Uyanmak Üzere Olan Bir Adam
TEMMUZ Sayı: 10 - Mayıs 2017

Post Öykü, Hece Öykü, Mahalle Mektebi, Temmuz gibi dergilerde öykülerini okuduğumuz Hasan Harmancı’nın öykü kitabı “Uyanmak Üzere Olan Bir Adam” Büyüyen Ay Yayınları imzasıyla okuyucusuyla buluştu. Kitap, “Doğu’daki iki güzel insana: Ahmet Sarı ve Ali Utku’ya ithaf edilmiş. Ardından gelen sayfada bulunan Oscar Wilde’a ait “Her cinayet klişe değildir ama her klişe bir cinayettir” sözü nasıl bir metinle karşılaşacağımıza dair ipucu veriyor.

Kitap; Ama, Yani, Bir Üçleme ve Okura bölümleri olmak üzere dört kısma ayrılmış. İlk iki bölüm müstakil öykülerden, üçüncü bölüm ise üç öyküden oluşan, isminden de anlaşılacağı üzere bir üçlemeden oluşuyor. Ama enteresan olan Okura ismi verilen dördüncü bölüm. İlk üç bölümdeki öykülerde okuyucu, bazı isim, satır ve cümlelerin kalın yazı tipi ile işaretlenmiş olduğunu görecektir. Metnin içerisinde anlamsız gibi görünen bu işaretlerin nedeni kitabın sonundaki “Okura” bölümünde açığa çıkar ve muhtemelen açıklamalar okuyucuyu şaşırtacaktır. Bu bölümde, kitabın ithaf edildiği Ahmet Sarı ve Ali Utku’nun kısa biyografileri ile diğer isim ve cümlelerle ilgili notlar bulunuyor. Bu notları öykülerle birlikte değerlendirmek, hem yazarın düşünce dünyası ve hayata bakışına ışık tutacak hem de öykülerin zihinde daha fazla netleşerek, oturmasına fırsat verecektir. Notlarda; insan, kadın, modern hayat, insanın çıkmazları, kapitalizm, inanç, sıradanlık gibi birçok konu hakkında düşünce ve itirazlar ile gerçek kişilerle, mekânlar hakkında açıklamalar bulunuyor. Okuyucuya tavsiyem, kitaba başlarken son bölümün okunarak, öykülere giriş yapılması en sonda tekrar bu bölümle kitabın nihayete erdirilmesi olacaktır. Kısa görünen bu notların bazısının felsefesi ve derinliği üzerine uzun uzadıya konuşulabilir. Burada iki biyografinin gerekliliği üzerine itiraz gelebilir.

Harmancı’nın öykülerindeki temel izlekleri; insan, dostluk, inanç, kapitalizm, hayatın anlamı hatta cadde ve sokaklar gibi sıralayabilirsiniz. Ancak en temel izlek, modern hayat ve modern insanın kimliksizliği, insanın çıkmazlarına ve girdiği cendereli sıkıntısına rağmen tercih ettiği sığ düşünce ve hayat iklimidir. İşte burada yazar, felsefi öyküler veya öykü gibi yazılmış felsefi metinlerle itiraz eder. Postmodern bir itiraz diyebiliriz bu öykülere.

Kitabın ilk öyküsü olan ve Ahmet Sarı’ya ithaf edilen, “Hafta İçi Öğleden Sonraları Ahmet Babayla” öyküsü yazarın derdini, hayata ve özellikle dostluğa bakışını, inancını sarih bir şekilde gösterir. Bir hasbihal havasında geçen bu öykü, şiir formunda yazılmamasına rağmen okuyucuda şiir tadı bırakacaktır. Bu öyküden yola çıkarak, Harmancı’nın hayata ve modern dünyaya karşı itirazlarını görebilirsiniz. İtiraz etmekle kalmaz, inançla getirdiği çözüm önerilerini de sunar. “Tekdüzeliğe, sıradanlığa, bayağılığa muhatap kalmış bugünün insanı idealler ve gerçekler arasında nasıl bir yol tutacak da şirazeden çıkmayacak, dağılmayacak, parçalanmayacak…” “Senin sağ elinin verdiğinden benim sol elimin haberi olmaz Ahmet baba, olur biter” veya “Şehrin ucundan bir adamın gelme ihtimali var nasıl olsa…” Çözümle birlikte, umudu da inşa eder: “Yani ilhamın sahibi olan Allah; yani Evvel Allah, Âhir Allah ki evelallah” ve mukadder akıbeti, kendinden emin bir şekilde ifade eder: “Hayatımız da böyle paldır küldür… Yani hep boz bulanık olmaz böyle, emin ol!”

Öykülerin genelinde huzursuz bir ruh hali fark edilir. Bu ruh hali, karakterlere de yansır. Klasik öykü formundaki zaman ve mekân kavramından farklı bir atmosfer görülebilir. Erzurum, Konya gibi şehirler hatta mahalleler, caddeler anılır, anlatılan dönemle ilgili işaretler verilir ama bir sis perdesinin ardında gibidir. Zaman, mekân hatta bazen karakter bile anlatılanın gerisinde kalır.

Modern insanın içinde yaşadığı mekânla fıtratla uyumsuzluğundan tutun hakikat arayışına, çıkmazlarına, sıkışmışlığına dair bir bakış sunar. Bunu yaparken imgelere başvurur. Muhtemelen, Erzurum’a dikilen bir AVM’yi “ Bu Gördüğün alana yıllar sonra karnı aç bir bina dikilir. Binanın, yıllar evvel arsasının üzerinden geçerkenki yaşadığımız mutluluktan haberi olmaz.” cümlesiyle anlatır.

Pazardı Öğleden Sonraydı öyküsünde, iç dünyasında sıkışan, modern zamanların hızına kapılmış, zaman ve mekânla olan münasebetini kaybedip, savrulma yaşayan insana dokunur: “Kendi küçük işleri ile dünyanın büyük işlerini ilişkilendiriyorlardı. Dünyanın küçük işlerini fazla büyütüyorlardı.” “Her ne pahasına olursa olsun, “bayağı” ile arama koymak istediğim uzun mesafe, o zaman ve zemin için sıfıra inmişti.”

Ragıp Abiyle Yapılan İkindi Yürüyüşleri Hakkında isimli öykünün kahramanı Ragıp Abi; yazarın, dünyaya ve modern çağa itirazının tecessüm etmiş hali gibidir. Ragıp abi, modern insanın sıkıntılarını yaşar ama itirazlarını da yapar, daralıp işin içinden çıkamadığı durumlarda ise küfreder, konuyu kapatır. “Kafasında yerli yerine oturtmaya çalıştığı eşyayla insan, zamanla mekân arasındaki denklem iyiden iyiye bozuluyordu. Ragıp abi daraldıkça daralıyor, modern dünyanın anasına avradına küfrediyordu.” Okura bölümünde ise Ragıp abi şöyle tarif edilir: “İki yüz yılı aşkın bir süredir kafa karışıklığı yaşayan insanımıza bir panzehir, olması gereken mümkün kılan kişi…”Ragıp abi kimdir, yaşamış mıdır, bir dost mudur, yoksa bizatihi yazarın kedisimidir, bilemeyiz. Ama Ragıp abi, rahatsız olmadığınız hatta bazen zevk aldığınız, tekdüzeliğe, sıradanlığa, bayağılığa karşı bir itiraz manifestosudur.

Kadının Güzelliği-Güzelliğin Kadını, Sadettin ile Nagehân’ın Mutlu Bitmeyen Hikâyesi ile Ant Hikâyeleri, teknik ve biçim bakımından dikkat çekici, okuyucuyu etkileyeceğini düşündüğüm öyküler. Özellikle Bir Üçleme içerisinde yer alan Ant Hikâyesi, tabiri caizse zemberek gibi bir öykü. Tıkır tıkır işlemesinin önündeki tek handikap, Acz İfâdesi ve Aşk İbaresi gibi iki öykünün ortasına konulması.

Yazarın kitabın başında Oscar Wilde’ın sözüyle yaptığı girişe bizde John Banville’dan bir kapanış ile cevap vermiş olalım: Hayat bir klişe olsaydı yazmak için bir neden kalmazdı.

Hüseyin Cömert Arşivi
10 Sayı: 10 - Mayıs 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler