Şehirler canlıdır. Onların bedenleri ve ruhları vardır. Duyguları ve özlemleri vardır. Bazen hüngür hüngür ağlar, bazen sevinçlerine zılgıtlar karışır. Şenliklerine yıldızlar alkış çalar. Şehirler anlaşılmak ister, onları anlayabilmek uzun uğraşı ister. Onlar ile iletişime geçmek için ruhuna ve tenine dokunmak gerekir. Sevmek ilgi duymak merak etmek ve hissetmek zaruridir. Aşina olunan sokaklarını ağır adımlarla gezenler tanıyabilir. Solgun sonbahara yürüyen metruk parklarını evsizler bilir. Görünmeyen yüzünde anlatıları dinlemek öykücülerin işidir. O zaman şehre ve insana söylenecek söz hakkı gelir. Bir şairin diline düşer ve mısra olur, bir yazarın satırlarına sığınır. Şehir bir yapıta dönüşür. Bize düşen onu keşfetmektir.
Şehrin iskeletini keşfetmek büyük kaşiflik işidir. Şehrin ve insanın erdemli duruşlarını seyretmek yeterlidir. Çoğu zaman destanlaşan hikâyelerini hatırlamak ve hatırlatmak gereklidir. Şehirler insanlar birbirine çok benzer, fizyolojisi ve anatomisi vardır.
İnsanın fizyolojik durumunu bilim inceler. Felsefesini filozoflar yaşatır. Şehirleri şairler ve öykücüler anlatır. Bu ikisinin serüvenini anlamak onu daha iyi yaşamakla mümkündür. Sosyolojik, siyasi ve dini akışı tarihçiler araştırır. Çoğu zaman şehirler ve insanlar ideolojik düşüncelerine göre anılır. İkisinin de geçmişi katil ve maktul ilişkisi gibidir. Aslında bütün insanların ve şehirlerin suçlarının hikâyesiyle bilinir. Bu serüvenlerin içine küçük yolculuklar yaparak anlayabiliriz. Bize ait hayatın dip notlarını açığa çıkarmak insanımıza, şehrimize ve geleceğimize ışık tutar. Bedenimizdeki ve ruhumuzdaki mezarlıkları insanlar ve şehirler kazmıştır. Bunların sakladığı sırlar geleceğimizin türbeleridir. Psikolojik olarak hayatımıza yeni bir pencere açabilmeyi sağlar.
Şehir tarihin kibirli algılarıyla her gün biraz daha gökyüzüne yükselir. İnsan zamanın yasaların ellerinden kurtulan bir firaridir. Bu kaçış bize ve şehirlere bir umut aşılar. Ruhumuzdaki melekleri ve şeytanları provoke eder. Her dönemde yeni suçlar yeni insanlar ve yeni şehirler görürüz. Gün yüzüne yansıyan olayların insanlara ve şehirlere değen anılarını yaşarız.
Şehirlere ve insanlara karşı işlenmiş suçların hikâyesi yazılır. Bu sözlerin insana ve şehre değen hikâyesi anlatılır. Bir masalın tılsımıyla yağmurlara karışır. Ölen şehirlerin ve insanların mezarları suskundur. Bu tılsım mezarların üzerine dökülmek için bulutlara yükselir. Şehirler ve insanlar bazen maktulleriyle birlikte yeryüzüne uzanır, katilini bekler. O zaman katil aranır. Aramızda yaşayan katiller. Sadece işi öldürmek olan seri katiller için ilan verilir. Her katile katil denilmez. Ünlü katil isimleri, soylu duruşları olmalıdır. Katilin katil olmasını anlatan öyküyü okuyan katil olabilir. Bu öyküye dönüşür. Sonra ona kahraman aranıp bulunmalıdır. Kahramanı katillik suçunda arındıracak bir sebep bulunmalıdır. Bu sebep kabul görmelidir. Kılıçsız süvari gibi bir akşamüstü çıkıp gelmelidir. Masum bir şarkıyı dinleyecek kadar duygusal olmalıdır. Katilin öfkesini içine alacak nakaratları olan şarkılar mırıldanmalıdır. Çünkü her zaman maktul bulunabilir. Herkes maktul olabilir. Ama katil olmak zorlu bir uğraştır.
Her gün bir sebeple bir şehir ve bir insan ölür. Her sabah kalktığımızda katil bulamayız. Ama bir sabah kalktığımızda filizlenen duygularımızı, umutlanan düşüncelerimizi ölmüş buluruz. O duygularımızın ve düşüncelerimizin katilleri saklanır. Şehirleri ve insanları öldüren katiller böyledir. Şehir kendi katillerini de en görünen vitrinlerinde saklar. Şehirlerin ve insanların gövdesine masum yüzlü katiller iliklenir. Şehirlere onlarca katledilmiş duygu ve düşüncenin cesetlerini gömeriz. Gökyüzünde bulut, yağmur ve rüzgâr zılgıt çalar. Sevdalanan duyguları ve özgürleşen düşüncelerimizi kırbaçlar. Aslında her yanımız mezarlık gibi bizi korkutur. Ama yine de katil olmak maharet isteyen bir niteliktir, her şehre ve insana nasip olmaz. Katil olan birini bulmak zorlu bir iştir.
Maktul ise yeryüzüne yayılmış hüznün fotoğrafıdır. Katili bulunmayan maktullerin serüveni daha bir trajiktir. Maktulun kanı mekânın rengini değiştirir. Bazen rengârenk acılı bir tabloya bazen sessizliğe gömülen hayata tutunur. Maktullerin davaları hep savunmasız kalır. Sonra ölünmek için ölünmez, yaşamak için ölünür. Her şeyden önce ölüm sade giyilen bir elbisedir. Bir katil ile maktulün serüveni bazen meçhul bazen memnu sayılmıştır. Şehirler ve orada yaşayan insanlar maktullerini yaratır. Çoğu zaman yarattığının farkına varmaz. Bu olaylar katil ile maktulu birbirine bağlar. Hayata ışık tutan katilin niye katil olduğunu maktulun niye maktul olduğunu bulmaktır.
Şehir ve insan katil ve maktulun serüvenini yazar. Katilin ve maktulun yaşadığı mekân yeryüzünün şehirleridir. Şehirden önce ülkeyi, milletten önce insanı hatırlamak önemlidir. Şehre mekâna ve insana dokunmaya çalışmak. Menzile varabilmek için kaç katil yaratıp kaç maktulun hikâyesini bilmek gereklidir? Bu toplumsal değişimin özünü anlamakla mümkündür. Mezarlıklara dönüşen şehirler var olmuştu. Üzerinde ölen ama gömülmeyi bekleyen insanlık bizimle birlikte gezinir.
