Nuh’un Kızı / Mukadder Gemici
TEMMUZ Sayı: 23 - Haziran 2018

Hikâyeleriyle Dergâh dergisinde yer alan Mukadder Gemici'nin, yeni hikâye kitabı “Nuh’un Kızı” 2017 yılı sonunda okuyucusuyla buluştu. Gemici’nin 2011 yılında Türkiye Yazarlar Birliği'nin hikâye ödülünü kazanan “Asla Pes Etme”ve 2016 yılında “Kar Makamı” isimli kitapları da yine Dergâh Yayınları tarafından yayınlanmıştı.

Gemici’nin, kendi hikâye geleneğini neredeyse oturttuğunu ve bu gelenek çizgisinde yazı yolculuğunu sürdürdüğünü söyleyebiliriz. Bu gelenek ve çizgiyi kısmen, Mustafa Kutlu hikâyeciliği ile birlikte değerlendirebiliriz. Gemici, Mustafa Kutlu ekolünde yetişen, o çizgide düşünen ve yazan bir yazar. Çizgisini üçüncü kitabında da terk etmediği görülüyor. Bu ekolün en göze çarpan özelliklerini gerçeklik, hayatın içinden hikâyeler, anlatımın sadeliği, taşranın halleri, inanç ve geleneğin yaşanması/yaşatılması, dava bilinci, iyilik ve kötülüğün mücadelesi, yazının sorumluluğu ve vebali gibi başlıklarla özetleyebiliriz.

Yazarın hikâyelerindeki gerçeklik duygusunu, kurgusal metinler olmasından ziyade hayatın içerisinde görüp yaşayabileceğimiz veya duyabileceğimiz hikâyeler olmasına bağlıyorum. Anlatılan gerçeğin kendisi olmasına rağmen, bu gerçeği tahkiye edebilme becerisi önemli ve anlamlıdır. Gazetelerde okuduğunuz, televizyonda izlediğiniz haber veya görüntüleri okura yeniden okutma becerisini göz ardı edemeyiz. Herhalde edebiyatın gücünü burada aramak gerekir. Onu güçlü kılacak olan, okuyucuyu sıkmadan, ben bu hikâyeyi biliyorum dedirtmeden, aynı mevzuyu anlatabilme/okutabilme meselesi olacaktır. Gemicinin burada iki avantajı var: Birincisi, Radyo-Televizyon mezunu olması ve bir dönem medya sektöründe çalışması, sinematografik bir bakışa ve anlatıma sahip olmasını sağlamış gibi görünüyor. Yazarın anlatımındaki inandırıcılığı, sinemadaki inandırıcılık duygusuyla bir tutabiliriz. Her gün şahit olduğumuz üçüncü sayfa haberlerindeki insanlık hallerini sıkmadan bize anlatıyor. Bir zaman ülkemizin gündemini işgal eden ve onlarca cana mal olan bombalı eylemlerle ilgili yazılan Hür Bir İnsan hikâyesi de, gerçeklik duygusu yüksek ve ilginç bir anlatıma sahip.

İkinci avantajı ise dili kullanmadaki başarısı! İlk kitaptan itibaren Mustafa Kutlu’nun dilinden nispeten uzaklaşan bir dilden bahsediyoruz. Kutlu’nun hikâyeciliğinin ikinci dönemi diyebileceğimiz Yokuşa Akan Sular, Yoksulluk İçimizde, Ya Tahammül Ya Sefer, Bu Böyledir ve Sır kitaplarındaki, okuyucuyu yormayan, gündelik dille neredeyse bire bir, girift olmayan, basit bir anlatım dikkat çekicidir. İlk kitaptaki Hakikatli Arkadaşım ile Kızdan Başka hikâyeleri bu anlatıma yakın örneklerden sayılabilir. Ancak kitapta ilerledikçe güçlü dil işçiliğinin kendini belli ettiği, Türkçeye hâkim, fazlalıklardan ayıklanmış bir dil ile karşı karşıya olduğumuzu görebiliriz.

Yazar hayatın içinden hikâyeleri ıskalamadan bulup anlatıyor. Bu durum ilk öykü yazanlar için cazip gelebilir. Hazır bir hikâye mevcut, geriye sadece anlatma kalıyor. Ancak bu önemli bir risk de taşıyabilir. Henüz toplum tarafından yeterince değerlendirilmemiş, sindirilmemiş, üzerine düşünülüp konuşulmamış konular üzerine yazmak beraberinde bazı sorunları getirebilir. Son yıllarda Suriye meselesiyle gündemimize gelen; göç, mülteci, insan kaçakçılığı! gibi kavramlar hâlâ toplumun gündeminde olan konular, haliyle bunları kaleme almanın güçlüğü ortadadır. Bir taraftan inandığınız din ve ahlâki duruşunuz, sizin bu konuları görmezden gelmenize engel olur ve sorumluluk duygusunu ortaya çıkarır. Ancak anlatırken, melankoliye düşmeden, duygu sömürüsü yapmadan, tarafları rencide veya tahrik etmeden anlatabilmek güçtür. Yazar, ikinci kitap olan Kar Makamı’nda kaleme aldığı Aziz Messi ve son kitabında kaleme aldığı Dayan ve Çok Yaşa hikâyelerinde bu konudaki sorumluluğunu hakkıyla yerine getiriyor. İleride, Suriye meselesinde edebiyatımızdaki çalışmalar incelendiği vakit, bu iki hikâye hak ettiği karşılığı bulacaktır. Son iki yılda 15 Temmuz darbe girişimi üzerine birçok şiir ve öykü kaleme alındı, antolojiler hazırlandı. Bunlara göz atılırsa, ciddi ve edebi değeri yüksek metinler ortaya koymanın önemi fark edilecektir.

Hayatın içinden gerçek hikâyeleri anlatırken; inanç, gelenek ve sorumluluk kavramlarını göz ardı etmeden yazıyor. Burada öykücülerin düştüğü iki temel hatadan bahsedilebilir: Birincisi mesaj verme endişesi diğeri hikâye üzerinden kendi ideolojisini okura dayatmak, kabul ettirmek düşüncesi. Her iki durumda da öykünün değeri ve okunabilirliği azalır. Gemici, bu sınırlarda dolaşmayı mümkün kılan hikâyeler yazarken, tecrübe ve dikkatiyle bu iki hataya düşmüyor. Yine güncel bir hikâye olan FETÖ konulu Hakedilmiş Bir Ölüm ile Suriye, Halep ve yaşanan insanlık hallerinin anlatıldığı Dayan ve Çok Yaşa isimli hikâyeleri bu minvalde okunabilir.

Gemici’nin hikâyelerinin sonu üzerinde ciddi düşündüğünü görebiliyoruz. Hikâyelerde, iyi ve kötünün net tanımlarıyla, yazarın durduğu yer çok açık. İyiliğin ve iyilerin kazandığı/kazanacağı gösterilmekle birlikte, hikâyelerin sonunda okuyucuyu şaşırtmaktan geri kalmıyor. Nuh’un Kızı ile Yıldızlar Kadar Uzak hikâyelerinde olduğu gibi, rahat anlatım, yavaş bir tempo, gitgide hızlanarak sürpriz bir sonla okuyucuya rahat bir nefes aldırtıyor.

Hikâyelerin genelinde bir hüzün duygusu hissediliyor. İyiliğin gücü, iyi insanların ve işlerin neticesi bir nebze bu hüzün duygusunu aşmanızı sağlıyor. Nişan Yüzüğü hikâyesi sürpriz gelişmeler ve şaşırtıcı sonuyla dikkat çeken hikâyelerden. Ameliyattan Önce hikâyesi ise kitaptaki diğer hikâyelere göre zayıf bir metin olarak yer almış.

Mukadder Gemici, Asla Pes Etme kitabındaki kitaba da adını veren hikâye ile bir uzun hikâye denemesi yapmıştı. Bu kitapta yer alan Nuh’un Kızı hikâyesi de bir uzun hikâye. Teması, güçlü dili, kurgusu, merak duygusu ile kitaba adını vermeyi hak eden bir metin olmuş. Başta bahsettiğimiz yazarın geleneği ve çizgisi doğrultusunda, bundan sonra bir uzun hikâye beklentisi içerisine girdiğimizi belirtmeliyim.

Hüseyin Cömert Arşivi
23 Sayı: 23 - Haziran 2018 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler