İnsan artık olmayanın eksikliğini duyunca bunun adı hüzün oluyor, ancak var olup da ayrı kaldıklarının eksikliğini duyunca buna da üzüntü deniyor. Üzüntüler gelip geçer ama her üzüntü belki sonunda bir hüzne gebedir. Bilinmez. Teşrin ayları da geldi geçti. Artık bu vakitler bir daha geri gelmeyecek. Her sonbahar getirdiklerinden çok götürdükleriyle hatırlanır. Ancak artık bir hatırlama ve hatıradır. Artık bir daha geri gelmeyecek olandır. Bundan olacak sonbahar hep hüzünle eş tutulur.
İnsan bir varmış bir yokmuş. Var ile yok arasında duruyor. Ömür dediğimiz şey sadece bu kadar. Ölümden geliyoruz ve ölüme gidiyoruz. İnsan ömrü ölüme doğru bir koşmaktır. Herkes daha hılı koşmanın derdinde de farkında değil. Hüzünler doğuran bir seyahat. Sevgi, merhamet, fedakârlık olmasa her şey anlamını yitirir.
Var ile yok arasındaki oluşa insan hikâyeler dizer, şiirler adar, destanlar söyler. Hep o saf insani oluşun kafiyesidir bunlar. Geride bir aks-i seda bırakmak ister. Gök kubbede bir ses izi, bir bakış, bir duyuş. Ben buradayım, ben buradaydım çığlığıdır tüm bu sesleniş. Eşe dosta, kurda kuşa, dağa bayıra, yükselen göğe akan suya. Zamanınca zeminince, kaderince kederince!
Kararınca sabitkadem olmak düşer insana. Günler gelip geçiyor, aylar ayları, yıllar yılları kovalıyor. İnsan nasıl doğduğunu bildiği kadar nasıl ölüneceğini de düşünmeli. Zamanında ölmeyi bilmek gerek. Nasıl ölüneceğini bilen bir insan köleleştirilemez. Güncel tartışmaların, siyasetin, ideolojik tartışmaların, tutarsız prangaların, mürai beyanların cenderesinde bir hayat sunuluyor modern çağ insanına.
Neye yönelmeli, neye yaslanmalı, neyi ilke edinmeli bu ölümlü hayatta? Hiçbir dayatma özgürlüğün mavi göğünü esir alamaz. Özgürlük ekmek gibi, su gibi azizdir. Zihinlerimize giydirilmeye çalışılan deli gömleklerini reddediyoruz. İcat edilmiş kutsallıkların bizim göğümüzde yeri yok. Toprak, hava, su ve otlaklar insanlığın ortak malıdır. Sınırlar daraltıldıkça daraltılıyor. Dimağları dumura uğratan ırkçı faşist bir dilin bu dünyada yeri olmamalı. Ne yazık ki, kıtalardan ülkelere, ülkelerden şehirlere, şehirlerden kasabalara kadar küçülen, küçüldükçe şiddetlenen bir kaba ırkçılık giderek güçleniyor.
Allah herkesin Rabbidir! İnsanlar nasıl birbirinden daha kutsal olabilir ki? Beşeri kutsallar üreterek insanlığa bir el uzatamayız. Fani insan kendisini yeterli gördükçe azgınlaşıyor. İnsan denen canavar böyle doğuyor.
Gelen durmaz giden gelmez bir yoldur. Geleni görürsün gideni duyarsın, sen seni baki sanırsın, nicedir bu aldanma ey gönül!

