söyleniyordu ikircikli şarkılar
çağıltımıza karışan uğultuların arasında
bekliyorduk
beyazların içinde soluklanacak bir ücra da
hırçınlıklarımızı damarlarımıza akıtan kanımızla
pazılarımızı ışıldatan sevgilerin kıyısında
yırtık bir perdeyi savuran esinti gibi
külleniyordu asi bilgilerin yankısı
asık suratlı bilim solistleri
tepiniyordu kibirli adımlarıyla
enlemlere bitişiyordu uzayan ruhumuz
çarmıha gerilen gövdemizle
biliniyordu şehrin boylamları
duygularımızın üstü mermer
sütunlara adanan dileklerimiz vardı
buruşan yorgunluklarımız anlaşılmaz
düşüncelerimizle üşüyen çocuk sesleri
hırpalıyordu bozkırda yanık yüzümüzü
bekliyorduk bir amfiye açılan koridorun başında
zonklayan şakaklarımıza biriken çarpıntıyla
zamanın kıyısında horlanan gençlerin yanında
savruluyordu dilimize düşen çağdaş terimler
kravatları ütülenmiş kelimelere tutunan
sıraların arkasına dizilen körpe beyinler
sığınıyordu bilgelikle bir tebessümün arkasına
kürsüleri vardı bilimin anlaşılmayan
çelenkler konuluyordu karanlık akşamlara
nutuklar savuruyordu gölgesiz adamlar
yürüyorduk yüksek topuklu mekteplere
samimi sözlerin yanı başında
büyüyordu kardeşliğimiz
zamanı hoyratça harcayan yüreğimiz
kolay anlaşılan terimleri
saplıyordu ömrümüzün baharında alaturka bir algıyla
duvarlara kazınmış delikanlı uğultuları
görüyordu ufka bakan gözlerimiz
dilimizde isyana çağıran şarkı sözleri
dik duran bedenimiz biliniyordu haramilere karşı
sabahlara resmedilen çıplak kahırla
bir hasreti katıyorduk heveslerimize
dokunuyordu yanaklarımız mavi bir tutkuya
söyleniyordu nümayişler kırılgan kimliğimizle
ay kırıntısına bezenen gökyüzü
içimizi tırmalayan mektep kaldırımları
okuyordu bültenlere gizlenmiş bir şiirin öyküsünü
kıvrılan bir hayatın dizginleriyle
nakarat yapıyordu yüzümüzü sesli şarkılara
gemlenen delikanlı tutkularımız
renkli rüyaların içinde
örseliyordu koşturan bu serüveni
