Ne Obama Malcolm’a Benziyor, Ne Trump Aliya’ya
TEMMUZ Sayı: 7 - Şubat 2017

Barack Husein Obama, ABD tarihinin ilk siyah tenli başkanı. Yazıktır ki dünya ve hassaten Amerika tarihi bize bu cümleyi kurdurtacak kadar kötücüldür. Dünyanın öyle kara beldeleri vardır ki insanlar sahip olduğu deriden ötürü yadırganmış, yargılanmış, mahkûm edilmiştir. Obama işte böyle bir mahkûmiyetin örneğidir. O dünyaya geldiğinde insanlar siyahilerin haklarını elde etmeleri için çaba sarf ediyor, mücadele ediyorlardı hâlâ. İşte karanlık dünya bu kadar yakınımızda idi. Eğer siyah iseniz Amerika’da, rüyalarınız renkli olamazdı ve bir beyaz bir sudan içse, sizin o sudan nasibiniz de olamazdı. Otobüsün sadece arkası sizindi, hayatınsa yalnızca taşrası.

Obama , Kenyalı bir Müslümandan olma ve bir Amerikalıdan doğma siyah bir çocuk. Henüz çok ufakken ailesi boşanmış bir çocuk, üvey babası da Endonezyalı bir Müslüman yine. Annesi üzerinden bir, babası üzerinden yedi üvey kardeş sahibi. Harvardlı bir avukat ayrıca Obama, karısı da öyle. Anne ve babasını erken yaşlarda kaybetmiş bir ABD Başkanı Obama, geldi geçti ama. Dünyadan bir Obama geçti, Amerika bir Hüseyin gördü başında.

Obama siyaha inat bir beyaz sayfa açmadı tarihte. Ne filizlerinin kök saldığı, asıl memleketi Kenya’yı ihya etti ne de Afrika’nın bütüncül karasına bir umut oldu. Bir su damlası olmuşluğu da yoktu karanlık kuyularda ve bir karanlık bakışın gözlerini açmış da değildi Obama. Ne Amerika’nın efsanesi oldu Obama ne dünyanın, bazı şeylerin ilki ve bazı şeylerin sonu oldu yine. Zulmün son temsili oldu mesela bir sonrakine kadar.

Akıllarda bir okkalı soru işareti yanıp sönmeden altını çizsek ne âlâ! Bizim Amerika’dan bir umudumuz olmadı hiç. “… Amerika’nın vicdanına sığınan Müslümanlardan nefret ediyorum…” diyecekti bir adam Obama’dan epey önce ve bu söz ehemmiyetini muhtemelen bir bu kadar daha sürdürmekten de geri durmayacaktır. Biz ne siyahında mürekkep bulduk Amerika’nın ne beyazında temiz bir kâğıt. Üzerimize düşen bombanın rengi hep gri idi, çocuklarımızın kâbusu hep gri; yıkılan binalarımız hep gri tozdu, mezar taşlarımız hep gri. Amerikan rüyası renkli bir reklam yumağı altından hızla akan gri yazılar idi. Guantanamo gri, Irak gri, Suriye, Afganistan hep gri… Verilen kırmızı-mavi sözlerinizin gri gölgesinde kaldı dünya, parlak sesinizin gri uğultusunda. Bir gri çamur kapladınız ekranlarımıza, gazeteler griye boyandı sonra. Kabul edelim, gri kalacaksınız bundan sonra da.

Biz siyahın o emek dolu bakışlarını, o asil duruşunu gölgenizde bulmadık, gözlerinizde siyah bir güzellik aramadık. Biliriz ki sizin siyahınız ancak kara çalar umudumuza. Ve sizden öğrenecek değiliz biz beyazı. Sokaklarımıza akıttığınız o tozdan bilmeyiz beyazı, akça yarınlarımızı.

Biz bir siyah kölenin bembeyaz umutlarına âşinayız elbette, müşerref ve tertemiz; biz ringlerin siyah dansçısının beyaz rakiplerini biliriz, hoyrat ve sersem; biz bazı beyaz sayfaları karartanları biliriz ya da siyah mürekkebimizi kurutan beyaz avcıları. Biz bir siyah Malik el-Şahbaz bulduk Amerika’nın bitik ufkunda ve gördük ona kıyan siyah kardeşlerinin ellerini. Sonra bir Aliya ile kamaştı gözlerimiz orada, bir beyaz kavim kanatırken kardeşlerimizi Bosna’da. Sen Obama, Malcolm kadar siyah değilsin, gerçek; ne de bir İzzet parıltısı gördük sende Trump. Ancak siyahına küsen ve beyazıyla tükenen; Michael Jackson kadar siyah ve beyazsınız.

Gökhan Ergöçün Arşivi
7 Sayı: 7 - Şubat 2017 Sayıya git

Bu Sayıya Ait Makaleler