İstanbul 2 Nolu Barosu, Selahattin Eş’e 18 Eylül 2026 gecesi Zeytinburnu Belediyesi Belgradkapı Sosyal Tesisleri’nde avukatlık ruhsatı ve cübbe giyme töreni düzenledi.
Davetlilerle yapılan toplantıda Selahaddin Eş Çakırgil’e 50 yıl önce kazandığı avukatlık hakkı dolayısıyla ilk defa cübbe giydirme merasimi yapıldı. Merasimde 2 Nolu Baro Başkanı Yasin Şamlı, Selahaddin abiye bir avukat olarak nasıl bir baroya dahil olduğu konusunda kısa bilgiler aktardığı bir konuşma yaptı. Özellikle İslam ülkeleri hukukçuları arasında başlattıkları ortak hukuk ve yargı işleyişi projesi konusunda bilgiler verdi ve Gazze’nin haklarını savunmak üzere bir avukat olarak Selahaddin Eş ağabeyle beraber Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gideceklerini açıkladı.
Selahaddin Eş ağabey de bilenler için tekrar olan ama yeni öğrenenler için merak uyandıran hayat hikayesinin özetini kara lastik giydikleri köy yaşantısından, meslek lisesinde okumak için yamalı elbiselerle geldiği Ankara safhasına kadar seri şekilde anlatmaya başladı. Türkiye’nin o dönemler sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel yapısına da pencereler açan bu anlatımına bağlı olarak Konya ve sonra Diyarıbekir’de sağlık memurluğu yaparken İstanbul Hukuk Fakültesi’ne kayıt hakkı kazandığını, bu fakülteye öğrenci olarak kayıt yaptırırken tayinin de Çapa Tıp Fakültesi’ne çıktığını; o dönemlerde gazetelerde yazı yazmaya başladığını; fikri ve siyasi düşünceleri nedeniyle yargılandığını, hapsedildiğini, 12 Eylül Darbesi’nde de TCK 163. Maddeden süren bir çok davasından uzun süre mahkum edilme riskinden kurtulmak için Doğu ve sonra da Batı ülkelerine hicret ettiği serüveni ve tekrar Türkiye’ye dönüşü hakkında, bilgisi olmayanlar için pek de uzun olmayan bir konuşma yaptı. Konuşmasından sonra avukatlık sicil numarası ile kaydının yapıldığı İstanbul 2 Nolu Baro’nun Başkanı ve yöneticileri tarafından kendisine avukatlık cübbesi giydirildi.

Daha sonra davetliler arasından Selahaddin ağabeyin avukatlık cübbesi giymesi hakkında Ahmet Ağırakça, Ferhat Akkaya, Mehmet Cangül, Rıdvan Kaya, Hüsnü Tuna, Muhammed Ruhullah Turan vd. isimler kısa konuşmalar yaptılar. Belgradkapı’da bana da söz verildiğinde konuyla ilgili yaptığım konuşmamı ilavelerle şu şekilde aktarmak isterim:
Selahaddin Eş abinin ismini gençlik yıllarımda zaman zaman Sebil mecmuasını okurken ve 1977 yılında yayınlanan Kavşak Noktasında İslam kitabını karıştırırken öğrenmiştim. Sonra bu ismi takip ederek onun yazılarını ve kendisi hakkında haberleri 1970’li yılların ikinci yarısından sonra çıkmaya başlayan Düşünce, Akın, Yeni Ölçü, Şura, Tevhid, İslami Hareket ve Hicret dergilerinden takip etmiştim. Ve o yıllarda da kısa karşılaşmalarımız olmuştu.
Rabbimizden Selahaddin Ağabey için ihtiyar sahibi / bilinç sahibi olmaktan kopmayan sağlıklı, zinde, hikmetli bir ömür dilerim.
Onunla 5-6 ay önce yaşadığım bir hikaye kesitini aktarayım. Saat gecenin 23.00’ü. Onunla metro ile Üsküdar’dan Yenikapı’ya geçeceğiz. Metroya yürüyen merdivenlerle ineceğiz. Üsküdar metrosundaki yürüyen merdivenler oldukça uzun. Ancak bir, bir buçuk dakikada yukarıdan aşağıya iniliyor. Dijital zaman tabelasına baktık metronun ya da metro treninin Üsküdar Metro İstasyonuna ulaşmasına bir dakika var. Selahaddin abi birden hızlandı ve “Hamza koş” dedi. Süratle merdivenlerden aşağıya koşuyoruz, sanki normalde koşmuyor 100 metre engelli parkurda yarışıyoruz. Yarım dakikada aşağıya indik ve metroya yetiştik. Selahaddin ağabeyde muazzam bir dinamizm. Biyolojik yaşı ortalama 84 veya 80’in üstünde. Bu dinamizmini doğduğu Samsun Kavak yöresinden bugüne fıtri özelliklerine dikkat ederek hâlâ yaşatıyor.
Selahaddin abi ile 1970’li yılların dergilerindeki tespitleri gözeterek o dönemde İslami uyanış veya tevhidi bilinçlenme süreciyle ilgili bir buçuk, iki saat sürecek video çekimli bir röportajım olacaktı. Bu çekimi tam üç günde tamamlayabildik. Bu video çekiminde kayda geçtiğimiz gibi daha önceden de öğrendiğim hayat hikayesine göre o, Osmanlı ümmet irfanından gelen bir mirasın devamı olarak ailesinden aldığı terbiye ile hem dini olana saygılıydı hem emanet olan bedeninin sağlığını koruyan mütevazi ve ölçülü bir hayat yaşamayı kendisine ilke edinmişti. Aslında bu hayat sürecinin tıbbi gerekliliğini de biliyordu. Çünkü o aynı zamanda Ankara sağlık Meslek Lisesi mezunuydu.
1950’li 60’lı yıllarda kamuoyundan öğrendikleri, okul kitaplıklarından okuduklarıyla İbrahim (a)’ın ya da Hay bin Yakzan’ın hakikat arayışı meseli gibi iyi ile kötüyü mukayeseye çalışarak, hayırlı olanı seçe seçe İslami doğrularını güçlendirmiş, vahyi çizgiye yönelimini geliştirmişti. 1960’lı yıllardan itibaren Yeniİstanbul, Sabah, Bugün gazetelerinde yazıları çıkmaya başladı 1972 tarihinde Sabah gazetesine sürekli köşe yazarı olmuştu.

O, 1973 İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu. Onun mezun olduğu yılda ben de aynı fakülteye kayıt yaptırmıştım ve orada üç yıl okudum. Dolayısıyla Müslümanlar için yaşanan 1973 yılının sonrası ve öncesiyle ilgili o ortamı oldukça bilirim. O yıllarda iç ve dış vesayet sisteminin, resmi ideolojinin ciddi olarak sorgulandığı; ayrıca İslami yöntem tartışmaları ve arayışlarının derinleşmeye başladığı yıllardı. Selahaddin ağabey Hukuk Fakültesi’nden mezun olup avukatlık stajını Ali Oğuz’un yanında yapmasına rağmen Batılı hukuk sistemi içinde görev veya rol almak yerine kendine iş olarak daha serbesti sağlayacak faaliyet alanlarını seçmişti.
Selahaddin Eş ağabey, Türkiye’de de, hayatının ortalama 35 yılının geçtiği Doğu ve Batı ülkelerinde de fıtrî ve vahyî doğruların peşinde; yerel ve küresel her türlü zulüm, zorbalık ve cahiliyeye tavır almaya çalışan bir dava adamı olmaya çalıştı.
Şartlar müsaitleştirilerek sistem içi mücadelede gözettiği özgünlük güç kazandıkça özgünleşme sürecine el vermeye çalıştı; “surda gedik açma” çabalarının destekçisi oldu.
Selahaddin ağabey 80 yaşının üstünde.
18 Eylül 2026 akşamı kendisine ilk defa avukatlık cübbesi giydirilme töreni yapılıyor. Bundan sonra bir avukat olarak yerel ve küresel hak ihlallerine karşı “surda gedik açma” azmi ile yürütülen hukuk mücadelelerine destek vermesini temenni eder; ona sağlıklı, hayırlı ve verimli bir ömür dilerim.
