Kader yeryüzüne çizgilerini çizer, hayata giriş işlemleriniz tamamlanır. Önce emekler, sonra tutunarak kalkar, yavaş, yavaş, adım, adım yürürsünüz. Bir duvara tutunur, bir ağaca yaslanırsınız. Sokağı keşfeder. Sonra mahalleyi gezersiniz. Tenha sokaklara erişirisiniz. Arka sokaklara yorgunluğunuzu terk eder, bazen gülünç oyunlar oynarsınız. Boş bir zihniniz olur. Etrafınıza büyük setler örersiniz. Kimi zaman bir duvar dibine gizlenir, hayatla körebe oynarsınız. Duvarların tuhaf olduğunu anlar, ama alışırsınız. Oyun biter, hücrenize yorgun olarak döner, sonra dinlenir, tekrar çıkar, yeni yol ve yaslanacağınız duvar ararsınız. Yeni bir hayata başlar, geçmişinize dönüp bakar, eskiyen günü terk edersiniz. Masum bir yalanın peşine gidersiniz. Zaman geçer, gün devrilir, gece olur, güneş doğar. Yine başka bir gün yola çıkarsınız, yola çıkmanın eşiğine gelmişsinizdir. Bir ormanın uğultuları arasında yürüyerek gidersiniz. Nemli bir uzaklığın ıssızlığını görürsünüz. Sessizlik sizi ele geçirir. Yalnızlığınız iliklerinize işlenir. Bir gecenin kollarına uyur. Şafağın alacasına uyanırsınız. Güneş yüklü bir günün kuşluğuna bakar. Bir çölün ortasında seraba koşar gibi gidersiniz. Güneş tepenize çıkar, dudaklarınız kurur, hezeyanlar görürsünüz. Sonunda yorulur, suskun kalırsınız. Çok uzaklara gider, yolunuz sona erer, gözyaşlarınız içinize dökülür. Gerçekler bir tokat gibi yüzünüze çarpar. Gözleriniz kapanır, bir rüyaya dalarsınız. Kendi gölgenizi izler, ıslak bir duygu kirpiklerinize değer. Sıkı bir düğümle hayata bağlanırsınız. Alıştığınız ses kulaklarınızı teğet geçer, dikkat kesilirsiniz. Hayatı anlarsınız. Ömrünüz bir yarışa benzer. Çocukluğunuzun içine hayallerinizi bırakırsınız. İçiniz burkulur, gözleriniz kan ağlar, yüzünüz kederlenir, karanlığın eşiğinden geçersiniz. Çocukluğunuzun hikâyesini okur, yaşadıklarınızın hatırasıyla yeni bir hayata başlarsınız. Geniş bir rüzgâr gün batımına eser. Ilık bir nefes yüreğinizi örseler. Can yoldaşınızla aynı safa girersiniz. Deliksiz bir uykuya dalar, gecenin karanlığında geçersiniz. Derin uykuların kucağında bekler, şafağın eşiğinde uyanırsınız. Buz gibi hava sükûnetinize yapışır, kar fırtınalarını düşünürsünüz.
Yeryüzüne dağılan insanları görürsünüz. Biri rüya görür, biri can çekişir. Fedakâr biri yolun yanı başında sizi bekler. Siz tenha bir dünyanın içine gelir, sizi huzursuz eden içinizdeki garipliği izlersiniz. Güneşli bir gökyüzüne yayılan sesleri dinlersiniz. Hasreti sol iç cebinizden çıkarır, dostlarınızla paylaşırsınız. Kimliğinize kederiniz birikir, sevinçleriniz yeryüzüne sızar. Hayatın tiyatro olduğunu anlarsınız. İsyan eder, çelişkiler öfkenizi artırır. Direnirsiniz, gücünüz tükenir, pes edersiniz. İçinize acılar birikir, paramparça olursunuz. Acıdan kıvranır, içiniz içinize sığmaz olur. Sırlarınız birikir, onları taşıyamaz olursunuz. Hikâyenizi bahçedeki ağaçlara anlatırsınız. Sabah serinliğine yakışan bir gün doğar, kuş cıvıltılarını dinlersiniz. Sözleriniz, sararan yaprakların hışırtısına karışır. Kısacık hayatınıza sıfırdan başlarsınız. Şehrin uyanışı size bir şeyler anlatır. Şafağın yalancı ışıkları sizi affeder. Saçlarınız uzar, sakallarınızda militan bir serüven başlar, merak edersiniz. Bir nefes alırsınız, durup düşünür, derin bir nefes daha alır. Kekeme bir çocuk gibi şaşkın sözcüklerin öncesinde, yüreği yanan insanoğluyla karşılarsınız. Mecburi bir istikameti seçersiniz. Omuzlarınıza binen yükün ağırlığını hissedersiniz. Üzülürsünüz, susarsınız, korkularınız birikir. İçinize çöken aşka yönelirsiniz, karlı dağlar bir çığ gibi başınıza çöker. Yıkıntılar ortasında titreyen çocukları görürsünüz. Hepsi bir yana koşar, yüzleri rengârenk gözleri hayat dolu, sesleri kuş cıvıltısına karışır. Gülüşürler, oyunlarına ara verir, size bakarlar. Sonra tekrar oyun oynarlar, aracısız konuşurlar, eğlenirler, sevinirler, size her zaman aynı masum sözleri söylerler. O sözler kalbinizin kapısını içeriden açar. Her türlü güven oluşur, çocukluğa mahsus, içinize biriken kıyameti anlarsınız. Hayat başlayınca kazanma aşısı yüreğinize yapılır. Birden bire büyümeye başlar. Masumiyetinizden uzaklaşan birçok çocukluğunuzu görürsünüz. Vicdanınızı rahatlatan acıları kucaklar, hayatın ufuk çizgisine doğru yürürsünüz. Dağları uzaklara taşımak ister, gitmeniz emir olunur, gidersiniz. Ağlayarak ayrılır, köklerinizden koparsınız, geçmişinizi sanki yaşamamış gibi bırakır, ısmarlama bir hayata tanık olursunuz. Arabesk duygularınız, çalıntı sözlerinize eklenir. Tozlu yollardan gece kondu mahallelere uzanan bir yolu izlersiniz. Aşkı ve hayatı bu menzilin sonunda zanneder. Bu menzile yıllarca yol alırsınız.
Her kavşağa geldiğinizde, düzene girmeyen geçmişinizin içine çıkar, kâbus gibi büyüyen binaların gölgesine varırsınız. Yolun başında olduğunuzu anlar. Bir arpa boyu ilerlemiş olduğunuzu fark edersiniz. Her gün biraz daha bir başlangıca doğru gider. Ruhunuzu makinelere kaptırırsınız. Dijital dünyanın zırhını giyer, öteki insanların içtenlikleriyle sözleriniz buharlaşır, pişmanlık duygularınızı toplar, yeryüzüne anlatırsınız. Ayrılığın eşiğini gelir, diliniz dolaşır. Şüpheleriniz, öfkeleriniz sizi ele verir, içinize hüzün çöker. Sıkılganlığınızı toplayıp gezginlere emanet edersiniz. Yeni hayatın çeşmesinde su içersiniz. El ele tutuşur, acemiliği geçmek istersiniz. Sözlerinizi kâğıtlara yazar, denizlere atarsınız. Helalleşmek için tanıdıklarınızla vedalaşır, özlemlerinizi geriden bırakırsınız. Ağlarsınız, boğazınıza düğümlenen sırlarınızı saklar, mektuplara pul yapıştırır, uzaklara gönderirsiniz. Gurbet kuşu gibi kanat çırpar, arkanızdan garipleri bırakırsınız. Takım tutar gibi hayatın kıyısında geçer, alışamadığınız hayata isyan edersiniz. İçinize biriken zehri, sabahın sessizliğine akıtırsınız. Güneş, tabiatı sizin için ısıtır. Büyük beklentileriniz oluşur. İnsan zihninin çağrışımlarını çocuklara verirsiniz. Çocukluğunuzdaki ciddi hayalleri geri almak istersiniz. Zaman ilerler, yeni bir dünya keşfeder. Gitmek eylemi korkunuzun adını sayıklar. Sınırsız bir dünyanın acımasız yollarını öğrenir. Fırsatı bir mekânın kuytusundan arar. Sayılı günleri zamanın son çeyreğine saklarsınız. Bu günden sonra, hayatınız akmaya başlar. Yeni bir sevinçle yaşamaya devam eder, bazen bir korku sizi izlemeye başlar, bir fısıltı ensenize dokunmaya başlar. Ansızın ürperirsiniz, yüreğiniz titrer. Rüzgârın hışırtısında korkarsınız. Belli belirsiz ayak seslerini dinlersiniz, önce ne olduğunu anlamadığınız bir bakış, kürek kemiklerinizin arasına dokunur. Üzerinize düşen bakışları anlarsınız, dönüp arkanıza bakmak istersiniz. Bir an bu bakışı anlamak için durur, gönül gözünüzü açarsınız. Cesaretinizi toplayıp geriye bakar, hiçbir kimseyi göremezsiniz, daha derin bakar, tükenen toplumun kalıntılarını fark eder, miadı dolan insanlık mirasını toplarsınız. Yola devam eder, elinizi taşın altına koyar, yükü sırtınıza alırsınız. Adımlarınızı hızla atmaya çalışır, bir müddet sonra yorulursunuz. Bir ağırlık omuzlarınıza çöker. Ayaklarınız sürüklenmeye başlar. Kalbiniz çarpar, terleriniz akar. Nabzınız hızla atmaya başlar. Yüklerinizi sessizliğe bırakırsınız, zulanıza biriken yorgunluklarınız ertelersiniz. Yaşadığınız mekânlara geri dönüp tekrar bakarsınız. Ailenizi düşünür, sevdiklerinizi özler, acılarınızı, sevinçlerinizi toplarsınız. Onları unutamaz, insanlığa armağan verirsiniz.
Yaşadığınız dünyaya veda eder. Neden yaşadığınızı unutur, buğulu bir camı siler gibi silersiniz. Dostlarınızı bırakmaya başlarsınız. Arkanızdan bıraktığınız düşüncelerinizle özlemleriniz kalır. Doğduğunuz ev, büyüdüğünüz sokak, çocukluğunuzun ilk günleri aklınıza gelir. Sakladığınız sırlarınızı, güvenilir birilerine emanet edersiniz. Göçebe ruhunuza şifreyi fısıldarsınız. Hayatınızın yavaşlamaya başladığını anlarsınız. Zaman keskin bir kılıç gibi göçebe ruhunuzu parçalar. Sizi acı bir uzaklığa çağırır. Mülteci bedeniniz cılızca direnir. Son vaktin çocuğu olursunuz. Göçebe ruhunuz ve mülteci bedeniniz mahkûm olur. Zaman akar, kara gün geçer. Gitmelisiniz, diye düşünürsünüz. Geç kalırsınız, bütün oyunlarınız yenik biter. Tarih geç kalanı affetmez, bilirsiniz. Hiçbir hatıranızı unutmazsınız. Evvelin ışıkları düşlerinizle buluşur. Güneşin girdiği tel örgülü pencereler, demir kapılar kapanır. Yeryüzünün bütün suçları bu tel örgülerin arkasında aklanır. Eski zaman süvarileri elinizden tutar. Yeryüzünün son savaşını başlatırsınız. Kaderinizi sizi siperlere çağırır. Zafere koşan militan olur. Asude bir düşüncenin meftunu sayılırsınız. Kimliğiniz derdest edilir, sorgulanır, mahkûm olursunuz. İhtirası kucaklar sürüklenirsiniz, kaygan bir zemine düşersiniz. Geleceğin ipuçlarına tutunur, geçmişin bütün mirasını bırakırsınız.
Ateşten gömlek giyersiniz. Ruhunuz aşkla kavrulur, duygularınız bir kıvılcım ile tutuşur. İhtirasın ellerine düşersiniz. Değişimin diliyle düşünceleriniz buharlaşır. Sözcüklerin gölgesine sığınır, cümlelerin yalınlığına tutunursunuz. Yola çıkma vakti gelir, ufuk çizgisinin ötesine bakarsınız. Şafağın ışıkları karanlığın gövdesinden çıkar, tan ağarmadan gündüzün aydınlığına yürürsünüz. Ağzınız mühürlenir, hüzün size komşu olur. Dilleriniz bağlanır, ince bir sızı içinize saplanır. Hoşça kal diyemezsiniz, gözünüz görmez olur. Nereden olduğunuzu bilmezsiniz, gönül gözünüz açılır, aydınlık bir dünyanın kapısında beklersiniz. Çığlığınız duyulmaz, içinize acılarınız akar. Şimdi susmak zamanı değil diye düşünür, aşkı ve özgürlüğü körelmiş ruhlara anlatırsınız. Sözleriniz tutsak edilir, kelimeler gırtlağınıza sıkışır. Kılıçların gölgesinde akan kanı görürsünüz. Ruh dünyanızı esir alır. Ağlayarak geldiğiniz bölgeyi, ağlatarak terk edersiniz.
Gitme vakti gelir, gezginlerin cefakâr yoluna girer, yorgun ve bitkin düşersiniz. Keskin bir kılıcın insafına kalırsınız. Korkunun öyküsüyle kelimeleriniz tutuklanır. Üniformalı kuşkular yüzünüzde belirir. Rozetler takılır, makamlar kutsanır. Yol sizi çağırır, sarmaş dolaş, yanık bir hüzne gidersiniz. Ayıklanan sukutun içinde yürürsünüz. Çocukluğunuzun hayallerini düşünürsünüz. Mutlak gerçeği aramak için yola çıkar, soylu eylemsizliğin duruşunu ararsınız. Gidersiniz, sessizce adımlarınız sürünür, arkanıza bakmadan susarsınız. Kendinizle yüzleşmek vaktini bekler, gün eğilir, gölgeler uzar, ikindinin soluğunu ararsınız. Sınırlarınız çizilir, güneş batar, gece sessizliğin içine gömülür. Ürperti içinize işlenir, hüzün korkuyla birleşir. Birilerinin acılarını hissedersiniz. Yeryüzünün kimsesiz çocukları olursunuz, gözyaşlarınızı gökyüzüne bağışlar. Maktullerin katillere soru sorma vaktine yürürsünüz. Kurban edilirsiniz, buna karşılık sabır edersiniz. Gün gelir, mezarlarınızdan doğrulur, hesap gününe yürür, kader arkadaşlarınızla buluşursunuz. Bağışlanan ve bağışlanmayanların yolu birleşir. İyilik perilerinin ev sahipliğini anlarsınız. İyi yürekliler deşifre olur. Suçlular suskunlaşır, bekleşir. Görmediklerinizi o kavşakta görürsünüz. Sebepsiz gidişlerin sonuna ulaşırsınız. Tarihin elinden kopup gelenlerin son durağıdır. Yolların son menziline demir atar, dargınlıkların, kavgaların bittiği güne ulaşırsınız. Yol biter, herkes kendi kitabını açar, onlar dinler, siz okursunuz.




