Enes el-Beşa, daha 24 yaşında, Suriye direnişi başladığı vakit okuduğu Tarih bölümünü bırakmış ve insani yardım faaliyetlerine omuz vermiş, evleneli henüz 2 ay olmuş ve karısı Doğu Halep’te kendisinden ayrı mahsur kalmış, Halep’te ikamet eden gönüllü bir palyaço idi.
İşte Enes hakkında bildiğimiz hepi topu bu kadar. Bu yüreği kocaman adam, bu cesur ve müşfik delikanlı, çocuklar için acıyı bal eyleyen bu kardeşimiz hakkında bu kadar az şey biliyoruz. Oysa Enes, bildiğimiz, anladığımız anlamda gerçek bir kahraman. O Halep’in masum çocukları için bir süper adam.
Enes, kısa bir zaman önce, Halep’e yönelik alçakça bir hava saldırısında can verdi. Öyle ki Batının kalbi buz tutmuş, merhamet damarları kurumuş, zihni kararmış Büyük Britanya’sının o kurumlu BBC kanalı bile bu saldırıyı “benzeri görülmemiş” diye nitelendirdi. Enes, benzeri görülmemiş bir hava saldırısında, benzeri görülmemiş bir hikâyeye imzasını attı, katlayıp heybesine koydu ve birçok kardeşi gibi usulca ayrıldı aramızdan. Ardında dünyaya kocaman ve çok anlamlı bir gülüş, belki çocukları bir nebze güldürüp sevindiren fakat bizim gözlerimizi yaşartan, içimizi ezen bir tebessüm bıraktı. Onca acıyı pırıl pırıl bir yüreğe sarmalayarak münâdinin çağrısına kulak verdi.
Dünya meşgalesi ve çok hızlı bir şekilde değişen gündemin de etkisiyle bazı ayrıntıları yeterince fark edemiyoruz kuşkusuz. En vahşi ölümlerin bile artık kanıksandığı bir zaman diliminde insana, sevgiye, dirence, iyilik ve güzellikler bağına göz atmakta bile zorlanıyoruz. Hem gönlümüz hem de sözümüz çabucak yoruluyor. Fakat altını çizmekte, tekrar etmekte -nisyanla malül varlıklar olduğumuz bilinciyle- fayda var! Enes 2 ay önce evlenmiş ve karısını muhasara altındaki Doğu Halep’te mahsur bırakmıştı. (Şu sıra bizim bildiğimiz ve fakat Enes’in o günlerde bilmediği üzere Doğu Halep diye bir şey artık yok!) Ayrıca Enes aylardır ağabeyini, annesini ve babasını da görmemişti. Ailesi Halep’i terk ederken, o bu mahzun ve çaresiz şehirde kalmayı seçmiş ve Halep kuşatma altına alınınca ailesi ona bir veda bile edememişti.
Yüreği Kan İçindeyken Çaresiz Çocuklar İçin Gülümseyen Adam
Enes Halep’te kalmayı seçmiş ve gecesini gündüzüne katarak Halep’in kalbi kırık, çehresi mahzun, bilinci hırpalanmış çocuklarının yüzüne birer tebessüm kondurmuştu.
O kapkaranlık günlerde, kirli ve yoğun toz yığınlarının, dumanların ve yıkıntıların arasında, rengârenk ve dostane yüzüyle çıkmıştı çocukların karşısına. Kâbustan beter korku ve tedirginliklerle geçen zorlu günlerde kısa bir rüya, iç ferahlatıcı güzel bir düş, karanlığı ve dehşeti gerileten bir hayal, iyiliğe ve umuda güç katan bir neşe damlası olma umuduyla kucaklamıştı çocukları. “Ah çocuklar, öyle güzelsiniz ki, nasıl kıyarlar size?” diyerek belki de çıkmaya gönlü el vermemişti Halep’ten Enes’in. Bırakamamıştı o minik ve sıcacık elleri, terk edememişti ona “Enes Abi!” diyen kardeşlerini. Ah Enes, öyle iyi, öyle güzelsin ki!
Enes, Halep’in gözü yaşlı çocuklarının feryadına gömülürken, literatürümüze “Palyaço Katili!” gibi yere batasıca bir sıfat daha eklenmiş oldu bir yandan. O yiğit çocuk, o derdi kendini aşmış adam, o baştan başa şefkat ve merhamet timsali genç, Halep’in son gülümseyişini aldı ve götürdü arkasından.
Arkası tufan; şimdi oralarda ne bir Enes var, ne Enes’in o minik Halepli kardeşleri ne de Halep’in kendisi! Enes olsaydı şimdi yine uğraşırdı kıyıda köşede annesine ağlayan bir çocuğu güldürmek için. Öyle ya, “Baba dünya bizi unuttu, bari sen gitme!” diyen bir çocuğun yüzünde belirecek bir tebessümün mimarı da olsa olsa Enes olurdu.
İçi Yanan Bir Ağabeyden…
Mahmut el Beşa, Enes’in ağabeyi. Gönlü kızgın, gönlü yaralı, gönlü kaynayan, kanayan bir ağabey. Kardeşine veda edememiş, onun elini tutamamış elleriyle birkaç cümle bırakmış zamanın bir kıyısına, tarihin bir köşesine:
“Ruslar ve Esed rejimi kardeşim Enes’i öldürdü. Enes, ayrılmayı reddetmiş ve Halep’te kalarak sivillere yardım etmek ve sokakta yaşayan çocuklara hediye verip onlara umut olmak için işine gönüllü olarak devam etmeye karar vermişti. Bütün mesele Enes’in Halep’in çocuklarına mutluluk getirmek istemesiydi. Enes terörist değildi! O çocukların yüzüne bir gülümseme getirmek için gece ve gündüz çalışan sivil halkın aktif bir üyesiydi. O dünyanın en karanlık ve tehlikeli yerinde çocukları güldürmek ve onları mutlu etmek için yaşadı. Ben ve ailem ona son bir veda etmeyi bile başaramadık çünkü Halep şehri 112 gündür kuşatma altında. Ben kardeşim adına gururluyum. Güle güle kardeşim. Belki huzur içinde rahat olmak, acımasız bir dünyaya güzellik getirmekten daha iyidir.”
Evet. Enes, dünya tarafından bir ucube sirki gibi izlenilen, “Aman aman bizden uzak olsun!” diye anılan Suriye adlı ateş çemberini kendisine oyun edinmiş bir kavi adam.
O üzerine pazarlıklar güdülen çocukların Enes abisi. O en masum kahkahaların mucidi. O çocukların gözyaşları yere damlamasın diye hayatını Halep’e gömen bir fedakâr genç. O, “Şen Olasın Halep” deyip omzuna çocukların korkularını yükleyen bir kahraman delikanlı. O bir renk cümbüşünün en çok yakıştığı insan. O Enes el-Beşa, idi. Enes el-Beşa belki de Halep’in son gülümseyişiydi.
