Son dönem Türk öyküsünün öne çıkan isimlerinden biri olan Osman Cihangir (1984), Post Öykü, İtibar ve Aşkar gibi dergilerde öyküleriyle yer almıştır. İlk öykü kitabı “Hiçbir Zaman Yeterince Deliremeyeceğiz” ile başlayan öykü serüveni “Hemen Hemen Hiç” ile devam etmiş/etmektedir. Yazarın öykülerinde fantastik öğelerle karşılaşmak mümkündür.
Sınırsız bir hayal gücünün ürünü olan fantastik tür genel olarak gerçeklikle alakası olmayan, sınırları aşan/zorlayan, bunları yazarken de okuru ikna edebilen bir tür olarak tanımlanabilir. Bizde Hüseyin Rahmi Gürpınar ile başladığı kabul edilen fantastik anlatılar, Türk edebiyatının tarihi sürecine bakıldığında her zaman geri planda kalmış, çok fazla rağbet görmemiştir. Son dönemde ise yazarlar, fantastik türün bazı öğelerini kendi yazınlarına kanalize ederek hayali dünya ile gerçek dünyanın iç içe kurgulandığı yeni anlatılar oluşturmuşlardır. Bunlardan biri de Osman Cihangir’in “Kemik Karmaşası” adlı öyküsüdür.
Osman Cihangir, öyküye vermiş olduğu alt başlıklarda gerçek olmayan şeylerin ipuçlarını verir. Öyle ki öykünün bölümleri “İlk Tuhaflık, İkinci Tuhaflık, Üçüncü Tuhaflık, Üç Buçuk’uncu Tuhaflık, Dördüncü Tuhaflık, Her Şey Tuhaf, Son Tuhaflık, Normal Şeyler” isimlerini taşır. Okuyucu bu başlıklarla zihinsel olarak olayın tuhaflığına alıştırılır.
Öykü ilginç bir hastalığa sahip olan Osman’ın iş bulmasıyla başlar. Başlar başlamaz da Osman’ın doğumuna, doğduktan sonra yaşadığı ilk gecedeki garipliklere gider. Tüp bebek yöntemiyle çocuk sahibi olan aile, gece olunca bebeklerinin bir iskelete dönüştüğünü, gün doğarken de “damarlar, organlar ve kaslar belirip son olarak deriyle üstü kaplandığında” tekrar normale döndüğünü görmüşlerdir. Fantastik anlatılarda yaşanan gerçekdışı durum hakkında herhangi bir açıklama yapılmaz. Sadece olayın iç mantığını kavratacak bir açıklama kurguyla iç içe verilir. Osman Cihangir de aynı şeyi yapmış, gerçekdışı bu durumu kendi iç mantığını oluşturacak şekilde farklı bir tüp bebek yönteminin uygulanmasından kaynaklanan bir hastalığa bağlamıştır.
Fantastik ürünler, yazarın bilinçaltında bulunan duygu ve düşüncelerin olağanüstülüğün verdiği işlevle gün yüzüne çıkarmasıdır. Bu sürek içinde yazar yaşadığı çağa eleştirel bir bakış da getirebilir. Osman Cihangir, öyküsündeki bu olağanüstü durumu bir hastalığa bağlamıştır. Günden güne değişen ve kirlenen bir dünyaya eleştirel bir yaklaşımdır bu hastalık. İlerleyen yıllarda şu an ismini dahi bilmediğimiz çok çeşitli hastalıkların insanı büyük bir yıkıma götüreceğini hissettirir. Böylece okur, yaşadığı dünyanın sorunları üzerinde düşünme ve sorgulama imkânı bulur.
Aile çocuklarının bu durumunu hemen herkesten saklamıştır. Bir süre çocuğa da bir açıklama yapmamışlar, Osman belli bir yaşa gelince korkarak anlatmışlardır bu garip hastalığı. Osman bu durumundan korkmamış, aksine kendini süper kahraman gibi bir şey zannetmiştir. Osman’ın bu durumu kültürümüzü ele geçirmeye başlayan yabancı filmlerin bir sonucudur. Osman Cihangir, Osman’ın bu durumuna eleştirel bir bakış getirirken ismine de mizahi bir rol yüklemiştir. “Babası bir diş hekimiydi ve üniversitedeyken ‘Osman’ diye dalga geçtikleri yapay iskeletin adını vermişti oğluna. ‘Os’ Latince kemik demekti, gerisini siz düşünün.” Bu mizahi hava Osman büyüdükçe kendini büyük bir trajediye bırakmıştır çünkü Osman günden güne içine kapanmış, yalnızlaşmıştır.
Osman bir mezarlıkta gece bekçisi olarak iş bulur. Osman Cihangir geceleri iskelete dönüşen öykü kahramanı için en uygun yer olarak mezarlığı seçmiştir çünkü iskelete dönüşen biri için rahat edebileceği tek yer mezarlıktır. Öyle de olmuştur, Osman işinden çok memnundur. Mezarlığa gelip kafayı çekenleri kendi garip durumunu kullanarak kaçırmayı başarır. Siyah cüppeli, elinde orakla mezarlıkta gezen bir iskeletin söylentisi dilden dile yayılır. Öykü boyunca bu tuhaf, tekinsiz, gerçekdışı manzara devam eder. Mezarlıkta karşılaştığı II. Osman ile konuşmasında iskeletin halleri çok normal bir şekilde anlatılır. “Sigaradan çıkan dumanlar II. Osman’ın kafatasının içine doluyor ardından bulduğu her boşluktan gece karanlığına gri anaforlar oluşturarak karışıyordu.” Osman ile aynı hastalığa sahip insanlar da mezarlığa gelmeye başlar. Hemen hepsinin ismi Osman’dır. Böylece her gece mezarlıkta bir grup toplantısı yapılır. Grup en son IX. Osman’ı görmüştür. Her gece iskelete dönüşen bu insanların durumu öyküde öyle anlatılmıştır ki kimse yadırgamaz. Bu hastalık gerçekdışı veya rüya izlenimi vermez. Osman Cihangir öykü boyunca fantastiğin etkisini muhafaza etmiştir.
Hemen her gece devam eden bu iskelet toplantıları bir süre sonra sıkıcı olmaya başlamıştır. Osman ve diğerleri yalnız olmadığını anlasalar da bu durumun da bazı sıkıcı yanlarının olduğunu görmüşlerdir. “I. Osman karşısındaki birinin iskelet olmasının insanı nasıl bir sıkıntıya soktuğunu daha yeni fark ediyordu, evvela mimikleri yoktu bir iskeletin, buna dayanamadı, karşısında vır vır konuşan biri varken onun doğru mu yalan mı söylediğine dair en ufak bir jest bile seçemiyordu.” İskelet grubu belli bir zamandan sonra dağılmaya başlar ve bir süre sonra I. Osman anlar ki “Mutlu olmak için aynı olmak gerekmiyor.”
Öykünün sonu da fantastik anlatılara uygun bir şekilde verilir. Osman Cihangir iskelete dönüşen bu insanları bir gece aniden iskelete dönüştürmez. Böylece öykü bilinemez, öngörülemez, tahmin edilemez bir sonla bitirilir. “Bir bardak soğuk suyu kafasına dikti ve soğukluğun gırtlağından midesine kadar yayıldığını hissetti, o gece iskelete dönüşmemişti.” Bilinenin ötesine geçen, gerçek diye bilineni ve kabullenilmiş gerçeğin kurallarını yıkan bir hastalık, yine hiçbir açıklama getirilmeden, aniden yerini normale bırakmıştır. Tüm iskeletler öykünün sonunda aniden normalleşmiştir.
Sonuç olarak Osman Cihangir bu ilk kitabındaki öykülerinde fantastik öğelerin gizemli ve olağanüstü özelliklerinden faydalanmıştır. Öykünün kendi iç gerçekliğini yakalamış, fantastik öğeleri tutarlı bir şekilde kullanmıştır. Öyküde salt bir fantastik dünya kurmak yerine gerçek dünyanın içine çeşitli fantastik öğeler yerleştirmiştir. Fantastik öğelerin kullanıldığı anlatılarda başlangıç/giriş okurun ilgisini diri tutmak için önemlidir çünkü fantastik unsurlar öykünün başında verilir ve öykünün devamında yer alır. “Kemik Karmaşası”nda da aynı durum vardır. Öykünün başında gerçekdışı olan bu hastalık okuyucu tarafından kabul edilir ve öykü boyunca devam eder. Öykünün bütününe bakıldığında olaylar iki düzlemde yaşanır. Yarı kurmaca yarı gerçek diyebileceğimiz bu iki düzlemde gerçek düzlem öykü boyunca yaşanan gündüzlerdir çünkü gündüzler normal yaşanır. Kurmaca yani fantastik düzlem ise iskelete dönüşmeyi tetikleyen gecelerdir. Öyküdeki bu fantastik öğeler okurun zihnini daima diri tutmuş, okuru sarsılmış, gerçek ile hayal arasında gidip gelmiş, şaşırmış, hayrete düşmüş, kararsız kalmış ve öyküyü diri bir zihinle bitirmiştir.
