ben bir ahşap konağım beylerbeyinde
ışık sönmüş içimde bir kuş duvarlara çarpıyor
ve acı bana konuşma hakkı veriyor
yalnızlığın dilinde lakin
her zaman okunaksız harfler bulunur
sonsuz gidişatıyla hiç bitmeyecek
bir cümle gibi duran hayatta
sen ki şairsin
görebilirsin hecelerin ardına saklanan anlamı
gel şöyle unutma bahçesine bakalım birlikte
aydınlanacak önümüz sen hayal ettikçe
hangi yangınlar hangi ağaçları yakmış ve
çalılıklara hangi renkler takılmış kalmış, görelim
bir uçuruma komşu kıldı beni kader
kayanın suyu reddetmesi gibi döküldü üstümden
göğsümdeki kemanı bastıran sesler
ve ölüme yazgılı bir tür pas gibi gövdemde
silinmez bir anlama dönüştüler
duvarda hatıraları kemiren siyah bir böcektir saat
benimse kalbimde ahşap dalgınlığıyla yürüyen
başka bir zaman var, hep geride kalan
ve yalnızlığı kat kat katmerleştirir bazı sabahlar
öyle ki sahici bir kemana dönüşebilir
bir oyuncak keman bu sessiz odalarda
şair, hayal tamircisidir, sözle yamar yırtıkları
doğru atmosferde büyüyen kelimeler alır acıları
ve yaşamın kök anlamı hüzünle yoklanır ancak
yenilgi gibi yongasız kalan bir yetim gibi
gün gelir sarsılırsam taşıyıcı kolonlarımdan
düşürme beni yere
tutup kaldır şiire
