Kuşlar ve Sesleri
TEMMUZ Sayı: 33 - Temmuz 2019

Sessiz ve karanlık gökyüzü, kuş sesleriyle açar güne yüzünü. Sabah namazının çıktığını kuş seslerinden anlarız. Kuşlar ötmeye başlamışsa, biliriz ki güneş doğmuştur. Bütün bu şehirleşmeye ve şehirleşmenin sonucu hava kirliliğine rağmen kuşlar hayatımızdan tamamen çıkmamıştır. Mutlaka bir yerden kuş seslerini duyarız. En azından bir kargayı, ardıç kuşunu duymayanımız yoktur.

Meslek hayatım boyunca çeşitli zamanlarda çeşitli yerlerde görev yaptım. Yaşadığım her yerde kulağımın biri mutlaka kuş seslerinde oldu. Onları özellikle aramadım. Çoğu zaman onlar beni buldular. Fakat hani zannetmeyin ki kendime bir evliyalık namzediyorum. Eminim her insana sesleniyordur kuşlar. Yerleşim yeri kuytu, her yanı dağlarla çevrili ve dolayısıyla bitki örtüsünün çok sık olduğu fındık ağaçlarından tutun da meşe, palamut, gürgen vs. aklınıza gelebilecek her türlü evcil olmayan bitkilerden örtülmüş bir coğrafyada çalışmıştım. Oradaki mevsimlerin renklendirdiği tabloları unutamam. Sonbaharda sararan ve kızaran yapraklar, yerlere büyük büyük saçılırken bahardaki yeşillik ise insana bir ferahlık, bir canlılık verirdi. Bunların yanı sıra kuşların, her gece yatağıma yatarken birden fazla notalı sesleriyle ve sanki birbirleriyle ahenkli şekilde sohbetlerini dinleyerek uyurdum. Oradaki bu kuş sesleri bana cennetin melodisinin ancak böyle bir şey olabileceğini söylerdi. Fakat o cennetten bir parça, insanların elinin az değdiği yerde fazla kalmadım. Yeni bir diyara göç ettim.

Bu yeni diyar etrafı çevrili birkaç lojman evi ve bir kurum binası ile çok sayıda çam selvi ağaçlarının ve dut ağacının bulunduğu bir mekândı. İlk önce sıradan kuş seslerini duyduğum ve hatta artık pek de dikkatimi çekmeyen bu sesler mayıs ayı ile başlayıp ağustosun sonuna kadar süren ve güneşin batışından doğuşuna kadar gün boyu hiç susmayan yeni bir sesle tanışmamı sağladı. Bu defaki melodi bir cennet melodisi olamazdı. Zira bu ses ürkütücü ve korkunçtu. Baykuşun bir cinsi olan kukumav kuşunun sesleriydi bunlar. Birkaç tane olan bu kuşlar mayıs ayından başlayıp ağustosun sonuna kadar her gece sabaha kadar neredeyse aralıksız bir şekilde bir dut ağacında bir selvi ağacının tepesinden o tehditkâr bakışlarıyla uluyorlardı. Onların bu sesleri insana huzur vermiyor bilakis insanın huzurunu kaçırıyordu. Belki de oradaki görevimin de kısa olmasına sevinmemin bir nedeni de bu kuş seslerinden kurtulmam olmasıydı. Sesin ürkütücü olması bir yana insanın tepesinde her an saldıracakmış gibi ve acımasız bakışlarıyla, bir gardiyan gibi duruyor olması ilk defa bir kuşun sesinin her zaman hoş olmayacağını öğretmişti.

O günden bugüne şimdi yaşadığım şehir merkezinde pek çok kuş sesi duydum elbette. Bir cıvıltıyla ışık hızı kaçan kuşlardan, gece bastırırken şu kırlangıç sesleri gibi. Kırlangıç seslerini de unutmam mümkün değildir. Zira onların sesleri bana hep ramazanı hatırlatır. Eğer onlar çığlık atmaya başlamışlarsa, kaleden top sesini işitmemiz yakındır. Zira elimde sefer tasıyla babama yemek götürürken onların seslerini duyar duymaz adımlarımı sıklaştırırdım. Bunun haricinde etrafımda yaşlı bir karga var. İsmi “Paşa”. Bir kaç kere cevizi caddeye bilerek attığına şahit oldum. Bir de aralarındaki kavgaların sesleriymişçesine gelen korkunç bağırtılarına da.

Asıl hikâyem ise yağmurlu bir günde başladı. Çok iyi hatırlıyorum. Karşı apartmanın kırmızı kiremitlerinde saklanacak yer arayan ardıç kuşları ağızlarında otlarla yuva yapmak için yer arıyorlardı. Birinin sürekli bir karşıki apartmana bir bulunduğum apartmana ağzındaki otlarla mekik dokuduğunu gördüm. Onun yuva yaptığını anlamıştım ama nereye olduğunu bilmiyordum. Nereye yuva yaptıklarını yaklaşık bir ay sonra anladım. Kitaplığım ile duvar arasından, klimanın borusunun bulunduğu boşluktan yine sabah namazının başından başlamak üzere kulakları tırmalarcasına cıv cıv cıv diye soluksuz öten ve güneş batmadıkça susmayan yavru kuşların seslerini işitmek artık bizim evin içinde sıradan gürültüler haline gelmişti. Fakat o soluk elbette kimi zaman kayboluyor, biz artık burayı terk ettiler sanıyoruz. Sonra tekrar gün boyu susmayan seslerle baş başa kalıyoruz.

Her şeye rağmen şikâyetçi değilim onlardan. Zira onları bu daracık yuvalara mahkûm eden betonlaşmayla, onlara dünyayı dar eden bizleriz. Biliyorum ki, doğa bizim olduğu kadar onların da vatanı ve onları duymak, zamanı onlarla anlamak, yaşamak ortak kaderimiz. Kuşlar bu hayatın vazgeçilmezleri. Gökyüzüne sembolik anlamlar katan desenler, kuşlar… Ve onların çığlıkları, ezan gibi bir çağrı!

Serkan Akın Arşivi