Ağustosun son günleri. Malatya’dayım. Hava hâlâ çok sıcak. Nerden aklıma geldiyse artık, Yeşilyurt'un yolunu tutuyorum. Burası, Malatya’nın nostaljik kokan, tarihî ve yeşil bir ilçesi. Önce Gündüzbey kasabasına uğruyorum. Varır varmaz Gündüzbey sokaklarında yürüyor, bol bol fotoğraf çekiyorum. Biraz yorulduğumu hissedince dinlenmek için bir yerler arıyorum. Birden, kasabanın ortasından geçen kanalın hemen karşısındaki Gündüzbey Kıraathanesi dikkatimi çekiyor. İlk bakışta fark edebilecek bir yer çünkü. Fotoğrafta da görüleceği üzere, eski bir konağın alt katı burası. Kıraathanenin önündeki masalar dolu olduğundan kanalın yanındakilerden birine kuruluyorum. Garson beni görünce, “Çay verim mi abi?” diye soruyor. "Yok." diyorum. “Soğuk bir şey verim. Kayısı Kola içer misin?” deyince hemen beyazından bir tane söylüyorum. Etrafı seyrederken gazozum geliyor. Hem de orijinal şişesiyle. Bir yudum alınca dalıyor, çocukluğuma yolculuk yapmaya başlıyorum. Gazoz içerken ki bir fotoğrafım olmadığı için o an üzülüyorum. Ama en azından güzel bir gazoz fotoğrafı çekeyim diye hemen deklanşöre basıyorum. Hiç de fena da olmuyor.
Hani şu sıralar gazoz modası çıktı ya, bu vesileyle birçok şehrin gazozunun olduğunu öğrendik. Çoğu şehir gibi Malatya'nın da yerel gazozu var yani. İşte biz Malatyalı çocukların gazozu Kayısı Kola'dır. Gazoz deyip geçmeyin, bizim için bir içecekten çok daha fazlası. Yaz sıcaklarının en iyi dostu en başta. 80'li hatta 90'lı yıllarda geçen çocukluğumda su dışındaki en büyük ve en gözde içeceğimiz. Tabii o dönem, küresel markalara ait gazoz ve kolalar çok tüketilmiyor. Ya da bize öyle geliyor.
İsminin Kayısı Kola olduğuna bakmayın, bildiğiniz gazoz işte. Adı böyle yani. Nam-ı diğer Mevsim gazozu. İsminde kayısı geçtiği halde kayısı aromasına sahip olmayan bir meşrubat. Yaklaşık yarım asır önce Malatya'yı çağrıştırsın ve temsil etsin diye konulmuş bu isim. Sade gazoz, portakallı gazoz ve kola olmak üzere üç farklı çeşidi bulunmaktadır. Ama o zamanın çocuklarına soracak olsanız, Kayısı Kola'nın üç farklı rengi var derdi: Beyaz, sarı ve siyah. Fakat nedense en çok beyazını severdik. Henüz kirlenmemiş hayatımızın rengi olduğu için mi, bilmiyorum doğrusu.
Diğer gazozlardan farklı bir tada sahip. Hâlen de öyle. Kayısı Kola deyince bizim için akan sular duruyor o yıllarda. Sözgelimi, yerli malı günlerinde mutlaka Kayısı Kola'mız bir kenarda dururdu. Ya da bakkala gittiğimizde bir gözümüz Kayısı Kola'da olurdu. Alsak mı, almasak mı diye. Şimdi aklıma geldi. Bakkallara gazoz getiren dağıtımcı abilerin kasaları indirişini seyretmek de ayrı bir keyifti. Ha bir de, galiba o zaman şişenin depozitosu vardı. O da ayrı bir mevzu.
Herkes gibi biz de gazozuna maç yapardık. Kazanınca yaşadığımız duyguyu tarif etmek imkânsız. O yıllarca gazozlar kutuda değil sadece cam şişede olurdu. Şişeler açıldıktan sonra yere düşen kapaklarını biriktirirdik. Kapak toplamak için ne çok dolaşırdık. Kahvehaneler, çay bahçeleri, bakkallar... Ama en çok Kayısı Kola'nınkiler olurdu. Bulduğumuz yuvarlak, kenarları tırtıklı kapakları yere özenle dizerdik. Ardından kaygan bir taşla gözümüze kestirdiğimiz kadarını vurmaya çalışırdık. Elbette her oyun gibi bu oyunun da ustaları vardı.
Tabiatıyla o zamanlar, bugünkü çocuklar gibi şanslı değiliz. Cepte para ne gezer? Öyle canımız her istediğinde gazoz alıp içemiyoruz anlayacağınız. Bir gün sigarasızlık pardon gazozsuzluk başımıza vurduğundan olsa gerek, bir öğlen sonrası arkadaşlarla bakkaldan gazoz çalmaya karar verdik. Dört beş arkadaş pusuya yattık, bakkalın dalgınlığından aşıracağız yani. Planımız tuttu, bir Kayısı Kola'yı kaptığımız gibi kaçtık. Hangi arkadaşımızın çaldığını hatırlamıyorum. Allah affetsin, bu satırların yazarı da olabilir. Neyse, iki tarafında bahçelerin olduğu ıssız bir sokakta durduk. Yeterince uzaklaştığımıza göre artık içebilirdik. Arkadaş tişörtünün altındaki gazozu çıkardı büyük bir sevinçle. Bu kez kapağını nasıl açacağımızı düşünmeye başladık. Her kafadan bir ses çıktığı sırada uzaktan birinin geldiğini gördüm. Paniğe kapılan arkadaşımız şişeyi düşürmesin mi? Hızla yere çakıldığı için haliyle kırıldı. Tevekkeli dememiş atalarımız: Haydan gelen huya gider. Şimdi düşünüyorum da, iyi ki kırılmış, iyi kursağımızdan haram gazoz geçmemiş.
Ortaokulda okuyorum. Bir gün dayım geldi bize. Yarınki dükkân açılışına davet ediyor. Ben ne işim olur orda havasındayım. Dayım, açılışa gelecek olanlara gazoz ikram edileceğini söylemesin mi? “Ben kesin gelirim, kaçar mı?” deyip gittiğimi hatırlıyorum. Uzun yıllar Kayısı Kola içmediğimi hatırlıyorum şimdi. Gurbette zaten istesek de bulamazdık. Küresel markalar yüzünden yerel gazozlara olan ilgi azaldığı için Kayısı Kola'yı bulmak zor. Geçen yıl yani 15 Temmuz için meydanları doldurduğumuz günlerde, susuzluğumu gidermek için girdiğim çay ocağında dolapta Kayısı Kola olduğunu görünce ne çok sevindiğimi anlatamam size.
Velhasıl, herkes bilmez elbette ama bizim için ‘efsane’ olmuş bir gazozdur Kayısı Kola. Bu yüzden, her yerde olmasa bile en azından Malatya'daki tüm kafelerde, bakkallarda ve marketlerde Kayısı Kola görmek istiyor insan. Ne dersiniz, çok şey mi istiyorum?
