Alametifarika
TEMMUZ Sayı: 26 - Kasım 2018

Yazarlık ve Öykü Atölyeleri son yıllarda edebiyat dünyasına iyice yerleşmiş ve kanıksanmış gibi görünüyor. Henüz konu yeterince tartışılmış, konuşulmuş olmasa da faydasına inananlar ile inanmayanlar şimdiden taraflarını belirleyip, cephelerine mevzilenmiş durumdalar. Bu tartışmalar arasında, yazar adaylarının hocalarının etkisinden kurtulamamaları ve onlara çok benzemeleri en dikkat çekici nokta olsa gerek. Hocanın beğeneceği şekilde, beğendiği konularda hatta kullandığı belli kelimeleri bile taklit ederek yazmaktan kaynaklanan sorunlar ortadadır. Bu durumu aşan bir ilk kitapla, yeni bir öykücüyle karşı karşıyayız: Karabatak dergisini takip edenlerin öykülerini hatırlayacağı, Özlem Metin ve kitabı Alametifarika.

Yirmi kısa öyküden oluşan kitabın en dikkat çeken yönü mizah ögelerinin ağır basması. Kitaptaki öykülere mizah öyküleri diyebilir miyiz, çok emin değilim. Öykülerin temalarına bakıldığında farklı değerlendirilebilir. Örnek verecek olursak, kitabın ilk öyküsü Bitlerimle Sev Beni, beğendiği kıza mahcup olan bir gencin hikâyesi. İkinci öykü olan Alametifarika ise yüzünde ben olan bir kadının, kendisiyle ve çevresiyle olan hikâyesi. Aslında her iki öykü de dram öyküsü kabul edilebilecek veya dönüşebilecek bir temaya sahip. Ancak yazar gerek bu öykülerde gerekse diğer öykülerinde orijinal tespitler ve muzip bir dokunuşla okuyucuyu güldürüyor. Dramatik sahnelerin yaşanabileceği öyküleri kahkahayla okutuyor. Üstelik bunu; abartıya kaçmadan, kelime oyunları ve son zamanlarda sıkça karşılaştığımız küfür ve argoya hiç başvurmadan yapıyor. Öykülerdeki mizah gücünün, yazarın gözlem yeteneğinden kaynaklandığını düşünüyorum. Her gün karşılaştığımız, çevremizde birçok örneğini gördüğümüz kişileri ve başımıza gelebilecek olayları iyi tespit ederek,ustalıkla ve muzipçe kaleme almış.

Yazarın mizah anlayışı aslında içindekiler sayfası ile başlıyor. Öykü isimlerini okuyunca neyle karşılaşacağınızı az çok tahmin edebiliyorsunuz: Bitlerimle Sev Beni, Dilini Eşek Arısı Soksun, Bahtsız Bedevi, Üstün Zekâ Şeysi.

Alaman Kafası öyküsündeki “ıslak mendil”, İki Kelime öyküsündeki uçak yolcusunun “ilk durakta inmek istiyorum”, Kuyruk Acısı öyküsündeki “Ya benimsin ya kara toprağın” ve Üstün Zekâ Şeysi öyküsündeki çocukla ilgili “nihai mamul” gibi bazı nükteler bilindik geliyor. Ancak hemen her öyküde güzel espriler olmasına rağmen, sadece Alametifarika öyküsündeki “İzzet Altınmeşe” ve Kuyruk Acısı öyküsündeki “bul, işlet, devret” esprileri bile mizah yönünün kuvvetine delil olacaktır.

Dergilerde fark edilmeyen, öyküler kitaplaşınca ortaya çıkan bir durum var ki, okuyucu sürekli aynı tema, aynı üslup ve dille yazılmış peş peşe öykülerden sıkılabiliyor. Metin’in hikâyelerindeki mizahi başarısı; öykülerin içerisine yedirilmiş, kısa ve net cümlelerden oluşmasına dayanıyor. Ancak Ulu Hekim ve İki Kelime öykülerinde olduğu gibi kısacık bir öyküde peş peşe espri patlamaları (yaklaşık on cümle) öykünün gücünü zayıflattığı gibi nüktelerin de değerini düşürüyor. Bitlerimle Sev Beni ile Şubat Çocuğu iki mahcubiyet öyküsü, Kuyruk Acısı ile İki Kelime ise yolculuk hikâyeleri olarak yer almış. Benzer temalar olmasına rağmen sorunsuz olarak kaleme alınmış metinler.

Öykülerdeki kahramanların en bariz özelliği hayatla ve kendileriyle barışık olmaları. Özellikle Alametifarika’nın Aysel’i ve Şubat Çocuğu’nun Seher’i dikkat çekiyorlar. Kendileriyle alay edebilen farklı karakterler. Belki de bu rahatlıkları, kendilerinden memnun ve mutlu halleri; okuyucuya sokaktan, çarşıdan, pazardan tanıdık kişiler hissi veriyor. Mutlu ve neşeli karakterler okuyucuyu da neşelendiriyor.Karakterlerin neredeyse her durumda yapacak bir esprileri, her söze verilecek bir cevapları var.

Özlem Metin’in öykülerinin en güçlü tarafı, iyi bir gözlem yapılarak yazılmış olmaları. 80’li yıllardan günümüze, çocuklardan ergenlere, iş hayatından sokaklara, karı koca ilişkilerine, hemen her konuya değinilen gerçekçi öyküler. Yazarın gözlem yeteneği, özellikle kişi tasvirlerinde ortaya çıkıyor. Son Akşam Çilesi öyküsündeki Hilmi Bey, hem kişi hem de ortam tasvirindeki başarısına örnek gösterilebilir. Bir başka örnek ise Latifedir Canım öyküsü. Ortam, kişiler ve karakterin sıkıntılı hali o kadar güzel tasvir edilmiş ki, öyküden ziyade sinema perdesinde akan bir filme benziyor.

Bu arada sosyal hayat ve iş hayatında olup bitenler de iyi takip edilmiş. İlim Yuvası öyküsündeki, üniversite bünyesinde açılmış olmak için açılan bir merkezin hikâyesi örnek gösterilebilir. Yine Üstün Zekâ Şeysi öyküsündeki, her mahallede pıtırak gibi karşımıza çıkan bir kurs ve etrafındaki veli hallerinin hikâyesine bakılabilir.

Çocuk ve genç öyküleri de kitaptaki dikkat çeken öykülerden. Üstün Zekâ Şeysi, Ergenlik Yasaklansın ve Bahtsız Bedevi öyküleri, dikkatli bir annenin kaleminden çıkmış gibi. Muzip kalem, ergenlik hallerini ve o yaş grubu gençlerin hayata bakışını iyi tespit etmiş. Alametifarika öyküsündeki anne ve oğlunun açılan kapıdaki karşılaşma ve yemek sahnesi, hem güldürüyor hem yazarın dikkatini ortaya koyuyor. Dil ve kullandığı kavramlarla gençleri iyi takip ettiğini ve bildiğini anlayabiliyoruz. Sadece gençlere değil; Mavi Ay, Prenses Diana, Serpil Çakmaklı, Ahu Tuğba ve Ferdi Tayfur ile kendi dönemine de atıfta bulunuyor. Ayrıca Düğün öyküsünde; Dönüşüm, Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Okulsuz Toplum kitaplarıyla edebiyatseverleri selamlıyor.

Öykülerin hemen hepsinde, güzel ve sade bir dil, dikkatli bir Türkçe kullanımı var. Türkçe hassasiyetiyle ilgili Dilini Eşek Arısı Soksun isimli öyküsü ayrıca güzel. Yazar, sadece hikâyeye değil dil işçiliği, anlatım ve üsluba da çalışmış, emek vermiş. Hemen her kitapta olabilecek ufak tefek hatalar söz konusu. Bunların genel bütünlük içerisinde çok önemli olmadığı kanaatindeyim. Alametifarika, mizah temelinde, iyi öykülerden oluşan iyi bir ilk kitap olmuş.

Hüseyin Cömert Arşivi
26 Sayı: 26 - Kasım 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler