Gökkuşağı
TEMMUZ Sayı: 16 - Kasım 2017

kuşkularım birikiyor yadırganan hüzünlerime

kemiriyor yarasalar ağzıma doluşan kelimeyi

serüvenin izmaritleriyle irileşen tedirginliklerimi

veriyorum en ön safta meydana atılan gence

not düşüyorum

kurşun değen gömleğimle birleşen tenime

duygularım gerilen cümlelerimin saçaklarında

sayılmıyor örtülere bürünen yalnızlık

sırlarım küpe oluyor Gökkuşağı’na

doksanlı yılların siyah beyaz kuşağı

alkışlıyor gözleri çalınan bu medeniyeti

kanı bıngıldayan yirmilik sevincimle

sarılan efsunlu bir gecenin gölgesinde

öpüyor şafağın dudaklarını

bekliyordu Gökkuşağı öksüz ikindide

damarlarımıza yürüyen ılıman sözcükler

ekleniyordu gençlerin hafızasına

dolgun üslubuyla kitap kulübü

şimdi uzak iklimlerin yedi rengi

mazinin tozlanmış dizelerinde

devrim dilimizde, el sallıyor yeryüzüne

bekliyorduk sessizliğin içine gizlenen vakti

içimize bir dalga gibi çöküyor uçurumlar

siyah beyaz yaşadıklarımızı

taş duvarın yanına çöküp

ayıklıyorduk inancın küllenen ateşiyle

bir avuç balçığa saklanan ruhumuz

yitik bir düşün kollarında

koşuyordu buhur kokan bir ırmağa

zaman kavruluyor kelimelerin kubbesinde

dökülüyordu sancılarımızın cümlesi yeryüzüne

tenimizi dişleyen serüveni unutuyor desteksiz ruhumuz

çarmıha gerilen sırlarımıız efsunlayan Gökkuşağı

kapısız mabetlerin kesilen çığlığıyla

bırakıyor yedi rengini ışığa

keskin mısraları şiirimin soğuk namlusu

sonbahar gününe adanan bir ses

yatağını değiştiren bir ırmağın kıvranışı

yakıyordu rüzgarın parmakları bu ateşi

defterime yazılan nümayişler

günün ortasına savrulan heyecanlarım

var ediyor bir hengameye benzeyen buluşlarımı

durmuyordu suskun ve kederli

bazı zamanlar illegal sanrıların eşiğinde

zıplayan bir hayatın babacan kollarında

sessiz bir dinginliğin pençesinde

kıvranıyordu sevinçlerim

nehirlere koşuyordu resmi tören kaçakları

tenimden kopan serüvenler

yapışıyordu durulanan bir halkaya

dehlizlerin içinden fışkıran bir volkan

süzülüyor sızı ruha değen bitkinliğimle

saklanıyordu duyguların acıyan kuytularına

gençlik devinen bir sancıyla

bekliyordu renkli merdivenlerde

kollarım çarmıha gerilmiş akşamın eşiğinde

tırmanıyordu Gökkuşağı’na

davamın ertelenmiş cemresine dökülen anılar

mektep kapısına doluşan çocuklar gibi

gözlerimden çağlayan kelebek kanatları

bir ceylan ürkekliği yüreğimde

doluyor baharın aymaz yüzüne

çıkamıyordu bir kulaç köylülüğün içinden

hançerle yontuyor güneşin arka yüzünü

bilenmiş kelimeler koparıyordum sırlı sayfalardan

toplayıp renkli ışıkları bağışlıyordum Gökkuşağı’na

teni değişmeyen varlık sancısı

pörtlüyor dişlenen cümlelerin arasından

meze oluyordu buğulu akşamlarıma

sancılarımın son kavisi alt edilmiş

uçurtmalarım takılmıyor gökkuşağına

bekliyordum zamansız bir masalın düşlerinde

kelepçeli gökkuşağı bulutların içinde

dişlenmiş gövdeme birikiyordu aşk

M. Akif Şahin Arşivi