Haylaz Çocuğun Güncesi
TEMMUZ Sayı: 27 - Aralık 2018

Cezalıyım, kedi yavrusu gibi bıraktılar beni. Kimler mi? Annemle babam. Evin tek çocuğum, kendileri çalıştıkları için benimle ilgilenemiyorlar. Yaramazlık yaptığımda ceza olarak bu tımarhaneye gönderiyorlar. Hâlbuki bilseler kendileri bana bir ceza. Başlarından savıyorlar beni. Böyle ana babalık mı olur!

Burası şehirden uzak iki katlı bir çiftlik evi! Sallansa yıkılacak cinsten. Bas bas bağırıyor yıkın beni diye ama duyan kim! Teyzem ve kocası, yarım dünya insanlar. Kafayı yemek yemekle, gezip tozmakla bozmuşlar. Ne huyları güzel ne hayatları. Varsa yoksa sosyete maceraları. İkisini toplasan bir adam etmez ama malikanenin de sahibiler. O yüzden fazla ses de çıkaramıyorum. Gelmemin onlar için bir önemi yok. Sadece paketi kapıdan alıyorlar o kadar. Sonra yüzüme bile bakmıyorlar.

Eniştem oldukça zengin. Konağın etrafı ayçiçekleri ile kaplı. Bir sürü işçisi var hepside çok çalışkan. Babalarının mülkü olsa ancak bu kadar çalışırlar. Çiftlikte sadece ayçiçekleri yok. Daha neler neler varda şimdi bunları sayamam. Teyzem ve eniştemin benim yaşlarında bir de kızları var. Bunların tam tersi; kuru, hastalıklı, karikatür gibi bir kız. Varlığımdan bile haberi olmaz. Odasından çıkmaz, oyuncaklarıyla oynar durur. Bazen de kitaplarına gömülür. Kocaman gözlükleri boşuna değil. Tek başına kafayı yemediğine şaşıyorum. Neyse ki bana bulaşmıyor. Yoksa tahammül edemez, iki tane patlatırdım. Bu seferde beni cezalandırmak için nereye gönderirlerdi bilemem. Bazen yapmak da istiyorum ama kız yanaşmıyor ki. Bir de bunun suratsız bir dadısı var. Anlatmaya kelimeler yetmez. Kadının bildiği tek şey bağırıp çağırmak ya da yasaklar koymak. Onu gördüğümde şeytan görmüş gibi oluyorum. Saklanacak delik arıyorum neyse ki oda bulaşmıyor. Hoş oda benden pek haz etmiyor ya onun için ben fazla mesai oluyormuşum. Pehh.

Burada en çok Naim ağabeyi severim. Çiftlikte hayvanların bakımından sorumludur. İki metre boyunda kocaman pazıları var. Fazla konuşmayı sevmez, genelde işiyle ilgilenir. Beni kedi yavrusu gibi bıraktıklarında ilk o gelir yanıma. “Yine ne halt yedin haylaz” der. Aslında daha kabaca küfürler eder de bunları yazamıyorum, yasak. İnsan “hoş geldin, merhaba” falan der ne bileyim, kucağına alıp sever. Bence eğitilmesi lazım. Hiç boş durmaz, ya at tımar eder ya da ahırı temizler. Bana da “Burada kalıyorsun bari güzel bir şeyler öğren“ der. Aksam olunca da atına atlayıp bütün araziyi dolaşır, bende küçük tayımla peşine takılırım. Bu tayı bana eniştem hediye etti. Hediye sayılmaz aslında daha sonra babamdan parasını istemiş şişko. Babamda vermiş ne yapsın. Yine de hediye ettiğim tay deyip durur. Bu tayla naim ağabeyin peşinden giderim. Yetişmeye çalıştığımı görünce hızlanır. Rüzgâr gibi geçer ayçiçeklerinin içinden, gözden kaybedince de korkarım. Huysuzlandığımı görünce birden çıkıverir. Meğer uzaktan izler halime gülermiş, öyle söylüyor. Seviyorum Naim ağabeyi bu çiftliğin tek aklı başında kişisi o bence.

Birde konağın Şaziye adında bir hizmetçisi var ki, evlere şenlik. Ağzında sakızla cak cak dolaşır etrafta. Bu Şaziye’ yi fazla kızdırmayacaksın, yoksa büyük küçük demeden basar küfürü. Yakın köylerden fakir bir ailenin kızıymış, ne görgü bilir ne terbiye. Geçen yirmimi girdim diye herkesten hediye istedi. Kimsenin taktiği yok ya. Yeter ki başımıza bela olmasın diyorlar. Bana da “Küçük bey sizin hedayeniz yok mu?” diye sırıtarak sordu. Bende teyzemin kızının odasından aşırdığım tokayı verdim. Takar mı bilmem ama takmazsa iyi eder. Yoksa ortalık fena karışır. Birkaç yıl sonra Naim ağabeyi kâhya yapacaklarmış, şimdiki kâhya çok yaşlı. Doğru dürüst yolda yürüyemiyor. Şaziye’ ye emirler yağdırıp duruyor, işlerin hepsini ona yaptırıyor. Aslında kimse onu bu kadar işe koşturamaz. Ama dedim ya aklı evvel kim bilir neyin hayalinin peşinde…

Birde Naim ağabeyin yardımcısı yamak bir çocuk var. Ne denilirse yapar. Serseri tipli bir çocuk benden iki yaş büyük. Ailesi konağın ve tarlada çalışan işçilerin yiyecek içeceklerinden sorumlu. Annesi komşu köylerdeki kızlara çeyizlik bir şeyler işler. Kocasına kazandığı parayı vermez. Biriktirip kendine küçük bir ev almak ister. “Gençliğim çalışmakla geçti bari ihtiyarlığım rahat geçsin küçük bey der” her gördüğünde. Zavallı kadın oğlunu okutmayı çok istemiş ama oğlan pek oralı olmamış. Bilmediği şey yok ama zavallı annesinin haberi yok. Bana da öğretecek de Naim ağabeyden çok korkuyor, o yüzden pek bulaşmıyor bana.

İşte böyle benim ceza evim. Çalışmaktan gözlerinin önünü göremeyen annemle babam beni buraya akıllanayım diye gönderiyorlar. Çok kalmasam da neredeyse her hafta uğruyorum buraya. Bunun adı ceza vermek mi yoksa baştan savmak mı orasını pek anlamıyorum. Zaten onlarda pek anlamıyorlar. Çünkü boşa geçecek vakitleri yok. Varsa yoksa iş güç. Makine gibiler; her şeyleri planlı. Burada Düzelir miyim bozulur muyum onu bilemem. Bazen Naim Abi’yi özlediğimde bilerek yaramazlık yapıyorum ki tez vakitte beni göndersinler. Çünkü burada onun işi de güce de benim.

Deniz Burak Arşivi