RIDVAN KAYA

‘Ailemiz güvende’ diyebilmek için

Bu hafta yeni ve hayırlı olmasını umduğumuz bir operasyon Türkiye gündemindeydi. Cinsi sapkınlığı teşvik eden kimi dernek, firma ve internet sitelerini hedef alan ve ‘Ailem Güvende’ adı verilen bu operasyon beklendiği üzere ahlaki hassasiyetleri önemseyen kesimlerden destek bulurken, ifsadı, tuğyanı kimlik edinmiş çevreler tarafından ise tepkiyle karşılaştı.

Genelde sol örgütlere mensup bu çevreler, operasyonların "çocukları, aile kurumunu ve toplum düzenini koruma" amacı taşıdığını ve soruşturmalarda "fuhşa aracılık", "müstehcen içerik" ve "çocukların bu içeriklere maruz bırakılması" gibi suçlamaların yer aldığına dair Adalet Bakanının açıklamasını eleştirip yapılanın farklı kimlik ve cinsiyet tercihlerini hedef alan bir nefret operasyonu olduğunu ileri sürdüler.

Cinsi Sapıklık Bir Hak Değil, Topluma Saldırıdır!

Bir kere daha şu hususun altını çizelim, batıl bir inancı da temsil etse farklı din ve ideoloji mensuplarının kimliklerini izhar etme hakkının olduğunu kabul edebiliriz ama cinsel sapkınlığın bir kimlik, bir ideoloji gibi sunulmasını, algılanmasını asla! ‘Farklı cinsel kimlik’, ‘cinsel yönelim’ adı altında sapıklığı meşrulaştırmaya kalkmak alçaklıktır, namussuzluktur.

Kişisel tercihmiş! Hadi oradan! O zaman uyuşturucu kullanımı da serbest olsun! Hayır, nasıl ki uyuşturucuyu yaygınlaştırma, kumarı yaygınlaştırma bir suçsa bu sapkınlık da toplumu çürüten açık ve doğrudan bir suçtur. Ne yazık ki dünyada olduğu gibi bu ülkede de sol çevreler gelinen yer itibariyle cinsi sapıklığın savunuculuğunu üstlenmiş durumdadırlar. İnsan hakları kılıfıyla toplumu, gençleri, gelecek nesilleri ifsat faaliyetinin militanlığını yapmaktadırlar.

Mezkur operasyonda kapatılan dernek ve sitelerin, tutuklanan şahısların küresel haramilerce iç içe olduklarını, bu ifsat faaliyetinin ciddi boyutta fonlanmakta olduğunu biliyoruz. Bu manada karşılaştığımız hadiseyi sadece yerel düzlemde gelişmeyen, küresel boyutta bir tehdit ve saldırı olarak görmek durumundayız. 100 yıl önce, 150 yıl önce sömürgeci güçlerce bu ülkenin özellikle aydınları üzerinden icraata konan yabancılaştırma, kendine benzetme, aslından uzaklaştırma faaliyeti bugün tüm topluma yönelik bir yozlaştırma, çürütme kampanyası olarak devam etmektedir.

Mesele Cinsi Sapıklıktan İbaret Değil!

Açık, yoğun ve sistematik bir saldırı ile yüz yüzeyiz. Maalesef hiçbir şeyimiz güvende değildir. Kavramlarımız, düşünme biçimimiz, hayat tarzımız, alışkanlıklarımız, zevklerimiz, yediğimiz, içtiğimiz, giydiğimiz seyrettiğimiz hemen her şey modern sömürgeciliğin tahakkümü altındadır. Ne kendimiz, ne ailemiz, ne de toplum bu sistematik saldırı karşısında emniyet ve selametteyiz.

Bir takım harflerin yana yana getirilmesiyle sıkça dillendirilip zihinlerde meşrulaştırılmaya çalışılan cinsi sapıklık akımı bu tehditlerin en tepe noktasını, en çirkin unsurunu temsil etmektedir. Doğrudan insan fıtratını hedef alan bu saldırganlık karşısında çok duyarlı ve atak bir tutum içinde olmaya mecburuz.

Bu operasyondan birkaç hafta önce daha küçük çaplı bir operasyon gündeme gelmişti. Sosyal medyada teşhircilik yapan bazı ahlaksız tipler gözaltına alınmış ve bilahare tutuklanmıştı. Bunların güzel gelişmeler olduğunu vurgulayalım. Evet devlet gençleri, çocukları, aileyi ve bir bütün olarak toplumu korumak için tedbir almak, sosyal yapıyı yozlaştırmaya kalkan unsurları bertaraf etmek zorundadır.

Tam burada cinsi sapkınlık akımının küresel boyutlu, çok sinsi ve tehlikeli bir akım olduğunu ve mutlaka çok sıkı tedbirler almayı zorunlu kıldığını vurgulamakla birlikte ifsat hadisesinin bununla sınırlı olmadığını da hatırlatmış olalım.

Hassasiyet ve Tutarlılık Şart

Toplum çok yönlü saldırılara maruz kalmakta. Kumar bağımlılığı aileleri sarsıyor. Gençler müzik, spor, eğlence vs. alanlar üzerinden kimliksizleştiriliyor. On binlerce gencin katıldığı ve çılgınca kendinden geçtiği konserlerin uyuşturucu ile tanışma platformu işlevi gördüğünü herkes biliyor.

Sokaklar özellikle yaz mevsiminin gelmesiyle tam bir et pazarına dönmüş ve teşhircilik her türlü ahlaki kaygıyı, hassasiyeti imha etmişken ailemizin nasıl güvende olacağını gerçekten düşünmek lazım!

Maalesef ne iktidar sahipleri, ne de dini hassasiyetler taşıdığını iddia eden medya, Filenin Sultanları övgüsüyle genç kızlara, çocuklara kimi rol model gösterdiklerini umursamıyor gibiler. Oysa sormak lazım, hududullahın açıkça çiğnenmesi anlamına gelen bir hadiseyi elleriniz patlarcasına alkışlayıp sonra da gençlerin, ailenin selamette olmasını nasıl beklersiniz? İktidarın işi kolay değil, bunu görüyoruz elbette ama tutarsızlık da dayanılmaz boyutta gerçekten.

Bu yıldan başlayarak önümüzdeki 10 yılı aile yılı ilan ediyorsunuz. Gerçekten de aile kalesi içeriden dışarıdan saldırılarla sarsılıyor, parçalanıyor. Acil tedbirler almak, takviye etmek, güçlendirmek gerekiyor. Ama bir taraftan güzel, geliştirici adımlar atılırken aynı anda çürümeyi besleyecek işlerden de vazgeçilmediğini görüyoruz.

Kadın programı adı altında ekranlardan taşan rezilliğe müdahale edilmiyor. Toplumun zihnini iğdiş eden, ahlakını kemiren iğrenç olayların uluorta dillendirilmesine, sergilenmesine seyirci kalınıyor. Yetmiyor bu rezilliğin sembol isimlerinden biri iktidar partisinden bir ismin düğününde konuşturulup yeni evli gençlere ‘Atatürkçü nesiller yetiştirme’ nasihati verebiliyor. Oysa sevinebilir bu zat-ı namuhterem, bahsettiği nesiller sokakta işte, her türlü çirkinliği, edepsizliği sergilemekle meşguller!

Yabancılaşmayı Besleyen Yanlışlar

Hatırlanacaktır, birkaç yıl önce Diyanet İşleri Başkanlığının aile içi iletişimi teşvik babında hazırladığı bir kamu spotunda evin hanımı koltukta oturmakta olan kocasına çay ve kek getiriyordu. Bu manzara karşısında feminist sapkınlığın zehrini yutmuş çevreler “olur mu öyle şey, niye kadın kocasına hizmet edecekmiş” diye vaveyla kopartmışlardı.

Bu sefil mantık ne yazık ki bizden sayılan kimi çevreler arasında da şöyle veya böyle karşılık bulmakta. Erkek ve kadın rollerinin modernist hayat tarzının etkisiyle çarpıtılmasına itiraz etmeyenler gelenekçilik, ataerkillik vb. ithamlarla modernizme yenik düşmüş bir zihin yapısına evrildiklerini fark etmiyorlar.

Kadınların sabahtan akşama kadar dışarıda amirlerinden, patronlarından emir almasını, hiç tanımadıkları müşterilere hizmet etmesini dert etmeyenler bir hanımın kocasına hizmet etmesine tahammül edemiyorlar. Maalesef iktidar politikaları da eğitimden istihdama kadar her alanda bir takım yanlış kararlarla bu yabancılaşmayı besliyor, büyütüyor.

Ulaştırma Bakanlığı uzun yol şoförlüğü yapan kadınlara yönelik teşvik projesi uygularken bu yapılanın fıtrata, örfe, toplumsal değerlere ne kadar uygun olduğunu hiç sorgulamıyor.

Aile Binası Hangi Temel Üzerine İnşa Ediliyor?

Evet, aile korunmalı! Ama nasıl? Hangi aileden bahsediyoruz?

Tamam cinsi sapıklık gerçekten korkunç bir zulüm, tam bir iğrençlik ama iğrençlik bununla sınırlı değil ki? Çoluk çocuğunu alıp tatil beldelerine koşan, hiçbir mahremiyet gözetmeden plajları dolduran ahlak, edep yoksunlarının aile mefhumuna yükledikleri anlam ne ki? Sosyal medya bağımlısı olmuş, hiçbir mahremiyet tanımaksızın haya etmeksizin her şeyini sergileyen insanların aile anlayışı ne menem bir şey? Atatürkçü nesiller yetiştirme hedefine matuf bir eğitim sistemiyle mi aile korunacak? Peki aileyi bunlardan, bu zihniyetten kim koruyacak?

Aile mefhumunun üzerine oturacağı bir temel olmalı. Bu zemini inşa etmeden, sağlamlaştırmadan atılan adımlar suya yazılan yazı hükmünde olacaktır. Ahlaki, fıtri ve örfi temeller sağlam değilse hangi değerlerle aileyi besleyecek ve güçlendireceksiniz? Laik ahlak ve Kemalist dünya görüşünün aileye yaslanacağı, üzerine oturacağı bir değerler sistemi sunamayacağı alenen ortaya çıkmış değil mi?

Teyakkuzda Olmak

Topyekün bir seferberlik gerekiyor, tutarlı bir yaklaşım ve kapsamlı düzenlemeler gerekiyor. Bu meyanda okullar ve eğitim anlayışı köklü biçimde gözden geçirilmeli. Eğitim sistemi fıtratıyla barışık insanlar yetiştirmiyor, çocukları, gençleri bozuyor, adeta öğütüyor. Çocuklar okullarda ifsadın her biçimiyle tanışıyorlar.

Haya, ahlak, adab bir değerler sistemi içinde güçlendirilmeli. Cinsi sapıklığı suç olarak görüp zinayı, fuhuşu, edep ve haya yoksunluğunu görmezden gelmek, tüm bu ahlaksızlıkları besleyen teşhirciliği görmezden gelmek olacak şey mi? Teşhirciliğin de bir cinsi sapıklık türü olduğu görülmeli ve gençleri yozlaştıran, toplumu çürüten bu sapkınlık ekranda, sosyal medyada, sanatta, sokakta her yerde engellenmeli.

Bununla birlikte bilinmeli ki kötülüğe, mefsedete tavır almak, engellemek tek başına güzelliği, hayrı, olumluluğu yaygınlaştırmak için yeterli olmaz. Aileyi güçlendirmek mutlaka hayâ duygusunu güçlendirmeyi, ahlaki değerleri yaygınlaştırmayı gerektirir. Bu bağlamda atılması gereken en önemli adım ise tesettür hassasiyetinin teşviki olmalıdır. Serbest bırakmak yetmez, her türlü araçla, imkanla, politikayla tesettür, hicab özendirilmeli, yaygınlaştırılmalıdır.

YAZIYA YORUM KAT
1 Yorum
Önceki ve Sonraki Yazılar
RIDVAN KAYA Arşivi

Sumud Filosu direnişi

01/05/2026 10:07

Öncelikli gündemimiz

10/05/2025 13:48