kuşkularım birikiyor yadırganan hüzünlerime
kemiriyor yarasalar ağzıma doluşan kelimeyi
serüvenin izmaritleriyle irileşen tedirginliklerimi
veriyorum en ön safta meydana atılan gence
not düşüyorum
kurşun değen gömleğimle birleşen tenime
duygularım gerilen cümlelerimin saçaklarında
sayılmıyor örtülere bürünen yalnızlık
sırlarım küpe oluyor Gökkuşağı’na
doksanlı yılların siyah beyaz kuşağı
alkışlıyor gözleri çalınan bu medeniyeti
kanı bıngıldayan yirmilik sevincimle
sarılan efsunlu bir gecenin gölgesinde
öpüyor şafağın dudaklarını
bekliyordu Gökkuşağı öksüz ikindide
damarlarımıza yürüyen ılıman sözcükler
ekleniyordu gençlerin hafızasına
dolgun üslubuyla kitap kulübü
şimdi uzak iklimlerin yedi rengi
mazinin tozlanmış dizelerinde
devrim dilimizde, el sallıyor yeryüzüne
bekliyorduk sessizliğin içine gizlenen vakti
içimize bir dalga gibi çöküyor uçurumlar
siyah beyaz yaşadıklarımızı
taş duvarın yanına çöküp
ayıklıyorduk inancın küllenen ateşiyle
bir avuç balçığa saklanan ruhumuz
yitik bir düşün kollarında
koşuyordu buhur kokan bir ırmağa
zaman kavruluyor kelimelerin kubbesinde
dökülüyordu sancılarımızın cümlesi yeryüzüne
tenimizi dişleyen serüveni unutuyor desteksiz ruhumuz
çarmıha gerilen sırlarımıız efsunlayan Gökkuşağı
kapısız mabetlerin kesilen çığlığıyla
bırakıyor yedi rengini ışığa
keskin mısraları şiirimin soğuk namlusu
sonbahar gününe adanan bir ses
yatağını değiştiren bir ırmağın kıvranışı
yakıyordu rüzgarın parmakları bu ateşi
defterime yazılan nümayişler
günün ortasına savrulan heyecanlarım
var ediyor bir hengameye benzeyen buluşlarımı
durmuyordu suskun ve kederli
bazı zamanlar illegal sanrıların eşiğinde
zıplayan bir hayatın babacan kollarında
sessiz bir dinginliğin pençesinde
kıvranıyordu sevinçlerim
nehirlere koşuyordu resmi tören kaçakları
tenimden kopan serüvenler
yapışıyordu durulanan bir halkaya
dehlizlerin içinden fışkıran bir volkan
süzülüyor sızı ruha değen bitkinliğimle
saklanıyordu duyguların acıyan kuytularına
gençlik devinen bir sancıyla
bekliyordu renkli merdivenlerde
kollarım çarmıha gerilmiş akşamın eşiğinde
tırmanıyordu Gökkuşağı’na
davamın ertelenmiş cemresine dökülen anılar
mektep kapısına doluşan çocuklar gibi
gözlerimden çağlayan kelebek kanatları
bir ceylan ürkekliği yüreğimde
doluyor baharın aymaz yüzüne
çıkamıyordu bir kulaç köylülüğün içinden
hançerle yontuyor güneşin arka yüzünü
bilenmiş kelimeler koparıyordum sırlı sayfalardan
toplayıp renkli ışıkları bağışlıyordum Gökkuşağı’na
teni değişmeyen varlık sancısı
pörtlüyor dişlenen cümlelerin arasından
meze oluyordu buğulu akşamlarıma
sancılarımın son kavisi alt edilmiş
uçurtmalarım takılmıyor gökkuşağına
bekliyordum zamansız bir masalın düşlerinde
kelepçeli gökkuşağı bulutların içinde
dişlenmiş gövdeme birikiyordu aşk
