Noksanımızı tam eden şehit edelere...
Rasim Özdenören (d. 1940) Türk hikayeciliğinin önemli isimlerinden biridir. Yarım asırdır hikaye yazmaya devam eden Özdenören, 20 Mayıs 1940 tarihinde Kahramanmaraş'ta doğmuştur. Okul hayatının ilk yılları Maraş, Malatya, Tunceli gibi şehirlerde geçmiştir. İstanbul Üniversitesi'nin Gazetecilik Enstitüsü'nü bitirdikten sonra da Hukuk Fakültesi'ni bitirmiştir.
Rasim Özdenören'in ilk hikayesi 'Akarsu' adını taşır ve Varlık Dergisi'nin 'Köyden Sesler' bölümünde yayımlanır. (1967) O günden bu yana hikaye yazmaya devam eden yazar, hikayelerinde birçok kaynaktan beslenmiştir. Doğup büyüdüğü Maraş ve Maraş kültürü onun hikayelerinde kendini gösteren esintiler olarak hissedilir. Özdenören Maraş'ın tarihi ve özelliklede Maraş'ın işgali ile dillere destan kurtuluşu hadisesini bazı hikayelerinde kullanmıştır. Bu bağlamda 'Denize Açılan Kapı' adlı hikaye kitabında yer alan 'O Zaman' hikayesi dikkat çekicidir.
Hikaye yaşlı bir adamın yaşadıklarını bir başkasına anlatması olarak kurgulanmıştır. Bu yaşlı adam Maraş'ın işgali esnasında yaşananlara tüm çıplaklığıyla tanık olmuştur. Hikaye "Kar yağmıştı. Şimdiki gibi." cümlesiyle başlar. Maraş'ın önce İngilizler sonra da Fransızlar tarafından işgal edilmesi ardından Sütçü İmam'ın ilk kurşunu sıkması, kaleden indirilen Türk bayrağı Maraşlıları yediden yetmişe silahlı bir mücadeleye tetiklemiştir. 22 gün ve gece sürecek olan mücadelenin başladığı tarih 21 Ocak 1920'dir. Bu tarihten kurtuluş günü olan 12 Şubat 1920'e kadar şiidetli bir kışın yaşandığı kaynaklarda belirtilmektedir. Özellikle çocuk ve kadınların çevre şehirlere gönderilmesi esnasında kışın sertliğine ve Fransız askerlerinin şehri terk ederken yoğun kar ve şiddetli soğuklar yüzünden çoğu askerin ölmesinde yaşanan kışın şiddetine dikkat çekilmiştir.
Yaşlı adam olaylar yaşandığı sırada on üç, on dört yaşlarındadır. Bir köy evinde babası, dedesi ve amcasıyla birliktedir. Çevresinde düşmanlar her harekette ateş etmektedirler. Yaşanan savaş şiddetini arttırmıştır. "Dün Ökkeş geldi, ahali evlerini yakıyormuş, birkaç kişi kendi evini yakmış, köylerden gelenleri şehre bırakmamışlar, çarpışma olmuş." ifadeleri Karakızoğlu Muhittin Bey'in Arabaşı Kilisesi'nin Fransız karargahı ile bağlantısının kesilmesi için kendi evini yakması ile Abdullah Çavuş'un Ermeni evlerinin yanması için kendi evini yakması olaylarına işarettir.
Yoğun bir kar yağışı ve her harekette artan silah sesleri esnasında bir annenin kaçarken bebeğini düşürdüğü görülür. Yaşlı adamın dedesi karda ağlayan bebeği gidip almasını söyler ancak dışarı çıkar çıkmaz yoğun bir kurşun yağmuruna maruz kalır, bebeği alamaz. Soğuk şiddetini arttırmıştır. Odunlar da dışarda olduğu için ateş yakamamışlardır. O sırada yaşlı adamın dedesi "İyiki avratları göndermişiz" der. Bu ise 29 Ocak günü kadınlar, çocuklar, hasta ve savaşamayacak durumda olan yaşlıların çevre köy ve şehirlere gönderildiği hadisesidir.
Dışarıda karlar üstünde yatan bebek ağlamaya devam etmektedir. Ayaklarını yorganın altında oğuşturarak ısıtmaya çalışırlarken şehirden, o savaşın en şiddetli yaşandığı yerden bazı manzaralar anlatırlar. "Kale dibinde bir akrabamız vardı, top mermisi ahırın duvarını delmiş ama patlamamış, düştüğü yerde kalmış." Maraş halkı canıyla, kanıyla Fransızların karşısında savaşmaya devam etmiş ve Fransız kuvvetleri kırılmaya başlamıştır. Fransız Generali Keret geri çekilmek istememekte ancak cephanenin azalması, haberleşmenin kesilmesi, yardım kuvvetlerinın durdurulması, kışın şiddeti, açlık, umutsuzluk ve hepsinden önemlisi Türklerin azmi onları geri çekilmeye zorlamaktadır. Franszılar özellikle 9 Şubat pazartesi günü Maraş'ın hemen her yerini yoğun bir top ateşine tutmuşlardır. Hikayede geçen bu bilgi yaşanan top ateşinin göstergesidir.
Yaşlı adamın dedesi bebeğin ağlamasına daha fazla dayanamaz ve dışarı çıkmaya karar verir. Kimsenin ona dur diyecek mecali yoktur. Yaşlı adamın dedesi iman gücüyle kendini dışarı atar ve daha bebeğe yaklaşamadan etraf mitralyöz sesleriyle yankılanır. Dedesi yattığı yerden bir daha kalkamaz. Bebek de artık ağlamamaktadır. Sabaha kadar dışarı çıkamazlar. Ertesi sabah dışarıdan ateş sesi gelmez ve tedbirli bir şekilde dışarı çıkarlar. Kimsenin olmadığından emin olunca anlatıcı bebeğin yanına koşar. Bebek için artık çok geçtir. Ölülerini eve taşırlar. Yaşlı adam "Sonradan öğrendik ki, o gün sabaha karşı şehri terk etmişler" der. Bu ifadeden anlatılanların 11-12 Şubat arasında geçtiği açıkça anlaşılmaktadır.
Hikayede geçen evlerinin etrafında yaşanan yoğun ateş, Fransızların geri çekilmek için kendilerine yol açma çabasından kaynaklanmaktadır. General Keret geri çekilme planını yapmış ve bu plan doğrultusunda ellerinde kalan son cephaneyi de kaçış için yol açmada kullanmışlardır. Yapılan plana göre geri çekilme General Keret'in işıklı mermi işareti üzerine başlayacaktır. 11 Şubat gecesi geri çekilmeler başlar. O esnada Maraş'ı son kez top ateşine tutarlar. Maraş'tan geri çekilirken atlarının ayaklarına keçeler sarıp fazla yüklerini atmışlardır. 12 Şubat 1920 tarihi Maraş'ın düşmandan kurtulması ve zafere ulaşılması nedeniyle bayram sevinci yaşanmıştır.
Hikaye yaşlı adamın şu pişmanlık serzenişleriyle biter; "şimdiki halim olsa, rabıta nedir bilebilmiş olsam kor muydum o bebek ölsün. Yaşlı adamın sesi acayip bir kahırla yükseldi: Kor muydum ölsün, dedi. Efendimin himmetiyle atmaca gibi kapardım ki, keferenin ruhu bile duymazdı, duysa bile kurşunu bu döşüme işlemezdi."
Rasim Özdenören'in bu hikayesi açık bir şekilde Maraş'ın işgali ve kurtuluşu esnasında yaşanan olaylara dayanmaktadır. Özdenören doğup büyüdüğü şehirde hemen her evde anlatılan bu kurtuluş destanını hikayesine başarılı bir şekilde yansıtmıştır. Olayları yaşayan, yaşadıklarını anlatan, anlatılanlarla büyüyen nice kuşaktan biridir Rasim Özdenören. Bundan dolayı anlatılanlarla tarihi gerçekler arasında sıkı bir köprü kurulmuştur.

