Öykünün Ev Sahibi
TEMMUZ Sayı: 27 - Aralık 2018

Zaman, gayret, bir de nasip rütbemi artırdı. Marinel görevine yükseldim. Marinel görevindeki ilk savaşım, esrarlı ve olağanın dışındadır. Girilen her savaş son savaş olma ihtimallerini de barındırır. İhtimaller kişiyi temkinli kılar. Anlatıdan önceki son savaşımı, karşılaştıklarımı ve savaşın sonucunu aktaracağım şimdi.

Güvertede etrafı gözlemliyordum. Gabyarlar bakım işleriyle uğraşıyor; leventler, kürekçiler ve topçular teyakkuz halinde bekliyorlardı. Alınlarındaki çizgilerde bulunan derin manalar geleceğin bilinmezliğini işaret ediyordu. Gözlerinde iştiyaklı umutlar ve paşaya duyulan güven vardı. Mürettebatın duygusunu hissedince kanım coşarak hızlandı, yerimde duramadım.

Ambarları kontrol etmem gerekliydi. Alt güvertedeki dehlizleri geçerek basık tavandan barut fıçılarının yanına vardım. Fıçının kapağını açarak işaret parmağımla aldığım barutun tadına baktığımda bu tat dilimi tahriş etti. Tatlımsı özelliği vardı. İyi barut olduğunu anladım. Kötü barutun tuzlu ve acı olduğunu biliyordum. Güherçileden kaçınılmamış olması beni mutlu etti. Alanında uzman dökümcülerin yaptığı toplar da dikkatimi çekiyordu. Savaşmak için gerekli ekipmanların olduğuna karar vererek kazanmaya dair düşüncelerim arttı. Savaş benim için kazanmakla sonuçlanması gereken durumdan ziyade dâvâmın yolunda nefes tüketmekti. Yine de içten içe kazanç zihnimi ve hareketlerimi ayartıyordu. Bu düşünceler zihnimi meşgul ederken üst güverteye çıktım.

Kamaradan gelen Hayrettin Paşa’nın heybetli sesi dikkatimi çekti. Güverteden, şimşir ağacından yapılı eprimiş merdivene doğru yöneldim. Küpeşteden tutunarak usulca Paşa'nın yanına vardım. Hayrettin Paşa dişbudak ağacından yapılmış dümenin yanında deryadaki donanmaları inceliyordu. Paşayı her gördüğümde ecnebilerin Barbarossa ismiyle seslenmeleri aklıma geliyordu. Kişinin sıfatları, davranışları ve o andaki konumu gözümde canlanan ilk şeydi. Davranışları ve sıfatından sonra bulunduğu konumdaki özellik geliyordu. Paşa’nın üzerindeki kaput oldukça ilgi çekiciydi. Söylenilenlere göre kaputun özelliği kanı göstermemesiydi. Paşa bu özellik sayesinde yaralandığında yaradan akan kanı mürettebatının görmesini engelliyordu. Böylelikle mürettebatın savaş sırasında ümitsizliğe düşmemesini sağlıyordu. Tam o sırada Paşa bana doğru baktı. Beni görünce gülümsedi ve buğdayın içini dökmesi gibi anlatmaya başladı içindekileri.

“Derya var olalı, üzerinde bu kadar fazla kişi ve görkemli donanmayı aynı anda taşımamıştır. Akdeniz’deki hakimiyeti kaptırmamak için Papa’nın topladığı harçlı donanmasının yüzbinlerce kişiyi kapsadığını tahmin ediyorum. İspanya, Portekiz, Venedik, Ceneviz, Malta ve Floransa'dan gelen çoğunluğu kalyonlardan oluşan düşman hattı var karşımızda. Andria Doria yönetimindeki bu donanmada bulunan asker ve ekipmanların fazlalığına rağmen bize karşı hissettiği korkunun farkındayım. Bizim için bu avantaj. Çünkü azlığımız istihza ve tahkir ile bakmalarını sağlayarak hata yapmalarını kolaylaştırabilir. Tüm bunlara rağmen kuzeyden esen rüzgarlar çoğunluğu yelken vasıtasıyla hareket eden düşman donanmasının manevralarını avantajlı kılıyor. Onların donanmasının büyük kısmı yelken gücüne ve rüzgara bağlı. Bizdeki donanma kadırgalarla dolu, kürek gücü vasıtasıyla hızlı manevralar yapabilmekteyiz. Bu yüzden rüzgarın durması gerekiyor. Aksi takdirde işimiz çok zor. “

Hayrettin Paşa deryaya bakarak yaratılışın sırrını anlamaya çalışıyordu. Yaratılana karşı hayretin sonucunda ilhamın anahtarlarının verildiğine inanıyordu. Bu sırada yaratılan nesnelerin kalp atışını hisseden mutasavvıfların yüzüne büründü derin çizgiler barındıran yüzü.. Anahtar ışıldadı. Ve Paşa içtenlikle gülümsedi. Şükredici ses tonuyla ilhamı anlatmaya başladı.

“ Hemen parşömen alacaksın. Sureler, dualar ve niyazlar yazdıracaksın üzerine. Yazılan parşömenleri mürettebatla birlikte besmele çekerek deryaya atacaksınız. Allah’ın yardımıyla rüzgarın durmasını dileyeceğiz. Allah rahman ve rahimdir. Şüphesiz zafer O'ndandır.”

Duyduğum fikrin güzelliği kalbime ferahlık kattı. Paşa'nın sunduğu fikirler kalbimde ona karşı beslediğim sevgiyi artırıyordu.

“Ne güzel düşündünüz Paşam, emrinizi hemen yerine getiriyorum.”

Kamaradan mürettebatın bulunduğu güverteye indim. Okuma yazma bilen kişileri toplayarak parşömenlere ayet ve dualar yazdırmaya başladım. Yazdırdığım parşömenleri mürettebatla birlikte besmele çekip deryaya attık. Dalgalar sürüklemeye başladı kağıtları. Kısa süre sonra rüzgar sesini kıstı. Nefesini tutmuş bizim rahatça hareket etmemize sağlamıştı. Duanın kabul olduğuna inanarak beraberce şükür ediyorduk. Hayrettin paşa kamarada mürettebatına doğru yönelerek yeşil yaldızlı kılıcını havaya kaldırdı ve “Kürekçiler göreyim sizi kardeşlerim. Ben dur diyene kadar ilerleyin. Donanmanın hilal biçimindeki duruşunu bozmayalım. Top atış düzeni ve konumumuz sayesinde bize yaklaşmalarını engelleyeceğiz. Düşmanın üçgen olarak duruşlarındaki stratejik hatadan yararlanarak zaferle şerefleneceğiz, biiznillah. Allahuekber, Allahuekber, Allahuekber, Allah bizden yana.“

Cümlenin bitişiyle kişilerin coşkunluğu ve yerlerine geçişi bir oldu. İman, heyecan ve güvenin verdiği duyguyla görevlerini en iyi şekilde yapmaya gayret ediyordu mürettebat. Hayrettin paşa kadırgaları düşmanın top menzilinin gerisinde tuttu. Topçulara verdiği emirle ateşe başladık. Top menzilimiz düşmanınkinden büyüktü. İsabet etmeye başladı. Düşman düşük menzilli toplara sahip olduğundan topları bize yetişemiyordu. Yetişememesi Doria'yı çılgına çevirdiğini biliyordum. Bu durum çok sevindiriyordu beni.

Saatlerce süren top atışlarımız düşman donanmasında büyük kayıplar yaşattı. Kalyonlardan yükselen dumanlar bulutlara karışıyor, gökyüzünü akşama dönüştürüyordu. Yaşama isteğiyle yanmamak için kalyonlardan deryaya atlayan insanları görüyordum ve çığlıklarını duyuyordum. Birden bire düşmanın arka hattı Doria’nın emriyle kaçmaya başladı. Karanlık çökmek üzere olduğundan kaçmaları kolaylaşıyordu. Peşlerinden gitmemize rağmen kaybediyorduk onları. Yine de tutsak aldığımız kalyonlar vardı elimizde. Kaçan düşman donanması ufukta kayboldu.

Hayrettin Paşa zafer sonucunda sultana alnı ak şekilde gidecekti. Akdeniz hakimiyetini elde edişinin verdiği neşeyle başını gökyüzüne çevirdi. “Zafer senindir Allah’ım. Çok şükür boynumuzu eğdirmedin. İslamiyeti yayma elçiliğini bize nasip ettin, çok şükür” cümlesiyle haykırdı.

Hayrettin Paşa’nın duasına müşterek olmak için defalarca amin dedim. Ömrüme sığan zaferin bahtiyarlığıyla mürettebattakilerin yanına gittim. Herkes yorgun ve huzurluydu. Bir yandan semaya diğer yandan mürettebata bakarak derin bir nefes çektim ciğerlerime. Torunlarıma anlatacağım değerli hikayeye ev sahipliği yapacaktım ömür boyu. Öldükten sonra da deplasman olmayacaktı anlatılanlar. Savaşın tesiri anlatıldığı süre boyunca bitmeyecekti. Çünkü bir savaş unutulduğu zaman biterdi. Unutulduğu zaman hisler söner ve değersizleşirdi. Yalnız torunlarım ve onların torunları anlatmaya devam ettikçe hikayeyi, savaş da bitmeyecekti ev sahipliği de. Bu yüzdendi öykümün ev sahipliği...

Ümit Köksal Arşivi
27 Sayı: 27 - Aralık 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler