Koytak Şiirinde Aklın ve Kalbin İrtifası
TEMMUZ Sayı: 25 - Ekim 2018

Cahit Koytak, dört yıllık bir aradan sonra son kitabı Alçak Sesle ve Divanece ile okurlarını yeniden selamladı. Kitap, 2018’in başlarında Vadi Yayınları’ndan çıktı. Şairin çeşitli dergilerde ve internet ortamında yayımladığı şiirleri saymazsak, en son 2014 yılında Dudakta Bekletilen Şarkılar serisinin ilk kitabı yayımlanmıştı.

Koytak, hemen hemen bütün kitaplarında olduğu gibi bu kitabına da ithafla ve çeşitli epigraflarla başlamış. Altı bölümden oluşan bu son kitap, şairin yakın arkadaşı Metin Önal Mengüşoğlu’na ithafla başlıyor. Tanrı ve dua kavramlarını merkeze alan iktibaslar duanın önemini, Tanrının varlığını ve mümkün olmasının anlamlılığını yokluyor. Kitap, adeta bir dua-şiir bütünü olarak karşımızda.

Alçak Sesle ve Divanece, Koytak şiirinin en belirgin vasfı olarak kabul edilebilecek ilahi perspektiften izler taşımakta. Şairin genellikle tematik bir bütünlüğe sahip olarak tasarladığı kitaplarında sıklıkla karşılaşılan ilahi yöneliş, bu kitapta özellikle söz konusu edilmiş. Belki de buna ilahi yönelişten ziyade ilahi kuşatılmışlık demek daha doğru. Kitapta Allah’a dua mahiyetinde Koytak’ın yakarışlarını ve dolayısıyla arayışlarını içeren şiirler, farklı ilişkiler ve bağlamlar içinde sıralanıyor. Şairin önceki kitaplarıyla ortak başlıklar içinde irtibatlı kıldığı dualar/şiirler, Allah’ı tanıma, bilme ve ona yaklaşmanın kimi yollarını, deneyimlerini içeriyor. Bu anlamda kitabın mutlak varlık olarak Allah ile görünürde olan insan ve tabiat arasındaki uyuma dikkat kesildiği ve poetik bir yakarış halini aldığı söylenebilir. Tabii ki bu yakarışın oldukça özel kılındığı ve kitaptaki şiirlerin asıl esprisini Koytak’ın içsel yolculuğundan aldığı unutulmamalı. Bu noktada Koytak şiirinin Tanrı-insan ve tabiat (eşya) arasında sözün çoğaldığı ve yeniden asli olanda birleştiği bir seyre sahip olduğu söylenebilir. Bu durum, Koytak şiirinin dikey ve yatay iki yönelime sahip bulunduğunu da gözler önüne seriyor.

Şüphesiz bölümlerin ve şiirlerin tamamından birçok detaya ulaşmak mümkün. Fakat genel olarak dua üslubu içinde bir tür keşif duygusunun yaşandığı ve yaşatılmaya çalışıldığını söylemek mümkün. Koytak, kendi kulluk bilincinin deneyimlerini hissetmek, anlamlandırmak ve tabii ki paylaşmak yolunda hem kişisel sorumluluklara hem de bir tür ilahi doyumsuzluğu kaleme almak istemiş. Kendi payına bu ilahi doyumsuzluğu oldukça irdelediği ve tabiri caizse Allah ve Allah düşüncesi etrafında dönüp durduğunu söyleyebiliriz. “Alçak sesle” ile daha çok içselleştirilmiş bir dua hali; “divanece” ile de bir tür sorgulama ve taşma arzusunun anlatıldığı görülür:

“kendimle sınanıyorsam eğer,/biliyorum, yalnızca içimin alacağı kadar/istemeliyim bu bağışlardan,/yalnızca iyi olmama yetecek kadar…//ama ben şairim, ben aşığım,/ben deliyim, yapamıyorum bunu,/hepsini istiyorum, Allah’ım,/hepsini şiirimde//dikeni, çiçeği, ışığı, gölgeyi,/taşı toprağı,/altını ve ipeği,/hepsini, hepsini,//sanatın büyüğüyle/bütün halkettiklerini,/hayatın şiiriyle/bütün bahşettiklerini Senin…”

Fakat ne yapılsa da arzu edilene ulaşmanın çabası nihayete ermemektedir. Gösterilen çaba, gelip bir sınıra dayanmaktadır. Şair, sakin bir itirafla “ve aklın da, yüreğin de/düğümlenen dilleriyle/düştükleri çaresizliği” hatırlatarak gerçekliğe yanaşmaktadır. Koytak’ın örnekliğinde düşünce ve edebiyat dünyasında yazmanın ama bir türlü amaçlanana ulaşamamanın kadim bir hal ve hissiyat olduğunu söylemek mümkün. Koytak da kitabında bazı bilge kişileri anarak bu kervanda yerini aldığını gösteriyor. Ve bu yolculuğun halleri ve çelişkileri hakkında da kendi hikmet tariflerini otaya koymaya çalışıyor. Bu noktada şair, varlığın sırrını çok ötelerde ve derinlerde aramanın beyhudeliğine işaret ederek ilahi bir vurguyla “apaçık olan”a sığınılması gerektiğini hatırlatıyor:

“her gece biraz ney üfleyerek,/biraz kül rengi şiirler demleyerek/kazıyor kazıyorum içimde/dibini bir kuyunun//…/ama bu, saza söze karnı tok/dipsiz cehennem kuyusu/kazdıkça derinleşeceğine,/yüzeye yaklaştırıyor beni;//aradığım gökçe sanatsa,/gün doğarken erinçten/bin parçaya bölünen/aynaların diliyle,// “ben apaçık olandayım,” diyor,/kuyunun dibinde değil,/burada yeryüzünde/herkesin gözlerinin önünde.”

Şüphesiz bu “apaçıklık” kullanımı, Koytak şiirinin temel membaı olarak ilahi perspektife işaret ediyor. Sıralanan ve birçok noktada aynı duanın terennümleri olarak karşılaşılan şiirler, yaşamı ve olağanlığı mucizevî bir şekilde ele almaya imkân tanıyor. Açıkçası Koytak şiirinin umudu ve yaşamdan duyulan mutluluğu Allah’ın varlığıyla açıkladığı ve bu konuda düşünsel olarak boşluk tanımaz bir bütünü aktarmaya çalıştığı söylenebilir.

Kitapta Tanrı düşüncesi merkezinde sanat, sanatçı, sanatsal yaratıma da odaklanılmakta ve insana verilen iradenin peşine düşülmektedir. İnsanı yaratan Allah, “Büyük Çömlekçi”dir; kendisi de onun “çömezi” konumundadır. Bu anlamda Allah’a “Sen, sevgili Ustam,/Yüceler yücesi Rabbim,” şeklinde seslenilmekte ve ardından “Sen ilk ve son okurum, benim!” diyerek kulluğun iç dünyasının Allah ve kul arasında mahfuz olduğunu ortaya koymaktadır. Mutlak sanatçı olarak Allah, Koytak’ın şiirinin de belirleyicisi olarak yüceltilmektedir:

“Seninkiler kadar olmasa da,/benim çiçeklerim de/güzel duruyorlarsa eğer ektiğim yerde,/ “O’ndan öğrenmiş olmalıyım/yerinde kullanmayı bu sözcüğü.”/diyorum kendime”

“ağaçtan buluttan kuşun hançeresinden/taşıp dururken büyük sanatın Senin,/ben de kendi kabımdan taşıyorum//odam şiirle doluyor hemen,/sahne şiirle doluyor, kiler ve mahzen…/şiir içinde her yer, her şey”

Şiirleri kuran yapının genellikle Tanrı ve onun yarattıkları arasındaki ilişkiyi açığa çıkarmak olduğu fark ediliyor. Erişilmek istenen ilahi düşünce, erişilmez olan Tanrı’dan ötürü çeşitli varlıklar ve tabiat aracılığıyla verilmek istenir:

“biz göremiyoruz, göremiyoruz, ama/bağda bahçede kırda otlar çiçekler/görebildikleri için mi/Senin güzel yüzünü/rengârenk gülücüklerle/katılıyorlar bahara böyle?”

Mitoloji, tarih, tabiat ve insan bu şiirlerde iç içedir ve sıralanan unsurlar bir bütünü tamamlar gibi şiiri de tamamlamaktadır. Bu kitap, bir dua mahiyetinde Allah’ı çeşitli boyutlarda anlamak ve anlamlandırmaya dayalı olduğu için esma ve sınırsızlık ilişkisini kurmakta ve Allah’a bu ilişki içerisinde yaklaşmaya çalışmaktadır:

“Maoriler, sana ‘İho’ derlermiş,/Akposo siyahileri, ‘İwolowu’,/Apaçiler, ‘Manitu//ne güzel, ne ışıltılı ve cana yakın/isimlerin var böyle, Senin,/Sen ey, isimlere, sıfatlara sığmayan//merak ediyorum, ama gerçekten,/ …/bütün bu uğultulu, çağıltılı/isimlerin de dahil, Senin/hepsini, hepsini öğrenmeye/yeter mi kalan ömrüm?”

Esmanın şairin kaleminden çoğalarak farklı düşünme biçimleri sunduğu gözlerden kaçmaz. Tanrı, Allah, Rab kavramlarının kullanıldığı şiirlerde, kimi zaman da Büyük Yazar, Büyük Dramaturg gibi farklı adlandırmalara rastlanılır. Bu kullanımları, Allah’ı yaşamın içinde müdahil, canlı ve mutlak kurucu olarak görmenin ürünleri olarak değerlendirmek gerekir. Aynı zamanda bu tercihlerin Allah’a yönelişte duyulan samimiyet ve şairin iç dünyasının bir yansımasıyla alakası kurulabilir. Nitekim bazı şiirlerde Allah’a yönelmenin şartı olarak safiyet ve dürüstlük öğüdünde bulunulmaktadır.

Kitapta Koytak’ın söyleyiş tarzı dikkatlerden kaçmaz. Daha evvel zikredilen ilahi yoklayışların yer yer öznel deneyimler şeklinde kendine karşılık bulduğu ve dua temelinde Allah ile samimi bir konuşma biçiminde sunulduğu görülür:

“dua etmek mi istiyorsun, a ruhum,/a kuzum, a beyaz farecik,/dua etmek mi istiyorsun,/ bir şey mi isteyeceksin O’ndan?//bak, bunun için tutup kendini/yaralı kurt gibi acındırmadan, sızlanıp durman/ve önünü, ardını süsleyip sözün,/dil dökmen gerekmez O’na.//O’nunla konuşman, O’na, dost gibi/içini açmaya çalışman yeter/ve boynunu eğip bükmeden/O’ndan açıkça istemen, ne isteyeceksen…”

Duanın içtenlikli hali, Tanrı düşüncesi ve sevgisi ile yer yer coşkun bir şekilde aktarılır. Mutmain bir kalbin neşidelerinden okuyucu haberdar olur:

“duyguları yaratana,/ona aşk dedirtene,//o dili kandil gibi/içimizde gezdirene//yağmur gibi/içimize yağdırana//aşığı ağlatana/aşığı sızlatana//övgüler olsun, övgüler!/başka nasıl söylesem?//şükürler olsun, şükürler/kitaplar dolusu!//sevdalar olsun, sevdalar//yolunda can veresiye!”

Bazen de bu coşkunluk bir zikir olarak tekrar eder:

“iyi ki varsın Allah’ım,/ iyi ki varsın Allah’ım,/ iyi ki varsın//“iyi ki varsın Allah’ım,/ iyi ki varsın Allah’ım,/ iyi ki varsın”

Etrafı gözleyen ve içsel olanları dışsal âleme taşıyarak mahiyetlerini yoklayan Koytak, en basit olan şeyleri şiirleştirmekte ne kadar mahir olduğunu gözler önüne serer. Günlük dilde sıklıkla başvurulan “bu, şu, o” zamirlerinin nasıl rahatlıkla şiirleştiğini şu dizelerden okumak mümkün:

“bunlar dik yamaçları/dik, dikenli, kaygan/ ve kayalık yamaçları ruhumun/ ... //şunlar, şunlar/içimin çalıları, şunlar keçiyolları/şunlar, şunlar ve şunlar/benlikten benliğe geçiş yolları/bağlantı tünelleri//ve bunlar uzlet mağaraları/ …”

Tekrar ettikçe heybesinin ne kadar dolu olduğu, geçip gittiği, oturup soluklandığı, uğradığı ve dolayısıyla yaşadığı her şeyin şiir içinde ahenge dâhil olduğu görülür. Tabiat ve yaşamla doğal bir ilişki içinde anlama kavuşan bu şiir, güçlü bir yaşam-şiir çerçevesine sahiptir. Bu konuda şairin yazma alışkanlığına estetik kaygılar güderek seçkin ve özcü bir yaklaşımla eleştirel bakanlar da pek tabii var. Ya da Türkiye’de şiirsel tadı ve kaliteyi daha çok düşünsel bir hesaplaşma içinde arayanlar için bu şiire karşı bir yabancılık hissinden bahsedilebilir. Fakat Koytak, ortaya koyduğu farklı şiirlerle çok boyutlu bir yapıya sahip oluğunu göstermiştir. Şiiri için söz konusu edilebilecek çeşitliliğin yerleşik algıları biraz zorladığını söylemek gerekir. Sanırım bu şiir, eleştirmenden daha çok işaret edilen düşünsel yoğunluğa, ortaya konulmak istenen söyleme ve yalınlığa yönelmesini bekliyor. En çok da şiirle şifa bulma ve böylece yaratıcı güzelliğe bir katılım gösterme arzusunda olduğunu hissettiriyor. Bu nedenle Koytak şiirinin poetik kıvamını söz konusu bütün içinde yakaladığını söylemek yerinde olur.

Koytak, her ne kadar okuyuculara bir dua kitabı sunsa da tıpkı diğer kitaplarında rastlanıldığı gibi eleştirel bir tavır sergilemekten geri durmuyor. Bu şiirin eleştirisi, daha çok yaşamsal gayenin önünde engel oluşturan olumsuzluklara veya tercihlere yöneliktir. Koytak’ın şiiriyle insanların kurtuluşunu arzulamak gayesi içerisinde eleştirel tavrını sürdürdüğünü ve insanoğlunun olumsuz eğilimlerini sunmaktan geri durmadığını söyleyebiliriz:

“izin ver ve cesaret bana, Allah’ım,/rüzgâr sanayım biraz kendimi/ve içimdeki bulutları toplayıverip/yağdırayım ‘Allah rızası için’/kurak gönüllere bardaktan boşanırcasına!”

“ama yine de çoğunluk/kendi eşeğini doyurmanın/ve yükünü başkasının eşeğine/taşıtmanın peşinde”.

“Bilginin/bilgeliğin parıltısını/rahip cübbesiyle değil/haham kippasıyla değil/hoca sarığıyla değil//işçi tulumuyla/çiftçi mintanıyla/yolcu kılığıyla/gözlerden gizle”

Fakat şair, insanoğlunun aldanışını söz konusu etse bile nihai sona ve anlama ağırlık verir:

“…/cennet yeryüzündeymiş gibi yaşamak, fakat oyunlarımızı/bugün olduğu gibi tıpkı/cehennemin kıyısında oynamak/istiyor olsa da çoğumuz,/eninde sonunda hep Sana/hep Sana/beğendirmeye çalışıyoruz onları”

Tabii ki eleştiriyi makbul kılan hususlardan biri, kendini de hesaba katmak ve başkalarına karşı emin ve yargılayıcı bir dilden uzak olmaktır. Koytak şiirinde bu hususun pek çok defa eleştirelliği meşru plana çektiği görülür. Kimi zaman sanatını sorgulayarak kendi konumunu da yoklayan bir yaklaşım sergilemekten uzak durmaz:

“benim için yazdığın hikâyede,/kırk şair şöyle dursun,/tek şaire yetecek/yaratıcı ızdırap var mı, cömert Allah’ım,/bunu göze alabilen bir yürek/ve dokuz doğuran yürek yaraları?// … var mı bunlar,/var mı bu ihtiyar yürekte ki,/iyi ezgiler işitilsin, iyi şiirler/ve makbul dualar/kalemle kazdığım kuyulardan?”

“bütün bir ömür boyu yazıp çizdiklerimle,/yol türkülerimle,/bilerek, isteyerek kimseyi/aldatmak istemedim, Allah’ım;//elimden geldiğince/yapmamaya çalıştım/bu kötülüğü hemcinslerime./ama emin değilim yine de,/emin değilim aldanmadıklarından/…”168

Ateşe Su Taşımak bölümünde Şairler ve Yoksulların Kitabı’ndaki havayı yakalamak mümkün. Koytak şiirinin belirgin bir başka yönü de yaşamın dezavantajlı kesim ve kişilerine karşı varlığını seferber edecek bir koruma ve kollama güdüsü göstermesidir. Bunu birçok farklı kitabında da görmek mümkündür. “Yoksullar, yalnızlar, evsizler, işsizler, sessizler…” ile varlığını birleyen bir yaklaşım onun şiirlerinde hep vardır. Yaşam içerisinde bu ve benzeri vasfa sahip kişi ve kesimleri, bütüncül bir görüntü sunarak sıklıkla tekrarlamakta ve onlarla hemhal olmaya çalışmaktadır. Cam Çocuklar şiiri, Tanrı düşüncesi içinde insanî ve toplumsal bir duyarlık sergilemenin önemli örneklerinden biri olarak gösterilebilir:

“cam çocuklar varmış Yüce Allah’ım,/cam çocuklar yaratmışsın,/en ufak sadmede kemikleri/ince ipek derileri içinde/cam gibi hurdahaş olan/”

Dayanılması bu zor durumları şiirine taşıyan Koytak, insanın kendi çocukları için dua etmesini ve imtihan durumunu kıyasıya irdeler. Bu acıyı gönlünde hissedip Allah’a samimiyetle açmamayı problemli kılar. Merak, kaygı ve bilme arzusu oldukça yoğun bir şekilde kendini gösterir. Şair, bu acı olaylardan kendini alamadığını ve derin bir üzüntü içinde olduğunu belli eder. Çaresizlik, imtihan, teslimiyet kavramlarının solunduğu bu kesitlerin Koytak’ı bir hayli meşgul ettiği gözlerden kaçmaz. Bu açıdan hamd ve övgülerle dolu bu dua kitabının bütüncül bir okumayla ele alınması icap eder. Sanırım Koytak’ın yaptığı, düşünce yolunda zihne ve kalbe üşüşen kirleri bertaraf etmek adına samimi bir şekilde Allah’a açılmaktır. Denilebilir ki şair, bu konuda söze bir sınır çizmek yerine alışıldık bürokratik çerçeveleri zorlayan bir tutum sergilemekten geri durmamayı tercih etmiştir:

“yeryüzünün o en sabırlı, en aziz analarını/acıyla oya oya,/her birinden bir Meryem,/ve yeryüzünün o en küskün babalarını/kaderle yonta yonta/her birinden bir İbrahim,/bir Yakup, bir Eyüp mü/çıkarmak Senin muradın?//niye Allah’ım, niye?/…/bir sınav sorusu mu bu da,/bütün ötekiler gibi bizim iyiliğimiz için/koyduğun önümüze?//ilham et Allah’ım,/kerem et sorunun cevabını,/öğrenmek istiyorum/ve biliyorum merak yolcuyu dinç tutuyor, kısaltıveriyor Sana vardıran yolu.”

“yaklaş O’na, yaklaş,/daha önce sormadıysan eğer,/O’na gerçekten/var olup olmadığını bile/sorabileceğin yere kadar/yaklaş O’na, yaklaş O’na,/yaklaş!”

İbrahimce Sorular başlıklı şiirler, şairin daha evvel yayımladığı Yeni Başlayanlar İçin Metafizik kitabında da yer almaktadır. Okuyucu, adeta “İbrahimce” düşünmenin vazgeçilmezliğine çekilmektedir. İnanç ve sorgulamalarla sürdürülen bu şiirler, vahyin kesintisiz bütünlüğüne ve tarih içindeki rolüne işaret etmektedir. Nihayetinde Tanrı’nın yüceliği ile insanoğlunun aldanışı pek çok defa yoklanır:

“Seninle, Yüce Rabbim, Seninle/biz Adem ve Havva’nın çocukları/binlerce binlerce yıldır/haberdarız birbirimizden//sayısız haberci gelip gitmiş/ve her haberciyle bir kere daha/yenilemişiz sözleşmeyi/Seninle aramızda//…// ama işte, ama sanki her seferinde/ilk kez tanışıyormuşuz gibi ütülü kolalı/bir resmiyet sergiliyor, düşünler önümüze:”

Özetle, Allah’a tam bir bağlılığın sergilendiği bir dua kitabı olarak Alçak Sesle ve Divanece, Koytak şiirinin aklî ve kalbî irtifası olarak görülebilir. Tanrı düşüncesi merkezliğinde dile gelen duygu ve düşünceleri, son olarak şu dizelerden okumak mümkündür:

“ben şairim/ve bu kadar marifet, maharet, bu kadar düş ve tasarım gücü/ve insan, evet insan,/işte bu mucizevî şiir,/bu başyapıt, bu bitmeyen senfoni,/bu yapan, bozan/ve yaratmayı öğrenen çırak,//… bir Ustalar Ustası’nın/gerekmediğine hükmedecek kadar/nadan değilim, nankör değilim!//ben şairim,/yaşlı, yoksul/ve biraz münzevi bir şair,/O’nu bilmenin, O’nu sevmenin/O’nunla yetinmenin/delisi divanesi…”

Ferhat Çiftçi Arşivi
25 Sayı: 25 - Ekim 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler