Gün Doğmadan Yola Koyulanların Hikâyesi
TEMMUZ Sayı: 25 - Ekim 2018

Bizim bu âlem-i mülk içre bir devrânımız vardır

Açılmış râh-ı Sıddık’dan büyük meydanımız vardır

Ezelden âşıkız aşkın belâsın inkıyâd ettik

Ki biz ebdâl-ı aşkız derd gibi dermânımız vardır

Acâib andelibiz kim bizim hiç goncamız solmaz

Hümâ-yı kuds-i lâhutuz beka gülşanımız vardır

Bizi isyân ile meşhun sanar bu âlemin halkı

Ki biz ârif-i a’râfız bir özge şânımız vardır

Erzincanlı Tüfekçizâde Sâlih Baba

İnsanlar içerisinde insanlar vardır. Bunlar Allah’ın âlim ve salih kullarıdır. Zaman ve mekân onlar sayesinde, Allah’ın onlara izzet ve ikramı ile hâlâ yaşanılır kalır. Günler içerisinde günler vardır, insan o günlere erişince ne arkada bıraktığı zor günleri kolay kolay hatırlar ne de önünde uzanan geleceğin endişesine kapılır. Dostlar vardır, görünce cennete girdiniz sanırsınız. Emekler vardır; binlerce duanın, gözyaşının, gecelerin, yolların, yılların kokusunu taşıyarak var olmuştur.

Bir mektup yazıyoruz ve bir şişeye koyup salıyoruz deryaya! Kim bulur, kim okur? Bir gün soylu bir merak sahibinin eline düşer de makûs talihinden kurtulur mu o mektup, bilinmez. Dergi, bir bahçe! Renk renk, dal dal, çiçek çiçek, yaprak yaprak, desen desen! Binlerce koku, binlerce görüntü, binlerce imge, binlerce nefes!

Bir işe azmettin mi artık durma! Kılıcını çekince kınına sokma! Dilin kıpırdatınca lafını revan ve rahvan kıl. Kalemi kaldırınca mürekkebi vur satırlara. Kalemini kolonyaya batıran, bandıran züppelerden olmamak için bir virgül uğruna ölmeyi göze al, yazmak telaşıyla kelimeleri hizaya diz, cümleleri örgütle ve zülfüyâra dokunan bir söz söyle.

Zamanı duyarak yaşamak diyoruz adına! İnanmak ve yaşamak! Her günü yeniden yaşamak! Her şey gününü bekler; doğacak güneş, açacak gül, ötecek bülbül. Güneş doğunca, gül açınca, bülbül ötünce güzeldir. Ancak her şafağın bir zevali, her sabahın da bir akşamı vardır. Maharet, mürüvvet, ihsan odur ki insan faniliği içerisinde yola koyula, deryalara dala, ufuklara koşa. Her anı bir şan saya!

Ölümden doğarak geliyoruz. Ne garip ölüme gidiyoruz. İki ölüm arasından hayatı var etmek! Zamanı bu toprak üzerinde bir tarihe dönüştürmek için yaşıyoruz. Acılarla, sevinçlerle, hatıralarla, yoklukla, varlıkla yaşıyoruz. İhtiyar dünyamız her gün dolup dolup boşalıyor. Zaman akıyor. İnsan akıyor. Tarih akıyor.

Bizim yerimize kimse yaşayamaz, bizim yerimize kimse ölemez. Bizim yerimize kimse yazamaz. Bizim yerimize kimse okuyamaz. Kitap sözün coğrafyasıdır, dergi kıtası! Söz ırmağının sulamadığı toprak yoktur. Muhakkak ki, en güzel söz Allah'ın kitabıdır. En güzel yol da Muhammed'in yoludur. İşlerin en kötüsü de dine aykırı olarak sonradan çıkarılandır.

Kitabımızın ilk ayeti ‘oku’! Hayatı, ayetleri, insanı ve varlığı oku. Hayatı, ayetleri, insanı ve varlığı anlamlandır! Kelimeler semboldür. Karşılığı olduğu nesneye tekabül eder. Ama asla nesnenin kendisi değildir. Bu bir anlam yükleme işidir. İlk emir bu işte: anlam yükle! Hangi anlamı? Anlamı anlamayı anlatan anlamı! Bir tasavvur inşa et, bir kelime diz, bir ışık yak, bir daha dene, bir daha… Bütün eski anlamları unutarak bir daha dene ey insan! Bir daha oku, bir daha anlamlandır. Yeni bir anlam dünyası kur! Yeni bir atlas inşa et! Irmakları yeniden çağıldat, dağları yeniden yükselt, bulutları yeniden uçur, atları yeniden koştur, çocukların başını yeniden okşa, kılıcını yeniden bile, çeşmelere yeniden su ver, sabahı yeniden karşıla, kıbleni yeniden tanı, dostunu, düşmanını yeniden bil!

temmuz-025

Temmuz Arşivi