüm boyunca sadece Aslıda oldum, kaldım, öldüm. Ötesinin bir anlamı yok.

Bilincimi kaybetmeden önce bana ağır şizofreni teşhisi koydular. Yani ben aynı anda birkaç hayatı birden yaşayabiliyormuşum. Ne kadar da saçma bir şey. Ben daha bir hayatı yaşayamazken doktorlar benim birkaç hayatı yaşadığımı söylüyor. Ne tuhaf değil mi? Bu yüzden inanmam doktorlara. İnanmadım hayatım boyunca. Şöyle bir değdim geçtim dünyaya. Dünyaya sorsanız izimi dahi hatırlamaz benim. O öyle bir canavar ki; en büyük izleri bile anında siler ve adına hayat, kader, yaşamak, yazgı dedirtir. Doktor dedim hangisi benim gerçek hayatım peki? Onu sen bileceksin evladım dedi. Bilsem neden senin karşında olayım ki? Derin bir sessizlik…

Zaman suya benzer. Geçti gitti. Ben birkaç hayatımdan bana en çok yakışanı seçmeye çalışırken bilincimi tamamen kaybettim. Doktorlar adına koma dediler ben Aslı dedim. Aslıda var olmaya başlayınca dünyadaki varlığımı da anlamsız buldum ve kendimi dünyaya kapattım. Kendi dünyamı susturdum içimde. Hiçbir izim kalmadı ne de bir hatıram. Sadece yazdığım bu hikâye kaldı.

Aslı tableti okumayı bitirdi. Derin bir ah çekti. Gökten yıldızlar düştü. Dünya bitti. Kerem bitti. Aslı olsa ne olur artık?

Derinden sesler duyuyorum. Birileri bana sesleniyor sanki. Yüzümde bir acı hissediyorum. ‘Hala şokta’ diyor birisi. Diğeri ‘Bugün muhakkak uyanması lazım’ diyor. Güçlükle gözlerimi açtım. Karşımda beyaz giyimli adamları gördüm ve köşede ağlayan annemi. ‘Neredeyim ben?’ diyebildim sadece. ‘Hastanedesin evladım, en son hatırladığın şey ne?’ dedi adamlardan biri. ‘Kerem ile Aslı hikâyesini okuyordum. Kitabı bir köşeye bıraktım. Buna benzer bir hikâye yazmak için, kendi Aslımı anlatmak için kalemi elime aldım ve yazmaya başladım. Başka hiçbir şey hatırlamıyorum.’

Tanju Kildiş Arşivi
27 Sayı: 27 - Aralık 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler