Yay Kirişi ve Paşa Düşler
TEMMUZ Sayı: 27 - Aralık 2018

Çocuklardan kaçırılan bir hayat olurdu hep

Lalüebkem rütbesi alırdı anne baba eş kardeş

Evin kuytusu tandır önü pınar başı fark etmez

Tehlike peyda etmez kişiler olaylar tahkiye edilirdi

Şems’ten ayetlerle bağlanırdı kurdun ağzı

Tarla bentlerine iğneli iğdeler ekerdi büyükler

Yağmur suyu set olsun boğsun çocukların ayağını

Kement olsun hayvanların toynağına ağzına

Dikenli tellerle aşılanırdı evler tarhlar tarlalar

Kale arkasında top bekleyen küçümenlerdik

Vadiden dağa uzanan nehir dilinde yüzerdik

Kitaptan satın aldığımız reca tek melce değildi henüz

Kerpiç kale duvarı ile kuşatılmış evin

Ki genç adam tam da burada on şubat günü

İlk göz aydınlığına selam vermiş kamet almış

Çift ahşap mavi gözlü kapı bir gözünü kırpmaz

Zan ki kervansaraydır çölde ücretsiz

Kayıt tutmak haram surat asmak ezkaza

Bir sürü sürgü/n çengel çocuk boy verir ser alır

Seslerle ıslanır ıslıkları babamın sakalları kirli

Seğirir alnı dudakları kaşları ahalinin

Duygular düşürür üşümekten ağrılar ağırlar

Kökü kötürüm rüyalar görür dellenir

Bir çobanın keçesine sarılırlar zamansız

Usta kırlangıcın kelb-i muallemle evden sayıldığı lahza

Ki aşı taşı toprağı ağzında gelirlerdi eve destursuz

Bir demet firik asılırdı tavana hasından

Anne avuçları arkasına saklanan yüzüm henüz

Bir yere giderken bir büyük görürken kör olan

Anne ayaklarında halhal pirinç köstek halkası

Gerdanına taş bağlanıp suya atılacak kadar muzır

Taştan aslan yontar telden Land Rover

Arzuları rüyayla karıp sattığımız melekli an

Suyu tatlı kuyuların başında delikanlı kızlar

Omuzları çürümüş ellerinde matara güğüm izleri

Oğullarının beşi bir yerde oturmasın isterdi ah annem

Sofadaki sofrada kimseler görmesin derdi

Şimdi dağılın ki dağılmasın yüzünüz/den aile

Dağlanmasın kimsenin sini sinesi sevinmesin toprak

Bir miktar dolunay yaklaştı göğümün tenhasına

Ki en iyi gecelerde büyür ins cin nebat ürkmeden

Ayna tarak yapışınca iç cebine ceketimin

Elimde kitap başımda dağ esintisi deniz esnemesi

Bulutları hizaya sürerdik canlı ve alaycı gözlerle

Oysa saçlarım çelik kıvırcık yüreğim ağır hasarlı

Yüzüm sivilce istilasında ellerim nasırlı

Yaralarını yalayarak büyüyen aslanlardık hâsılı

Emzirdi başakları leyli neharda ay yıldızlar

Karşıdan karşıya geçerken gördüm karanlığı

Partalları allı pullu keklik tuzaklı namı şaşalı

Kask mask yok korkusuz korkuluk her yerde

Sular yükseldi gök gürlemeden kimseler bilmeden

Ne yedi altmış beş ne dokuz ne de altı otuz beş mm

Yay kirişiyle boğdu en paşa düşlerimi zalim

Toygarın savaşı gösterime girdi annemin dilinde

Tarla serçesinin tırnakları uzadı filin gözlerine o kadar

Saksağan karga ve kurbağayı rehin aldı Beydeba

Zaman boy attı pervasız kaygısız bıraktı âlemi

Taş taşa sır/t verince duvar oldu dört yan

Tel tele bel bağlayınca jilet ağzıyla

Şiir dediğin hecin deve yükü kumullarda

Kulağı mazgalda gözü maltada ayağı voltada

Hep savaş hazırlığı hep savaş sonrası ağıt

Yedi canlı vadiler doğuran valide

Çerçeve gök mavi kareyi tahrip eden

Kaleden kuleden kuyudan kaç/ır/an kahraman

Annesine dert dikte ettirdi çocuk çıkınca mezarda/n

Ölülerin yaşadığı aşikâr

Anıların yaraların annelerin aslanların.

Osman Sevim Arşivi
27 Sayı: 27 - Aralık 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler