Kurşun Kalem
TEMMUZ Sayı: 25 - Ekim 2018

Bıçağın bilenmemiş tarafıyla derim yüzüldü. Yazı yazmaya yarayan özümün bir kısmını dışarıya saldım. Bedenim oksijenin etkisiyle yavaş yavaş oksitlenerek eski rengine dönmeye başladı. Sıradan bir gün. Yalnız sıradanlığı ortadan kaldırabilmek için bulunduğum konumu anlatacağım. Konuşmayı seven biri değilim, hâl diline önem veririm, bugün istisna. Yazarımın verdiği isimle tanıyorum nesneleri. Dik ve dörtgen şekilde dalgalı desene sahip seri üretimli masanın üstünde delinmiş kalemlikten başımı aşağıya uzatıyor gibiyim. Her malzeme devasa büyüklükte. Gölgemin boyutu durduğum konuma ve absorbe ettiğim ışık miktarına göre değişiyor. Beyaz badanalı tırtıklı duvar eprimeye başlamış halde hayata solgun bakıyor. Tepemdeki avize 120 derece açıyla çevrili üç adet 100 W’lık ampul içeriyor. Eski zamandan kalma gibiler zira yeni nesil W'ı düşük, şiddeti büyük ampulleri kullanıyorlar. Yüz yüze durduğumuz kapının üst kısmında zembereği istifa etmiş, A. Kuyumculuk yazılı saat bulunuyor. Reklam yapmaktan kaçınıyorum. Çünkü yazarım bu nedenle bana ayrılan bölüme son verebilir. Kapı normal bir insan boyunun 20 cm üstünde yaklaşık benim 9,8 katım. Küsuratlı rakamlarla ifade ettiğim zaman üzerime bilgiçlik sindiğini düşünüyorum ve 9,8 katı olduğuna ısrar ediyorum. Pencere ve kapının ortasında hava sirkülasyonuna maruz kaldığımdan sık sık kabuk rengimin tonunu değiştiriyorum. Özümü size mekânı anlatmak için yeterince kullandım. Dinlenmek istediğimden sözü fincana bırakıyorum. Daha doğrusu, aslında virgülden önceki doğru değil daha doğrusu der iken de yalana meyilleniyorum. Doğrusu yazarım, anlatmayı bırakmamı istiyor, kovulmadığımı gösterebilmek için istifa ediyor gibi davranıyorum.

Fincan

Bana ayrılan görev kahveyi depo edebilmek. Yalnız çay, su ve diğer içecekler içinde kullanılıyorum. İşlevselliğim konusunda mutluyum. Yalnız soğuk sıcak arası hızlı değişimlerde tane yapım ani değişimden etkileniyor ve çatlamaya meyilleniyor. Bu yüzden değişimlerin bilinçle yapılması taraftarıyım. Temizlik amacıyla kullanılmış çamaşır suyunun etkileşim halinde olduğu tezgâhın üzeri şu anki konumumun açıklaması. İki kulp yanımda sıcak suya konulmuş çay kaşıkları kullanılıyor. Çay kaşığı dediğime bakmayın beni karıştırmak için de kullanılıyor ama halk dilinde çay kaşığı kaldığından sesimi çıkaramıyorum. Coşkun nehirlere benzer sıcak su kazanı sol yanımda toraman şekilde duruyor. Sağ yanımda ise temizlendiğimde koyulduğum evim olan bölme bulunuyor. Üzerimdeki damlaların yerçekimi etkisiyle ve buharlaşarak kaybolmasında yaşadığım hazzı tarif etmeyeceğim. Zira duyguları ifade etmek eksiklik belirtisi olarak geçiyor fincanlar arasında. Yalnız konuştukça tanınıyorum, tanınmamak uzaktan bakıldığında ilgi çekici oluyor ve ilgiyi seven biri olduğumdan suskunluk moduna geçiyorum, hiç konuşmamış gibi yapsak sizinle ne dersiniz?

Gubâr

Benim ismim Gubâr. Artık eski diye nitelendirilen ama aslında kadim olarak kullanılan kelimeyim. Türkçe manası sabah vakti güneş ışığında belirgin olan toz parçasıyım. Rüzgârın pusulası bendedir, şeş cihetinde dolaşmaya meyyalim. Pencerenin hizasında uzun yapraklarıyla toprağa kökünü salmış palmiyenin ufka en yakın kısmında duran uzun fiziğe sahip, yürüyemeyecek derece dolu paçası, kafasındaki perçemi bulunan Taklacı Mardin güvercininin sol yanağından ayrılan parçayım. Sabahın ilk ışıklarıyla düstursuzca daldım içeriye. Odanın üst yollarında trafik yoğun. Farklı çehrelere sahip tozlar ve birkaç ağır vasıta sinek bulunuyor. Sineğin bulunma sebebinden anladığımız gibi hissedilen sıcaklık fazla ve tezgâh altında bulunan çöp kovasında geceden kalma kavun kabuğu, çay tortusu ve buruşturulmuş kâğıtlar bulunuyor. Çöp kovasının içerisindekileri anlamamış olabilirsiniz. Anladığınız kadarıyla yerine birazdan anlayacağınız durumla diye cümleyi değişikliğe uğratabilirim. Duvara monte edilmiş iki kapaklı malzeme dolabı, üzerinde 15 katım kalınlığında tortu. Temizlik esnasında gerek boy yetişememesinden gerek ise mekâna girenin göremeyeceği konumda olduğundan eylem es geçilmiş olabilir. Dış faktörlerin güzelliği son zamanlarda etkili unsurlardan bu yüzden sevilmem insanlar arasında. Zaten doğru söyleyeni dokuz mekândan kovarlar. Peki, onuncu mekân sadeliğe ve iç güzelliğe düşkünse çabalamaktan vazgeçmemek gerekmez mi? Son zamanlarda çok düşünüyorum. “Bilmemek bilmekten iyidir, düşünmeden yaşayalım Mâra” dizesi geliyor aklıma. Düşünmek yüzünden başıma belalar geliyor. Başımdan istinat saçlarım, saçlarımdan istinat ince kıvrımlı şey istinattan istinat neyse bir parça daha kopuyor güzün dökülen yapraklar gibi. Poetik benzetmeler kullanıp çok düşündüğümü de söylediğime göre entelektüel havasında uçabilirim. Rahat bırakayım sizleri. Aslında rahat olmak için sizden uzaklaşıyorum ama nezaketli olduğumdan kelâmı süslüyorum. Ben de öyle bir toz parçasıyım, biliyorum anlatabiliyorum. Peki, siz anlayabiliyor musunuz?

Ümit Köksal Arşivi
25 Sayı: 25 - Ekim 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler